Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Türk Milleti’nin göz bebeği, coğrafyamızın güzel ve gelecekteki yıldızı. Bu aşamaya gelene kadar birçok bâdire atlattı bu küçük ve yalnız ülke. Katliamlar, yok sayılmalar, aşağılanmalar ve daha neler neler… Ama Kanlı Noel olayları hepsinin ötesinde bir anlam taşıyor.

Kıbrıs adası belki de târihinin en sıkıntılı ve belirsiz günlerini yaşadığı yıllardı 1960’lı yıllar. Rumlar tarafından bir türlü kabul edilemeyen Türk varlığı, giderek nefrete dönüşüyordu. Saldırıların başlaması için bir bahane lazımdı ve o bahaneyi kendi kendilerine üretmekte geç kalmadılar. 4 Aralık 1963 târihinde EOKA terör örgütü Markos Drakos’un heykeli bombalandı ve suçu Türklere atarak saldırıya başlamak için uygun ortam hazırlandı.

Yine aynı günlerde Lefkoşa’da Türk kadınlarının aranmak istemesine karşı büyük olaylar patlak verdi. Bu kez sivil halkın üstüne ateş açmakta tereddüt etmeyen Rumlar Zeki Halil ve Cemaliye Emirali isimli iki Türk’ü öldürdü. Olaylar giderek büyürken, Türk Lisesi’ne rastgele ateş açılmış, Rauf Denktaş’ın bürosu da saldırıya uğrayan yerler arasındaydı.

Rumlar, Türkleri ne kadar öldürürse ne kadar zulmederse adadaki varlıklarının artacağına ve Kıbrıs’a tamamen hâkim olacaklarını düşünüyorlardı. Türk mücâhitler de karşılık vermek için bir araya gelmeye başlamıştı. 22 Aralık 1963 günü Rum saldırısı başladı. Saldırıların başlamasının hemen ardından Yunan yönetici Makarios, Garanti Antlaşması’nı tanımayarak olayları daha da büyüten fitili ateşlemişti. Her gün öldürülen ya da öldürülme korkusu yaşayan Türkler güvenli bölgelere doğru gitmeye başlamıştı.

25 Aralık târihînde Türkiye müdahale etme hakkını kullanmak için savaş uçaklarını Kıbrıs’a göndermiş ve Rumlara gözdağı vermişti. Bunun ardından Türk tarafıyla anlaşmak için masaya oturmak isteyen Rumlar, perde arkasında ise köylere baskın yapıp insanları katletmeye devam ediyordu. Bu târihlerde yapılan baskın ve katliamlarda 200 Türk hayatını kaybederken, bir o kadar kayıp insanlardan söz edilir haldeydi. Bizim “Kanlı Noel” olarak ortaya koyduğumuz bu gerçeklere Rum tarafı “Zafer” diyordu!

Yine o günlerde Kanlı Noel olayları denilince akla kazınan o vahşet, o katliam yaşandı Kıbrıs adasında. Lefkoşa’nın Kumsal semtine saldıran EOKA ve Rum çeteleri bir yandan katliam yaparken bir yandan da yağma yapıyorlardı. Kıbrıs Türk Alayı Binbaşısı Dr. Nihat İlhan’ın eşi ve çocukları evde yatmaya hazırlanıyorlardı. Mürüvvet Hanım, çocuklarını olası bir saldırıdan korumak için banyoya sığındı. Ayak seslerini duyduğu EOKA teröristleri kapıyı kırarak içeri girdi. Banyoya girdiklerinde korku içinde olan masum insanları görenler acımadan mermi yağdırmaya başladılar. Henüz hayatının baharında olan ufacık çocuklar ve anneleri banyoda saklandıkları küvetin içinde acımasızca katledildi. Hangi dâvâ, hangi inanç, hangi ideoloji el kadar masum çocukları katletmeyi meşrû gösterebilirdi ki!

Bu katliam fotoğraflanmıştı ancak Lefkoşa’dan Türkiye’ye gönderilmesi imkânsızdı. Vali muavinin dahi tepeden tırnağa arandığı bir ortamda Türk Mukavemet Teşkîlâtı üyesi bir gazi olan Vural Türkmen’in vücudunun büyük bölümü alçıya alındı ve alçının içine bu fotoğraflar gizlenerek Türkiye’ye gönderildi. Fotoğrafların dünyaya yayılmasının ardından yaşanan vahşete ve katliama tanık oldu. Tek taraflı bir şekilde sadece Rum kaynaklarından beslenen medya ve siyâset düzenini belki de tek kare fotoğraf değiştirmişti.

Kuzey Kıbrıs daha sonraki yıllarda Dr. Fazıl Küçük ve Rauf Denktaş’ın büyük çabaları, mücâhitlerin kanlarıyla canlarıyla destan yazmalarıyla bağımsızlığına kavuştu. Kuzey Kıbrıs’ın bağımsız olmasının ne kadar önemli olduğunu, Kıbrıs’ta Türk varlığının ne kadar değerli olduğunu özellikle bu yıllarda çok daha iyi anlar hale geldik. Akdeniz’de tüm dünya petrol, doğalgaz aramak için gemiler gönderirken bizim de hakkımızın olduğunu dünyaya belki de Kıbrıs’taki Türk varlığımızla anlatıyoruz. Şimdilerde Mavi Vatan olarak nitelendirilen bu duruma sâhip çıkmamızın bizi önümüzdeki yıllarda çok daha ileriye götüreceğini, bölgedeki Türk varlığının artmasının hem bölge hem de dünyaya önemli mesajlar vereceği kanaatindeyim.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kurucu lideri Rauf Denktaş’ın dediği gibi:

‘’ Millî pazarlıkta, müzakereci, kendi adına değil, millet adına konuştuğunu, ‘veririm’ dediği her ne ise babasının malı olmadığını, milletin hakkı olduğunu bir saniye bile unutmamalıdır. Bana ‘uzlaşan, iyi, uysal kişi’ desinler, ‘uzlaşmaz’ demesinler diye ben halkın hakkı olan hürriyetleri, egemenliği, eşitliği feda edemezdim. Etmedim.”

Yine Denktaş’ın dediği gibi:

‘’ONLARA SÖYLEYİN. BURASI BAĞIMSIZ BİR CUMHURİYETTİR’