Giriş:

Ülkü fikir, düşünce, insan ömrünü aşan ideal ve hedefler anlamlarına gelir; ferdî davranışların ve yaşamın belirleyicisi ve yönlendiricisidir, motivasyon kaynağıdır. Millî ülkü, bir insan topluluğunun benimsediği ve yöneldiği düşünce ve hedeflerdir; milletlerin motivasyon kaynağıdır.

Millî ülküler, toplumların inançlarından, kültüründen, târihte yaşanılan önemli hâdiselerden ve coğrafyadan kaynaklanır; milleti millet yapan kültürel değerlerden biridir.

Millî idealler, büyük insanların ürettiği ve zamanla topluma mâl olan, toplumun genelinin benimsediği hedeflerdir. İdealleri üreten büyük insanlar, onu, önce yakın çevrelerine benimsetirler; yakın çevrenin inanmasıyla büyük insanların etrafında çekirdek kadro oluşur ve sonra zamanla bu ideal dalga dalga millet arasında bir maya gibi yer tutar, kuşaktan kuşağa aktarılır.

Millî İdeallerin Etkileri:

Millî ülküler, milletlere yön veren, toplumları yürüten, harekete geçiren, bir arada tutan fikirlerdir. Millî idealler, toplumların mânevî kuvvetidir; toplumların maddî güç unsurlarına âdeta psikolojik güç verir. Nasıl ki insanların şahsî hedefleri, insanları harekete geçirir; toplumların idealleri de toplumları harekete geçirir, dinamizm verir.

Birçok milletin kendilerine özgü millî ülküleri vardır. Örneğin Yunanlıların, “Megalo idea”sı var. Megalo idea, Anadolu’nun batısını, Ege’yi, Trakya’yı ve İstanbul’u ele geçirip Bizans’ı yeniden canlandırmak ülküsüdür; Büyük Yunanistan’ı kurma idealidir.  Rusların ideali, “boğazlara sâhip olmak ve sıcak denizlere inmek”tir. Bu ideal, Rusların Çar Petro’dan beri birkaç kez denediği, peşinde olduğu idealdir. Almanların, “pancermenizm” yani Alman birliği ideali vardır. Ermenilerin “Büyük Ermenistan” hayali var; bu hayalin içinde Anadolu’nun doğusunda hak iddia etmekteler. İsrailoğullarının “Arz-ı mevud” ideali var. Bu ideal, onların kutsal kitapları Tevrat’a dayanır, buna göre Anadolu’nun güneydoğusu, arz-ı mevut kapsamına girer. Bu örneklerden Rus, Yunan, Ermeni ve Yahudi ideallerinin hedefi, üzerinde yaşadığımız Anadolu topraklarıdır; Anadolu, pek çok milletin hedef aldığı, elde etmek istediği bir coğrafyadır.

Genellikle, rejimler ve iktidarlar değişse de idealler değişmez; millî idealler, kültürel bir mîras olarak kuşaktan kuşağa aktarılırlar. Örneğin Çar Petro’nun sıcak denizlere inme hayali, Çarlık ortadan kalktıktan sonra Sovyet Rusya tarafından benimsenmiştir; Sovyetler Birliği çöktükten sonra da sıcak denizlere inme hayali, Rusya tarafından benimsenmiştir. Elbette Türk milletinin de bir ülküsü var: ‘‘Kızılelma’’ olarak adlandırılan, Türk İslâm ülküsü, cihan hâkimiyeti mefkûresi…  Türk milleti için ortaya konan ilk ideal, “Güneş tuğumuz, gök kubbe çadırımız olsun” diyen Mete Han’ın idealiydi.

Târih, milletlerin, millî ülküler uğruna yaptıkları çeşitli hamlelerle, mücâdelelerle doludur. Her millet büyümek, gelişmek, güçlü olmak, hâkim olmak ister; milletlerin büyüklüğü, inanç ve ideallerinin büyüklüğüyle ilişkilidir. Büyük ideallere sâhip milletlerde büyüme istîdadı vardır. Bir millet kendinde büyük olma ideali taşımazsa zamanla küçülür, küçük görülür. İdealsiz bir millet, sâde ve kuru bir insan topluluğudur.

Her ideal, bir iddiadır; târih, bir anlamda, millî ideallerin târihidir. Millî ideallere genellikle bir insan ömrü süresince ulaşılması çok zordur veya mümkün değildir. Millî idealler uğruna belki birkaç kuşak geçmesi gerekebilir; bu, ideallerin büyüklüğüne ve milletin sâhip olduğu güce, azme ve kadrolara bağlıdır.

Millî idealler, bazılarına göre hayaldir; ancak şu unutulmamalı ki hiçbir büyük iş hayalsiz yapılmamıştır ve târih, ideallerin birçok kez gerçekleştiğinin şâhididir. Örneğin İsrail’in kurulması bir idealdi, hayaldi, gerçek oldu. Ermenistan’ın kurulması bir idealdi, gerçek oldu. Bugün Ermeni, Yunan, Rus ve Yahudi ders kitaplarında, gerek eğitim ve gerekse dini kurumlarında/ dini çevrelerinde kendilerine ait millî idealleri yeni nesillere, çocuk ve gençlerine tanıtmak, canlı tutmak niyetiyle anlattıklarını biliyoruz. Türkler de, târihte birkaç kez millî ideallerine büyük ölçüde ulaşmışlardır; Ege, Akdeniz ve Karadeniz Türk gölü haline getirilmiş, eski dünyanın büyük kısmı Türk hâkimiyetine girmiş, Türk ve İslâm birliği sağlanabilmiştir. Türkler ideallerinin peşinden koşarak Atlas Okyanusu’ndan Hint Okyanusu’na, Orta Avrupa’dan Çin Seddi’ne, Kırım’dan Orta Afrika’ya kadar olan, ‘‘eski dünya’’nın yarısından fazlasına hâkim olmuş bir millettir.

Ortak idealler kişileri duygu, düşünce ve eylem birlikteliğine sevk eder; kalpleri, düşünceleri birleştirir, yakınlaştırır, kaynaştırır. Millî idealler, millî birliği sağlayan etmenlerden biridir. Millî idealler milletin bütünleşmesini, âdeta tek yürek, tek yumruk olmasını sağlar. Millî idealler, insan topluluğunu millet haline getirir; yardımlaşma, dayanışma duygusunu diri tutar. Millî idealler, millî birliği, bütünlüğü sağlar; millete dinamizm verir.

İdealler/ gayeler, yapılacak/ yapılması gereken işlerin göstergesidir; duyguları, düşünceleri, davranışları yönlendirirler. Yönü belli olmayan yaprağın yönünü, rüzgâr tâyin eder. Siz târihe, coğrafyaya, akışa yön vermezseniz birilerinin istediği yönde, onların istediği şekilde akıntıya kapılır gidersiniz; ya kendi düşündüğünüz/ kendinize biçtiğiniz rolü oynarsınız ya da birilerinin düşündüğü ve size biçtiği rolü oynarsınız. Haritaları siz çizmiyorsanız birilerinin çizdiği haritalara râzı olursunuz ki bu, büyük milletlerin, ideali olan milletlerin kabul edebileceği bir durum değildir.

Millî idealler, milletlerin maddî gücünü tamamlayan ve maddî gücünü/ sâhip olduğu kapasiteyi yönlendiren mânevî kuvvetlerdir. Cephede çarpışan silahların/ orduların arkasında, fikirler vardır. Orduları ve milletleri yürüten, yöneten, çarpıştıran millî ideallerdir.

Bir millet ordusunu, vatanını, bağımsızlığını yitirebilir ancak ideallerini yitirmeyen millet, tekrar toparlanır; târih, bunun şâhididir. İsrailoğullarının durumu böyledir, Ermenistan böyle bir sürecin sonunda varlık bulmuştur. Türk milleti de târihte böyle bir tecrübe yaşamış bir millettir. İdealler yaşatıldığı sürece milletler var olmaya devam ederler.

Millî idealler bazen isim, şekil, muhtevâ değiştirebilir, duruma göre güncellenebilir. Buna kendi târihimizden örnek verelim: İslâm öncesi Türk ülküsü, cihan hâkimiyeti mefkûresi, İslâm’ın etkisiyle Türk İslâm ülküsüne, ila-yı kelimetullah için nizam-ı alem ülküsüne dönüşmüştür. İslâmlaşma sürecinde Türk milleti, Müslümanlaşırken Türk ülküsü de İslâmîleşmiştir.  I.Dünya Savaşı’nın akabinde Anadolu’nun işgal edildiği yıllarda TBMM ve hatta Osmanlı Meclisi, “Mîsâk-ı Millî”yi millî ideal kabul etmiş, îlân etmişti. Türkiye Cumhuriyeti kurulurken, ideal, “Mîsâk-ı Millî” idi.

Millî idealler, toplumların umududur, hayalidir. Günümüzde toplumumuzun genelinde, özellikle gençlerimizde şahsî ve millî ideal yoksunluğu olduğunu görüyoruz. Ülkümüzü yitirmiş, unutmuş gibiyiz; yitik ülkümüze yeniden can vermek, ruh vermek gerekir. Âileler, ocaklar, dînî kurumlarımız ve eğitim sistemimiz, ak saçlı ve ak sakallılarımız ideal üretmeli, aşılamalı; televizyonlarımız, basın yayın organlarımız, kitaplarımız, dergilerimiz millî idealleri anlatmalı ki millete can gelsin, yön verilsin. Şiirlerimiz, hikâyelerimiz, romanlarımız, fıkralarımız, sinemalarımız, türkülerimiz, millî idealleri anlatmalı! Unutturulmuş, yitik ülkümüze dikkat çekmek, insanlarımıza hatırlatmak ve benimsetmek milletimizi ve devletimizi tekrar büyütecektir.

Millî ideallerin olumlu, yapıcı etkileri yanında bazılarınca olumsuz ve yıkıcı denilebilecek etkileri de vardır; bu da ayrı bir gerçektir, inkar olunamaz ve târih bunun şâhididir. Millî mefkûreler başkalarına yönelik saldırganlık içerebilir, savaşlara, yıkımlara yol açabilir. Varlığını koruma, hükmetme, yayılma gibi durumlar milletlere acılar yaşatabilir, yaşatmıştır da!

Târihin en eski milletlerinden biri olan Türk milleti şu gerçeği fark etmeli: Bugün dünyanın en geniş coğrafyasında farklı devletler halinde de olsa varlığını sürdüren tek millet, Türk milletidir; dünyanın en geniş coğrafyasında konuşulan dil, farklı lehçe ve şivelerle de olsa Türkçedir ve Türklerin büyük çoğunluğu aynı dine inanmaktadır, Müslümandır. Türk milletinin yaşadığı sınırlar, bugünkü resmî sınırlarımızın çok ötesindedir; Türk milletinin kültürel sınırları ve etki alanı, resmî – siyâsî sınırlarının çok ötesindedir. Türk ve İslâm coğrafyasında yaşayan farklı topluluklarla (milletdaş ve akraba topluluklar) ortak paydalarımız vardır ve çoktur.

Şunu düşünüyor ve hayal ediyorum: Geçmişte gerek Selçuklu öncesinde gerek Osmanlı öncesinde Anadolu’da, hacimce nispeten küçük beylikler vardı; nasıl ki bu beylikler zamanla birleşti, büyüdü, tek devlet oldu, ki zaten tek milletti. Günümüzdeki Türk devletleri de, geçmişteki beylikler gibi zamanı gelince birlik olabilirler, olmalılar. 60 senedir Avrupa Birliği’ne üye olma ideali peşinde harcadığımız emek, çaba ve zamanı, Türk İslâm birliği uğruna sarf etse idik bugün dünya haritası daha farklı olabilirdi; bugün Türk İslâm coğrafyası her yönden daha iyi bir konumda bulunabilirdi.

Sonuç:

Bugün yine ve yeniden büyük millet ve büyük devlet olmak için târihte, kültürümüzde yeri olan millî ülkülerimizi (kültürel mîrasımızı) yeniden gündeme getirmek, canlandırmak, hayatın her alanında (eğitim, kültür, ekonomi, siyâset…) bu ideallere uygun fikirler ve eylemler oluşturmak temennisiyle!..  Ümitsiz hastalar bile inançla iyi edilirken bazı çevrelerce “hasta” sayılan toplumumuz, böyle bir inanç ve ideal sâhibi kılınırsa neleri başaramaz ki? Söyleyecek sözümüz, yapacak işlerimiz var!