Sosyal hayat bir bütündür. Ekonomik, sosyal, kültürel ve politik hayat iç içe cereyan eder. Bunlar, birbirinden bağımsız faaliyetler değildir. Böyle olunca eğitim hayatının da, ister istemez, her sosyal gerçek gibi, politika ile de karşılıklı bir etkileşim durumunda olduğu görülecektir. Yani eğitim bir yönü ile politikaları biçimlerken, bir yönü ile ondan etkilenmektedir.

Hiç şüphesiz, demokrasilerde, okul veya eğitim, herhangi bir partinin gaye ve programına hizmet etmez. Lâkin, demokrasilerde dahi eğitim, devletin ve milletin, partiler üstü gayelerine, ülkü ve hedeflerine göre vazife yapar. Hiç şüphesiz her ülkenin eğitimi, o ülkenin ekonomik, sosyal, kültürel ve politik menfaatlerine göre düzenlenir. Hiç bir millet veya devlet, kendi bütünlüğünü tehlikeye sokacak, maddî ve manevî değerlerini tahrip edecek, gelişme ve yücelme arzusunu engelleyecek, millî ve mukaddes kaynaklarını kurutacak, ulaşmak istediği ülkü ve hedefleri karartacak, hak ve hürriyetlerini ortadan kaldıracak bir eğitime müsaade edemez. Millî eğitim, bir milleti, sağlıklı ve verimli bir gelişme ile sosyal, kültürel, ekonomik ve politik ülkü ve hedeflerine götürebilmelidir. Bu işi de ancak, milliyetçi ve ülkücü öğretmen kadroları başarabilir. Yabancı ideolojilere ve kültürlere kapılanmış kimselerin millî eğitimde yeri yoktur. Görüldüğü üzere, eğitim, millî politikaların hizmetindedir. Bu karakteri «millî savunmamızın» önemli bir parçasıdır. İnsan, sosyal, kültürel, ekonomik ve politik hayatın, stratejik değeri en fazla olan önemli bir unsurudur. Savaşları yapan ve kazanan insandır. Millî ve çağdaş bir eğitimden geçirilmiş, şuurlu ve kaliteli nesillere sahip olan bir milletin başarıları daha büyük ve devamlı olmaktadır. Böylece yetişmiş milletler, «yeni sömürgeciliğin» oyunlarını daha kolayca, bozar, her türlü emperyalizmi daha kolay bertaraf eder, soğuk ve sıcak savaşları daha kolayca, zafere ulaştırır. Asla unutulmamalıdır ki millî olmayan ve çağdaş ihtiyaçlara cevap vermeyen birer anarşi yuvası haline gelen, yabancı ideolojilerin pazarı durumuna düşen, bölücü ve yıkıcı akımların barındığı, Türklüğe, Müslümanlığa, objektif ilme ve tarafsız kritiğe düşman bir «eğitim kurumu», yalnız millî savunmayı zorlaştırmakla kalmaz, zamanla imkânsız hale de getirebilir.

Bir millet, bir devlet, her yerden önce, kendini, «kendi okullarında» savunabilmelidir. Okullar, bir milletin siyasî ve kültürel hudutlarını korumalı, ekonomik ve sosyal gelişmesini kolaylaştırmalı, milletimizi ve devletimizi yabancı kadrolar karşısında ezik ve yenik duruma düşürmemeli, her sahada ilmin ve tekniğin yardımı ile kendi öz kaynaklarından ve öz emeği ile vasıtalar icat etmelidir. Her sahada ve meslekte muhtaç olduğumuz sayı ve kalitede «uzman» ve yardımcı eleman yetiştirmeli; tarımda, sanayide, hizmetlerde ve askerî sahada büyük hamlelere kaynak olmalıdır. Ordularımızın ulaşmak istediği hedeflere insan, malzeme, vasıta, manevî ve maddî destek hazırlamalıdır. İster demokratik olsun, ister otokratik olsun, hangi sistemle idare edilirse edilsin, yaşamak isteyen her devletin eğitimi, bu ölçüler içinde çalışmak zorundadır.

Nitekim, Sovyet Rusya’da da, Amerika Birleşik Devletleri’nde de, İngiltere ve İsrail’de de durum aynıdır. Bütün bu devletler, eğitimleri ile siyasî sistemleri arasında tam bir intibak sağlamışlar, eğitimlerini kendi sosyal, kültürel, ekonomik, politik ve askerî menfaatleri istikametinde organize etmişlerdir. Yani hiçbir millet ve devlet kendini, rejimini, menfaatlerini, ülkü ve hedeflerini tehlikeye sokacak bir eğitime müsaade edemez. Eğitim, millî devletin emrinde ve onun savunucusu olmak zorundadır. Başka türlü söyleyenler, yalan söylemektedirler.

KAYNAKÇA

Seyit Ahmet Arvasi, Türk İslâm Ülküsü, sayfa: 253-254