Türk-İslam Ülkücüsü, İslâm’ın ahlâk ve faziletlerine göre yaşamak azim ve kararındadır. Bu Allah ve Resulünün sevdiği ve övdüğü ahlâka sahip olmak iradesini ifade eder.

Allah Kur’an-ı Kerim’de sevdiği ve beğendiği bir kavmi şu şekilde tasvir eder: <Ey iman edenler, içinizden kim dininden dönerse,  Allah – müminlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı onurlu ve zorlu, kendisinin onları seveceği, onların da O’nu seveceği – bir kavim getirir ki, onlar Allah yolunda savaşırlar ve hiç bir kınayanın kınamasından (dedikodusundan) çekinmezler. Bu Allah’ın bit lütfu inayetidir ki, onu kime dilerse ona verir. Allah, ihsanı bol olan, en çok bilendir.> Kur’an-ı Kerim, Mâide Suresi – Ayet: 54.

Yukarıda meâlini verdiğimiz bu <in zar>  (tehdit)  âyetini Vâni Mehmed Efendi, yalnız Arap kavmini tehdit etmekle kalmayıp onlardan sonra İslâm da büyük hizmetler edecek Türk kavminin hususiyetlerini açıklayan bir emir olarak yorumlar. Gerçekten de, <Ashap-i Kiram>dan sonra İslâmiyet’e hizmette kim Türk kavmi ile boy ölçülebilir? Müslüman Türk’ün tarihini incelediğimizde bu hakikat bütün çıplaklığı ile ortaya çıkar. Kâinatın Efendisine tam dürt yüz yıl <vekâlet> eden Türk milletinin şan ve şerefi gerçekten büyüktür.  Şanlı ecdadımızın ahlâkını inceleyenler, onları <müminlere karşı alçak gönüllü>, <kâfirlere karşı onurlu ve zorlu>,  <Allah’ı seven ve Allah’ın sevdiği işleri yapan>, <Allah yolunda savaşan> ve <kınayanların kınamasına aldırmayan> , hak bildikleri yolda yiğitçe ve ölesiye yürüyen kimseler olarak tanırlar. Bütün bu hususiyetler, <Kur’an-ı Kerim’in> övdüğü faziletlerdir.

Müslüman-Türk milleti, bu yüce vasıflara sahiptir ve bu âyeti kerime-Allah doğrusunu bilir-Türk milletini haber vermektedir 17. asırda yaşayan Vâni Mehmed Efendinin bu konuda tereddüdü yoktur. O şöyle yazar: <Türk kavmidir, zira biz, uzun zamanlardan beri karada, denizde, Şark’ta ve Garp’ta Rumlar ve Frenklerle mücadelede bulunan gazilerin bütün Bizans ülkelerini zapt edip oralarda tavattun etmiş olan Türkler olduğunu görüyoruz. Türkler tarafından bu memleketlerde İslâm ahkâmı tatbik ve icra edilmiştir.> (Bkz İ. Hâmi Danişment-Türk Irkı Niçin Müslüman Olmuştur-1959- Sayfa: 137)

Bugün, kapitalizmin, komünizmin ve Siyonizmin pençesi altında inleyen, çeşitli tertiplerle vatanlarında esir düşen zenginlikleri yağmalanan, insanları sömüren, kanları akıtılan, hor ve hakir görülen ve nüfusu bir milyara yaklaşan İslâm dünyasının acıklı durumu karşısında ıstırap duymamaya imkân var mıdır? Türk dünyasının üçte ikisi esir ve mahkûm,  Arap dünyası beylik beylik bölünmüş, hırslı liderler elinde birbirleri ile boğuşmakta; Afrikalı Müslümanlar, kapitalist ve komünist tertiplere kan ağlamakta, Filipin den Eritre’ye kadar ezilen ve kahredilen milyonlarca Müslüman kurtuluş ümidi aramaktadır. Bağımsız bilinen İslâm ülkeleri ise bin bir sosyal, kültürel, ekonomik ve politik problem içinde bunalmış, iç ve dış düşmanların taarruzları karşısında ayakta durmaya çalışmaktadır. Yeni sömürgecilik, Müslüman ülkelerin çocuklarını dinlerinden ve milliyetlerinden koparmış, kendi emellerine hizmet edecek <eylemlere> sürüklemekte ve kendi sloganlarını bağırttırmaktadır.

İşte, bu karanlık tablo içinde, yalnız Türkiye’de bir ümit ve iman ışığı belirmiş bulunmaktadır, İslâm iman ve ahlâkında güç alan yeni bir ülkücü nesil, tarihimizin bağrından fışkırmış ve her gün biraz daha güçlenerek gelmektedir. Bunlar, <müminlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı onurlu ve zorlu, Allah yolunda savaşan ve kınayanların kınamasına aldırmayan> yiğitlerdir. Bu nesil, Allah’ın Türk milletine ve İslâm dünyasına ihsanıdır.

KAYNAKÇA
Seyit Ahmet ARVASİ, Türk İslam Ülküsü 1, 1979 Basım, Sayfa 396.