Eğitim (pedagoji) sahası, fonksiyonları itibarı ile düşünülürse, «Hukuk» ile «Tıb» sahası arasına oturmuştur denebilir. Bir bakıma eğitim, «konusunu», hukuk ve tıbba kaptırmamaya çalışan bir «sosyal faaliyet» tir.

Çağdaş eğitim, kendisine komşu bulunan hukuk ve tıp sahasından faydalanmakla birlikte, gaye, metod ve muhteva bakımından onlardan ayrılır. Her şeyden önce bilinmelidir ki, eğitim, tam ve kâmil mânâda vazifesini yapamadığı zaman, hukuk ve tıbbın işi çoğalır. Aksine, eğitim, çağdaş ve millî ihtiyaçlara cevap verecek nitelikte olursa hukuk ve tıbbın konusu da, işi de azalır.

Hukuk’un fonksiyonu, «sosyal normların» bekçiliğini yapmaktır. Bu normların ihlali karşısında «müeyyidelerini» harekete geçirmek, cemiyette huzur, düzen ve disiplin sağlamaktır. Hukuk, sosyal normların ihlâline «suç» adını verir ve «suçlu» karşısında «cezacı karakterini» ortaya koyar. Cezadan maksat, bir bakıma, sosyal normların gücünü ve yüceliğini suçluya göstermek, caydırıcı bir hüviyetle sosyal normların ihlâli konusundaki niyetleri harekete geçmekten men etmek, sosyal düzen ve dengeyi korumaktır. Hukuk, suçluyu muhakeme ederken, her şeyden önce, suçun gerçekten işlenip işlenmediğine ve ne suretle işlendiğine bakar. Suçluyu suça iten dinamiklerin tahlili ve verilecek cezanın müessiriyeti ile ıslâh kaabiliyeti meselesi daha sonra ele alınır, Yani hukuk, kendi fonksiyonunu icra ettikten sonra «eğitim» ve «tıp» sahasından yardım ister. Tıp, sosyal normlar karşısında intibaksızlık çeken, davranış ve tavırları itibari ile devamlı olarak normalden ayrılan» kişilere «suçlu» gözü ile bakmaz. Hukukun suç saydığı bir «vak’a»yı şayet tıp sahasına havale ederseniz, o, bu vak’ayı tabip gözü ile inceler. O, intibaksızlık gösteren kişi ve zümreleri «hasta» olarak ele alır, muhakeme değil «muayene» eder; klinik metodları kullanır. Hastalığı tespite, sebeplerini bulmaya, yani teşhise çalışır, daha sonra tedaviye geçerek intibaksızlığın sebeplerini ortadan kaldırma yoluna gider. Tedavide kullandığı vasıta ve metodları sık sık kontrol ederek isabet derecesini tayin ederek «hastayı» iyiliğe kavuşturmak için çırpınır. Tıp için temel mesele «ceza» değil «tedavi» dir. Çağdaş eğitimin vazifesi, insanı biyolojik, psikolojik ve sosyolojik bütün yönleri ile tanımak, onu bütün hayatı boyunca takip ederek kendi hususiyetleri içinde olgunlaştırmak ve geliştirmek sureti ile hem kendisi, hem de cemiyeti için faydalı kılacak ve mutlu edecek bilgi, maharet, davranış ve değerlere ulaştırmaktır. Bebeklik çağından başlayarak yetişkinlik dönemine gelinceye kadar insanı, sahip olduğu potansiyel içinde ele alarak cemiyete dinamik mânâda intibak ettirmeye çalışırken, hiç şüphesiz eğitimci, zaman zaman önemli meselelerle karşılaşır. Çocuk veya genç çeşitli intibak zorlukları gösterebilir. Ancak, böyle bir durumda eğitimcinin tavrı ne hâkimin, ne de tabibin tavrına tıpatıp benzer. Eğitimci, metod tayin ederken zaman zaman hukuk ve tıp sahasından yardım istese bile, yine de mahiyet itibarı ile onlardan ayrılır, önce o, intibaksızlık gösteren çocuk ve genci, ne «suçlu» ne de «hasta» olarak görür. O, konuya, «problem» gözü ile bakar. Aksine, eğitimci, konusunu hukuk ve tıbba kaptırmamak için bütün gücünü ortaya koymaya çalışır. Bununla beraber, şu hususu belirtmekte fayda vardır.

Çağdaş eğitim, mümkün mertebe hukukun metodlarından uzaklaşarak tıbba yaklaşmaktadır denebilir. Çünkü, «eğitim tarihi» göstermektedir ki, eğitim, hukukun metodlarını kullandıkça ilkelleşmektedir. Hiç şüphesiz, intibaksız çocuk ve gence suçlu muamelesi yapan bir anlayışa nazaran «hasta» gözüyle bakan bir eğitim biraz daha iyidir. Eğitimde polisiye metodları uygulayan, sürgün ve cezalara ağırlık veren bir anlayış, yalnız sakat değil, aynı zamanda “ilkel” dir de.

KAYNAKÇA
İslam Ülküsü-1, Sayfa 346