Ey, Türkistan, şanlı ülke, güzel anayurt!
Bir gün gelir kaldırırız yine bayrağı;
İçimizden elbet çıkar yeni bir Bozkurt,
Yabancıdan geri alır kutlu toprağı…                                                                                                                           

Atsız’ın dimağlara kazılan bu dizelerindeki gönül coğrafyasını yeterince tanıyor muyuz? Kendi İstiklâl Savaşı’mı biliyorken ‘‘Onlar da Türk’’ dediğimiz milyonlarca insanın dünü ve bugünü hakkında neler biliyorum diye düşünmeye başladım. Türkistan’ın mâzisindeki yaralarının izini sürmek niyetiyle derin olmasa da olsa bir fikre vardım. Bir başlangıç vesilesi olması için bu yazıyı kaleme alma gereği hissettim.

Türkistan’ın hudutları bugünkü anlamıyla Türk Cumhuriyetlerin olduğu kısmına Batı Türkistan, Çin esaretindeki kısmına Doğu Türkistan, Afganistan’ın kuzeyindeki kısmına Güney Türkistan diyoruz. Mâlûmun ilânı: Ticaret yollarının geçiş güzârgâhı dolayısıyla hem Çin hem Rusya ile tarih boyunca papaz olmuşuz. Kendi aramızdaki çekişmelerden fırsat buldukça kâh vurulmuş kâh vurmuşuz. Selçuklu dönemine gelindiğinde göç boruları ötmeye başlamış, kervanlar dizilmiş, yola düşülmüş. Bir kısmımız ise Türkistan topraklarında kalmayı tercih etmiş. Ardından Moğol yayılmasıyla idare Cengizlilerin eline geçmiş. Buraya kadar çok büyük bir sorun yok gibi duruyor. Tâ ki Rus yayılmasına kadar. Ruslardan önce bölge Özbeklerin elindedir. Buhara Emirliği, Hive Hanlığı, Hokand Hanlığı iş başındadır. Rusların Türkistan işgali 1552’de Kazan’ı işgaliyle başlar. Aşama aşama ilerleyen işgal süreci Çarlık Rusya’sından Sovyet rejimine kadar devam eder.

Kazan’ı alan Ruslar, Hazar’a ve Kafkasya’ya ulaşır oradan da Ural’a. Üs bölge olarak kullandıkları bu coğrafyadan sonra Sibirya ve Türkistan coğrafyasına doğru yayılma politikalarını devreye sokarlar. İlk icraatları da Türk boylarını Hristiyanlaştırmak olur. Devlet politikası haline getirerek nerede bir camii görse yakıp yıkarlar. Türkleri azınlıkta bırakmak için Rus göçmenleri yerleştirir. Doğal olarak kültürlerarası benzeşmelerde çoğunluğun dediği olur. Azlık çokluğa uyar ve asimile olur. Bölgenin demografik yapısı değişmeye başlayınca Tatarlar azınlık durumuna düşer. Peki neden önce Tatarlardan başlamışlar? Duygusal sebepler her zaman için önceliklidir. Tatar bölgesine hâkim olmak ticaret yollarına hâkim olmaktır ki öyle de olur. Çarlık, Türkistan coğrafyasına ekonomik olarak üstünlük kurmaya bu dönemde başlamıştır. Türkler bu durumu fark edince Cengiz soyundan Küçüm Han karşı çıkar ama elinden pek de bir şey gelmez, başarısız olur.  Ekonomik emperyalizmin dibine vuran Rusların sömürmekte eşi benzerine rastlamak mümkün değildir.  18. Yüzyıla gelindiğinde Rusya imparatorluk haline gelir. İmparatorluk dedik çünkü Küçüm Han yenilince Türk boyları Rusların himayesine girer ve asimile olmaya başlar. Rusya bölgede at koştururken aynı şeyi Osmanlı üzerinde yapmak ister. Ancak Osmanlı 1711 Prut Savaşı’nda meşhur tokatını atar, Ruslar Asya’ya geri döner. Bu kez altının kokusunu almışlardır. Amuderya Nehri’nde altın tozu olduğunu öğrenirler. Güneye inen Rusların karşısına bu kez Küçük Cüz Hanı Ebu’lHayr çıkmıştır. Ancak Rusya karşısında varlık gösteremez. Han töreye mugayıl bir hareket yaparak meclisin olmaz kararına rağmen Rusya’nın himayesini kabul eder. Meclis kabul etmeyince Rusya tarih boyunca yaptığı gibi kardeşi kardeşe kırdırır. Kalmuklar’ı, Rus Kazaklarını, Başkurtlar’ı ve Sibirya Türklerini meclisin üstüne yollar. Sonra da gelip seni kurtarayım, der. Dereye düşen yılana sarılır.

Yardım bahanesiyle askeri üsler kurarak bölgeye yerleşen Ruslar yanında kendi halkını da getirip Ruslaştırma çalışmalarına kaldıkları yerden devam eder. Ancak Türklerdeki bağımsızlık ateşi henüz sönmemiştir. Kazak Türkü Abılay Han, Şah Ali gibi liderlerle defalarca ayaklanma çıkarsalar da bazen Rusların bazen de Rus güdümlü Türk boylarının muhalefetine karşı başarısız  olurlar. Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur, sözüne Türk’ün ‘‘Maalesef  Türk’’ten başka düşmanı yoktur, sözünü eklersek yanlış olmaz. Geriye kalanlarla elbet baş edebiliriz ancak iç güçler dış güçlerden daha çok uğraştırmaktadır. Nitekim önüne kim çıktıysa ezip geçen Ruslar nihayet Buhara Emirliği, Hive Hanlığı ve Hokand Hanlığı ile karşılaşırlar.

Ekonomik anlamda zayıflık, hanlıklar arasındaki birlikten yoksunluk, yanlış siyasetler neticesinde oluk oluk Türk kanı Asya’da akarken Ruslar Osmanlı’ya da diş bilemektedir. 1853-1856 yılında çıkan Kırım Savaşı bir kez daha zaferle sonuçlanmış, hasta adam hâlâ yenilememiştir. Ruslar hasta adamın kardeşlerine bir kez daha göz diker. Bölgeye heyet gönderir. O heyetin raporunda şunlar yazılıdır: ‘‘…Rusya bu ülkeleri işgale derhal başlamalıdır. Yalnız bunun için Rus kanının dökülmesine fazla lüzum yoktur. Zira buradaki üç Türk hanlığı arasında yeteri kadar ihtilaf vardır. Rusya’nın yapması gereken bu ihtilafları körleyerek devletleri birbirine düşürmektir. İhtilafların savaşa dönüşmesi için de uygun olan devlete silah ve mühimmat yardımı vaat ederek savaşın çıkması sağlanması.’’                                                                                                                       Raporun öngördüğü doğrulanır artık Ruslar Batı Türkistan topraklarındadır. Düşman sınırda değil bizzat içimizdedir. Ayaklanmalar bir boy ile sınırlı kalınca, askeri eğitimden yoksunluk ve ekonomik imkânsızlıkların olması Rusların kolay zafer elde etmesini sağlar. Askerin ardından Rus göçmenler yerleştirilmeye başlar. Misyonerlik faaliyetleri hızlanır. Ancak tüm bunlar Türklerde milli şuuru kamçılamıştır. Üstüne bir de Türkistan pamuğunun sömüren bir Rus idaresi gelince fitil ateşlenir ve Dükçü İşan önderliğinde bir ayaklanma daha çıkar. Her ne kadar başarısız olsa da Türkistanlılar için tecrübe olmuştur. Meşhur ‘’Umum Halk Ayaklanması’’ için zemin oluşturmuştur. Rus idaresi kanlı bastırdığı isyandan sonra vergileri arttırır, zulmün ateşini körükler. Kendi ürettiği pamuğun zerresini kullanamadan Rusya’ya taşınması, pamuktan başka tahıl üretilmesine izin verilmemesi kıtlığı hat safhaya ulaştırır. Türkistanlılara tahıl satılmaya başlar. Öyle ki hem vergilerden hem de usulsüz emirlerle elde edilen para rütbesi düşük memuru bile zengin eder düzeye getirmiştir. Halk Ruslara karşı içten içe bilenmiş durumdadır. Bir işaretle ayaklanmayı beklemektedir. Dönemin koşulları düşünüldüğünde yaklaşan ayaklanmanın Rusları ne kadar korkuttuğu anlaşılacaktır. Birinci Dünya Savaşı patlak vermiş, Rusya bölge ile uğraşırken şu ifadeleri kullanmak zorunda kalmıştır: ‘‘Savaş cephesine yeni bir Türkistan cephesi eklendi.’’ Umum Halk Hareketi başarısız olur olmasına ama Çarlık yerini Bolşeviklere bırakır. Bunda yaşananların etkisini göz ardı etmemek gerekir. Ne hikmetse başa geçenler Türkistan’a yönelmeyi ilke edinmişlerdir. Türkistanlı için ha Çarlık ha Sovyetler, değişen bir şey yoktur.

Çarlık Rusya’nın yıkılmasının ardından Lenin’in diğer milletlere özgürlük söylemleri başlar. Türkistanlılar umutlanır. Lakin umutları kursaklarında kalacaktır. Çünkü Lenin’in hürriyet söylemlerinin yerini kanlı baskılar alacaktır. Söylemlerin duyulmasının ardından Türkistanlılar harekete geçer. Alaş Orda Hükümeti ve Türkistan Milli Muhtar Hükümeti kurulur. Taşkent’te kurultay için hazırlık yapılırken Rusya’da askeri hazırlıkları hızlandırmıştır. Beklenen son bellidir. Ancak burada Korbaşı teşkilatlanmasının önemini görüyoruz. Korbaşı Kiçkine  Ergeş direnir, Sovyetlerin isteklerine boyun eğmez. Sovyetler de kaldıkları yerden devam ederler ve Hokand bombalanır. Türk’ün kadim düşmanı Ermeniler de tasmasından tutan Ruslarla ortak olup katliama katılır. Türkistan’daki millî mücadele ile ani Korbaşı hareketi ile Anadolu’daki Kuvayı Milliye hareketinin benzerlik gösterdiğini görüyoruz. Önce farklı gruplar halinde bölgelerinde örgütlenmiş, gerilla tipi mücadele eden bu yapılar düzensiz birliklerdir. Tıpkı Kuvayı Milliye’ye yapıldığı gibi kara propagandaya maruz kalmışlardır. İçlerinde liderlik hırsı ile düşmanla anlaşma yapanlar da olmuştur. Tüm bunlar bizim Millî Mücadele yıllarımızı andırıyor değil mi? Kuvayı Milliye’nin düzenli orduya geçişini Mustafa Kemal Paşa ve İnönü’nün liderliğini gösterebileceğimiz gibi korbaşıların da düzenli bir hal almasında Şir Muhammed Bek ve arkadaşlarının yanı sıra Enver Paşa’yı gösterebiliriz.                                                                                   Korbaşılar üzerine oynanan bir kelime oyunu ve kara propagandaya değinmeden geçemeyiz. Zira bizim ‘‘Basmacılar’’ diye bildiğimiz ve gurur duyduğumuz bu kelime aslında Rusya’nın Türkistan ihtilalcileri üzerine kurduğu kara bir oyundur. Şöyle ki basmacı demek baskın yapan, eşkıya anlamında kullanılan Türkçe bir kelimedir. Haliyle Türkler arasında bu anlam yaygındır. Korbaşılar için bu kelimenin kullanılması Türkistan Türklerinin gözünde onları eşkıya olarak konumlandırmak için bilinçli olarak uydurulmuştur. O devrin ‘‘Maalesef Türklerinin de alet olmasıyla yaygınlaştırılmak istenmiştir.’’Sovyet edebiyatında bu oyuna alet olmuş Türk yazarlar bulunmakla birlikte bunu reddeden Cengiz Aytmatov bulunmaktadır. Cengiz Aytmatov 1991 yılında bir kongreye katılmış ve bu kavram hakkında konuşmuştur. Basmacı yerine kurtarıcı kavramının doğru olduğunu vurgulamıştır. Stalin ise bu konu hakkındaki görüşlerini şöyle ifade eder: ‘‘Basmacı Hareketi, 1918-1924 yılları arası, Orta Asya’da bir karşı ihtilal ve milliyetçi hareket olarak, Orta Asya Cumhuriyetlerini Sovyet Rusya’dan ayırmak ve sömürücü sınıfın hâkimiyetini yeniden kurmak gayesi ile zenginler tarafından yürütülen alenî siyasi bir haydutluk olarak ortaya çıkmıştır.’’ Bu sözün üzerine söz söylemeye lüzum yoktur. Demek ki Korbaşı hareketi yerli ve milli bir harekettir. Öyleyse Rusların yaptıkları kızıl basmacılıktır, haydutluktur.  Millî kahramanlarımızdan Şir Muhammed Bek basmacı söylemi hakkında’’… asıl basmacılar Ruslardır.’ diyerek bu algıya karşı mücadele etmiştir. Nitekim Rusların oyunu tutmamış Türkistanlılar Korbaşıları bağrına basmış, onlara hem canı hem de mallarıyla destek vermişlerdir.

Rusya bu hareketten ciddi mânâda çekinmiştir, çünkü Rus hegemonyası altındaki diğer milletlerinde bağımsızlık istemesinin önünü açabilirdi. Bu acıdan da Kurtuluş Savaşı’mızın zaferle sonuçlanmasıyla diğer milletlere umut oluşumuz açısından Korbaşılarla benzerlik kurulabilir. Öte yandan Kazım Karabekir Paşa’nın Mustafa Kemal Paşa için ‘‘Ben ve askerlerim emrinizdeyiz.’’ demesi gibi Şir Muhammed Bek’in Enver Paşa’nın orduyu devralmasından sonra onun emrine girmesi arasında şüphesiz benzerlikler vardır. Türk doğuda da Türk’tür, batıda da Türk’tür. Şir Muhammed Bek ve arkadaşlarının mücadelesine Enver Paşa’da ortak olunca Türkistanlıların mücadele azmi artar. Artık Halife’nin damadı da onlarla aynı saflardadır. Yıllar sonra kardeş kardeşe yardıma gelmiştir. Bakü’ye yardıma giden Enver Paşa için şaşırılacak elbette bir şey yoktur. Anadolu Türk’ü ve Türkistan Türkleri iki farklı coğrafyada istiklal mücadelesine girişmiştir. Kendi çıkarları için Kurtuluş Savaşı’mıza destek veren Rusya yine kendi çıkarı için Türkistanlı Türklere karşı savaşmaktadır.                                                                Korbaşılar hareketi Enver Paşa ile yeni bir kimliğe bürünür. Gerilla tipi (Türkçesi Korbaşı diyebiliriz.) savaş taktikleriyle mücadele eden Korbaşılara disiplin yükler. Artık ordunun çehresi değişmiştir. Enver Paşa’nın bölgeye gelmesiyle birlikte Şir Muhammed Bek Paşa’ya bağlılıklarını bildirir.  Daha ilk çatışmasında Duşanbe ele geçirilir. Rusların garnizon şehri olarak kullanılan bu şehir önemlidir. Ardından bölünme olmaması için birliği iyi sağlamak için 9 maddelik bir tamim yayınlanır. Enver Paşa’nın her başarısının ardından halktan gelen destek artıyor, asker sayısı çoğalıyordu. Anadolu hareketiyle benzerlikleri olduğunu vurgulamıştık. Başarılı sonuçların ardında Ruslar Enver Paşa ile anlaşmaya varmak istemişlerdir. Lakin Misak-ı Milli Kurultayının toplanmasının ardından Rusların teklifleri reddedilmiştir. Benzerlik sadece Misak-ı Milli değil ilk başarının ardından gelen anlaşma teklifidir. Hatırlarsanız İsmet İnönü’nün başarısının ardından yine anlaşma teklifi önümüze koyulmuştu, burada da aynısını görüyoruz. Ancak bize dayatılan Sevr’in maddelerinin değiştirilmiş haliydi. Türkistanlılar için de durum böyledir. Enver Paşa reddeder. Hem Anadolu hareketinde hem Türkistanlıların milli mücadelesinde hedef bağımsızlıktır. Birinde Atatürk diğerinde Enver Paşa lider konumundadır. Ruslar yenildikçe halkı katletmeye devam etmiştir. Kazanılan zaferlerle gelen destekler normaldir de Tatarların Rus saflarına geçmesi beklenmedik bir durumdur. Hal böyle olunca Enver Paşa zorluk çekmiştir. Türkistan mücadelesine sekte vurulmuştur.  Küfür yine tek millet olup çıkmıştır. Çünkü Almanya ve İngiltere, Rusya’ya desteğini bildirir.  Enver Paşa yalnızlığına ilave olarak Afgan gönüllülerin de Paşa’yı terk etmesini gösterebiliriz. Bu da yetmezmiş gibi Enver Paşa’ya Afganistan Başbakanı’nın daveti gelir. Paşa’nın cevabı şöyle olur: ‘‘…Siz bir din kardeşi olarak Türklük davasına hizmet ettiniz. Sizin de damarlarınızda Türk kanı vardır. Nerede yaşarsanız, hangi bayrak altında olursanız olun, Moskoflar bütün Asya’nın en büyük ve acımasız düşmanıdırlar. Onlarla mücadele etmek için hak ve adalet hislerine sahip olmak kâfidir. ’’ Tarih 4 Ağustos 1922’yi gösterdiğinde, bir Kurban Bayramı gününde Ruslar taaruza geçer. Enver Paşa ve yanındaki mücahitlerde karşı saldırıya kalkarlar. Enver Paşa yalın kılıç gittiği ilk mitralyözü susturur ancak isabet alır. Oracıkta şehit düşer.  Ardından Devletmend Bey de Türkistan uğrunda şehit olur. Korbaşılar, Enver Paşa’nın ölümünden sonra da mücadeleyi bırakmaz. Maalesef mücadele başarıya ulaşamamıştır. Tarihçi değilim ama millî şuur müptelası olduğumu rahatlıkla söyleyebilirim. Bu konuda iki değerli eserin anılmasını isterim. Biri İlyas Kara’nın Türkistan’da Bir Bozkurt Enver Paşa, diğeri Emin Yarımoğlu’nun Korbaşılar adlı eseridir. Millî şuur tiryakilerine selam olsun…                                                                              Korbaşılar, Türkistanlıların Kuvayı Milliye’si olarak anılmaya devam edecektir. Atsız’la başladık, Atsız’la bitirelim.

‘‘Mazideki zaferlerden kalmadı bir iz;
Döktüğünüz kanlar oldu bir deniz…
Bir gün elbet yeni baştan birleştiririz:
Türkmen, Kırgız, ’’

Kaynakça

Korbaşılar, Emin Yarımoğlu, Bozkurt Yayınları, sayfa:17.