Şubat 2020 Yeni Ufuk Dergisi Yeni Ufuk Dergisi 2020 

OĞUZ BOYLARINDAN: SALUR

Oğuzların 24 boyundan biri olan ve Kaşgarlı Mahmud’un ünlü eseri Divan-ü Lügat’it Türk’e göre yirmi iki Oğuz boyunun beşincisi olarak bilinen Salur boyu, “vardığı yerde kılıç ve çomağı ile iş gören” manasına gelir. Bu boy, uzun bir zaman Oğuzeli’nde hüküm sürmüştür. Bu manada Salurlar, hükümdarlığı uzun bir süre yürütmekle beraber kendisinden sonraki boylara da adeta örnek olmuştur. Divan-ü Lügat’it Türk’te boylar hakkında şöyle söylenmiştir: “Birbirini tanımayan iki adam karşılaştıkları zaman selamlaşırsa: “Sen hangi boydansın, senin soyun hangisi, halkın ne idür (raht, aşira, kavim)?” der. Diğeri cevaplar: Benim akrabam(raht) Salgur boyudur(kabile).” Der. Böylelikle her biri diğerinin kabilesini (hizb) tanımış, olur. Divan-ü Lügat’it Türk’te “Salur” ya da “Salgır” şeklinde geçen bu boyun adı Oğuz Kağan’ın altı oğlundan biri olan Dağhan’ın büyük oğlu ile başlamıştır. Soyları Dağhan’a kadar uzanan Salur boyu diğer Oğuz boyları ile birlikte Seyhun ırmağı vadisi, Issık Göl havzalarından ayrılarak Harezm ve Horasan bölgelerine göç etmişlerdir. Büyük Selçuklu Devletinin Oğuz kabilelerini dağıtma politikası doğrultusunda Batıya göç etmeye zorlanan Salurlar, Merv taraflarına yerleşerek bugünkü Türkmenlerin bir boyu haline gelmiştir. Türkistan’da Oğuz Türklerini ve diğer Türkleri yönetmeleri aynı zamanda iktidarı sağlam temeller üzerine kurmaları bize kendinden önceki Kayı boyundan emaneti aldığını ve kendinden sonraki Kınık boyuna da bu emaneti bıraktığını gösterir. Salurlar’ın Türkmen tarihindeki yeri ve önemine dikkat çeken Faruk Sümer, şöyle bir açıklamada bulunmuştur: “Salurlar, Hazar Ötesi Türkmenleri’nin meydana gelmesinde birinci derecede amil olan Çavuldur, İğdir, Eymür, Karkın gibi boylardan biridir. Hatta eldeki bilgilere göre onları en başta saymak gerekir.” Demiştir. Oğuzname’de de geçtiği üzere: “Hâkimiyet Kayı Han’ın ve oğullarının elinde bulunuyordu ta ki asırdan asra kuşaktan kuşağa geçerek Tağ Han’ın oğlu Oğuzun oğlu Sol kanattan Salur boyuna geçene kadar…” ifadesi aynı zamanda bize, Salur boyundan gelen Hanların hâkimiyetlerinin Selçukluların bünyesine varana kadar devam ettiğini göstermektedir. Salurlar, aynı zamanda Dede Korkut’ta “en şerefli mevkiide olan, adil idareleri ve imar faaliyetleriyle âlim ve şairleri himaye etmek maksadıyla hatıralar bırakmış bir Türk Hanedanı” olarak geçer. Salurlar, Anadolu’daki Türk yerleşmelerinde önemli bir yapı teşkil etmiştir. Bu yerleşim yerlerini oluşturmada yaptıkları fetihler ve katıldıkları savaşlar tarihimizde köklü yer edinmiştir. 12. Yüzyılda Seyhun boylarından gelen yeni bir Oğuz grubu arasında kalabalık sayıda Avşar ve Salurlar yer almıştır. Avşarlar, Hûzistan kasabasında yurt tutarken Salurlar Kendüman’dan Kûhgîlûye düzlüğüne uzanan yörede yurt tutmuşlardı. Salurlar’ın başında bulunan Mevdud Bey, Fars hâkimi olan Emir Boz-aba’nın hizmetine girmişti. Boz-aba’nın Hemedan civarında yapılan bir savaşta Selçuklu Sultan Mesud tarafından yenilgiye uğratılıp öldürülmesi üzerine Fars Mesud’un yeğeni Melikşah’ın eline geçti. Bu sırada Mevdûd’un ölümüyle oğlu Sungur, Melikşah’ın atabeği oldu. Atabeğ Sungur 543 yılında Şiraz’ı ele geçirerek İran’ın Fars bölgesinde 685 yılın kadar hüküm sürecek olan Salgurlular Fars Atabeğleri adı verilen bir hanedanın temellerini atmışlardır. Daha sonra Horasan ve Kirman’dan gelen diğer Türk boylarıyla nüfuslarını arttırmışlardır.  Atabeğliğ’in 1286 yılında Moğollar tarafından ortadan kaldırılmasından sonra Salgurlar, Salur Türkmenleri adıyla anılmaya başlandı. Bölgede kalanlar, Merv ve Serahs civarında hayatlarını devam ettirdiler. Batıya göç edenler ise Anadolu’da kurulan Mengücekler, Eretnalılar ve Türkiye Selçukluları’nın hizmetine girdiler. Salurlulardan Kadı Burhaneddin, Eretnalıların zayıflamasından istifadeyle, Sivas ve Kayseri bölgesinde kendi adıyla anılan bir devlet kurdu. Osmanlılar zamanında Salurlar; Sivas, Erzincan, Tokat, Amasya, Adana ve Trablusşam bölgesinde hayatlarını devam ettirmişlerse de sonraları diğer Türkmen boyları arasına karıştılar. Bugün Anadolu’da, Salur adını taşıyan birçok yerleşim birimi bulunmaktadır. Buna takiben Salurlar; bünyesinden toplumu aydınlatan, geleceğe ışık tutan birçok âlim çıkarmıştır. Bunlardan biri 13. Yüzyılda Divriği’den Mısır’a giderek Memlük Sultanları katında büyük itibara sahip olan Salur boyundan Mustafa oğlu Muhammed’dir. Kendisi fıkıh âlimidir aynı zamanda da “iç dil”de şiir yazmıştır. Aynı yüzyılda Denizli kesimindeki uç beyleri içinde Salur Bey adlı bir kişi vardı. Yine Amasya, Sivas, tokat kesiminde müstakil bir idare kuran Kadı Burhaneddin’in de bu boydan olduğu bilinmektedir. Aynı zamanda 16. Yüzyılda Anadolu’da “Salur” adını taşıyan elli bir yer adı da tespit edilmiştir. Bunlardan dokuzu Sivas, sekizi Konya, dördü Saruhan, üçü Hamid-ili sancağında bulunmaktaydı. Elli bir Salur yer adından bugün yirmi ikisi günümüze ulaşabilmiştir. Salur oymakları, Trablusşam, Tarsus, Ulu Yörük ve diğer bazı yörelerde yaşamaktadır. Suriye’deki Trablusşam sancağında yaşayan Salurlar, kaynaklarda “Sallûriyye” şeklinde geçmektedir. Bunlar, Çoğunlu (Coğuniyye) adlı diğer bir Türk oymağı ile birlikte Trablus dağlarında yaylamakta ve Tedmür vahasında kışlamaktaydı. Kanuni Sultan Süleyman devrinde (1520-1566) Trablus Salurları’nın yirmi beş obadan meydana geldiği görülmektedir. II. Selim döneminde Salurlar’ın nüfusları artmıştır. 16. Yüzyılda Tarsus yöresinde yaşayan büyük oymaklardan Ulaş boyu kalabalık bir teşekkül olup 925(1519) yılında Bayındır (kırk bir oba), Salur (on oba) Orhan Beyli gibi obalara ayrılmıştı. Ulaş boyuna bağlı Salur oymağı boyun diğer obaları gibi çiftçilik yapmakta ve yazın yaylalara gitmekteydi.

Edebiyatımıza yön veren Şecere-i Terakime ’de Salur Boyundan olan Salur Kazan’ın tıpkı Oğuz Kağan gibi gökten inip insanları yutan büyük bir ejderhayı öldürmesi açık olarak “Seyyah Korkut” mahlaslı bir manzumede anlatılmaktadır:

“Gök asmandan inüp geldi tinnin yılan
Her ademni yutar irdi görken zaman
Salur Kazan başın kesdi birmey aman
Alplar, bigler gören bar mu Kazan gibi?”
Dede Korkut Kitabı’nda da;
“Yedi başlu ejderhaya yetüp vardum
Heybetinden sol gözüm yaşardı
Hey gözüm namert gözüm muhannes gözüm
Bir yılandan ne var ki korhdun, dedüm” (1).

“Ejder öldürme”, tıpkı Oğuz Kağan ve diğer destanlarda olduğu gibi ergenliğe geçişin, alplığın ve nam almanın tescili olarak yorumlanır. Salur Kazan’ın ilk ve en önemli kahramanlığı da bu olması gerekir. Tıpkı Boğaç, Koblandı Batır, Ak Kübek gibi.

Kazan der:

“Beylerimle ala karlı, gök sümbüllü dağlara ava gitmiş idim. Serhat beylerinden ulak geldi: -Kazan ne durursun? On bin düşman üstüne geliyor. On bin düşman geldiğini işitince kollarımı kavuşturup, ak otağ içindeki evime girdim.

-Yirmi bin düşman geliyor, deyince, yerimden kımıldamadım.
-Otuz bin geliyor, deyince, hiçe saydım.
-Kırk bin geliyor, deyince, kara gözümün ucundan sert baktım, çekinmedim.
-Elli bin geliyor, deyince, el verip elleşmedim, ‘azdır’ dedim.
-Altmış bin geliyor, deyince, Allah’ı andım, atlanmadım.
-Yetmiş bin geliyor, deyince, yeltenmedim.
-Seksen bin geliyor, deyince, ürpermedim.
-Doksan bin düşman geliyor, deyince, arkaya doğru kaydım, zırhımı giydim.
-Yüz bin düşman geliyor, deyince, yüz çevirip gitmedim, akarsudan abdest aldım, alnımı yere koyup namaz kıldım. Muhammed’i yaratan bir Cebbar’a bağlılığımı bildirip; ‘Ya Muhammed! Ya Ali, medet!’ dedim.

……

Kazan atının üstünde ejderhanın ağzına doğru sürüklenmeye başladı. Kazan bir nara atıp, Allah’ına yalvardı: “Ey dilediğini göklere çıkaran görklü Tanrı! Ey batırdığını sessizliklere gark eden ulu Tanrı! Çok kimseler seni gökte arar, müminlerin gönlündesin, sadıkların dilindesin. Allah Tanrı! Sana bir diyenin ağzını öpeyim; iki diyenin ağzını çarpayım, akar çaylar üstüne köprü kurayım, kalmışların elinden tutayım, fakirlerin sırtını örteyim. Demesinler son çağında Kazan’ı bir yılan yuttu. Ey Perverdigar! Sen bana bir kurtuluş yolu göster.”

……

Kötü günün olmasın, kötü günün olsa Allah’ına yalvar. Allah’ına yalvaranlar mahrum kalmaz. Kazan ki, Allah’ına yalvardı, o anda onunla ejderhanın arasında bir otağ gibi bir kaya peyda oldu. Kazan, o kayanın korunaklı, kuytu tarafına geçince atından indi, mızrağını yere sapladı, kalkanını elinde hazır tuttu. Bir yiğit sağ oldukça bir silah can verir. O silah bir an, bir saat için bile o yiğide gerekli olur. Ejderha ne kadar çaba sarf edip, tekrar tekrar nefes çekip Kazan’ı yutmaya çalıştıysa da kalkan onun savrulup ejderhanın ağzına doğru yuvarlanmasına izin vermedi. Kazan o kayanın kuytu yerinde tutundu.

……

Kazan der: “Kendim dipte durdum. İç Oğuz beylerini sağdan saldım, Dış Oğuz ağalarını soldan buyurdum. Alagöz’ün ağzında, Şerencana düzünde yüz bin kâfire karşı geldim. Rakip tuttum, savaş yaptım, yedi gün yedi gece o kâfirlere kılıç çaldım. Yedi günden sonra etrafıma baktım, yedi kâfir kılıcım karşısında vuruşmaya girişmeyince yüz bin kâfirin kırıldığını ondan anladım. Aras ve Kars Kalesi’ni o seferde aldım. Başı Açık’tan esir aldım. Akça Kale Sürmeli’de Lala Kılbaş’ı Daruga (Yönetici) yaptım. Beylerle Serhab Dağı’na seyre çıktım. Keyfimin yerinde olduğu sırada altı bey oğluna tuğra ve nekkare verip, kendim gibi bey yaptım.” Kazan der: “O anda bile Alpım, Erim diyerek övünmedim.” demiştir.

“Atalarımızın ışığında yine inanıyoruz ki biz Türkler savaş meydanlarında dahi pes edenlerden olmayıp Allah’ın kudretine güvenip cenk etmişizdir. Edebiyat hazinemiz ve şanlı tarihimiz bize her daim bunu göstermiştir. Üzülüp yeise kapılmadığımızda ve tam olarak iman ettiğimizde zaferin kaçınılmaz olduğunu Allah bizlere vaat etmiştir. Ezelden ebede bir akış içerisinde olan tarihimiz ve onunla beraber süslenen edebiyatımız bize her daim yol gösterecektir.”

Tanrı Türk’ü Korusun ve Yüceltsin!

Not: Salurlar hakkında 2000’li yıllardan itibaren çalışma yapan Türkologlardan biri Mehmet Ölmez’dir. Talat Tekin ile yazdıkları “Türk Dillerine Giriş” adlı çalışmada Salurlara kısaca değinen Ölmez, Türkiye’de ilk defa “Salır” ismini de kullanan Türkolog’dur. Daha önceden bilinen “Salar” isminin yerine “Salır” ismini tercih etmiş, bunu da Salırların yaşadıkları bölgenin adını “Salır” şeklinde telaffuz etmelerine dayandırmıştır.

SALUR BOYUNUN YERLEŞİM YERLERİ

Antalya-Elmalı
Antalya-Kumluca
Antalya-Manavgat
Bolu-Gerede
Çankırı-Orta
Çorum-Seydim
Erzincan Refahiye- Akarsu
Isparta- Şarkikaraağaç
Kayseri- Güneşli
Konya- Karaman
Konya- Karapınar
Manisa- Gördes
Manisa-Gördes
Samsun- Lâdik
Tokat- Artova
Tokat- Zile- Boztepe
Yozgat- Sorgun

KAYNAKÇA

1 Gökyay 1973: 137
Ali DUYMAZ, Türkologiya- On Üçüncü Boy, 2019
Ercilasun, Ahmet Bican (2002). “Salur Kazan Kimdir?”, Milli Folklor, 56: 22-33. 5
Faruk SÜMER, Oğuzlar
İslam Ansiklopedisi
Milli Folklor Yıl:2014 Sayı:56

Benzer yazılar