ADALET VE MÜLKİYET

0
(0)
ADALET VE MÜLKİYETSeyit Ahmet Arvasi

Adalet, herkesin hak ettiğine kavuşması demektir. Zulüm ise hakkın, bilerek ve istenerek zayi edilmesi, hakkın yerine ulaşmasının kasten önlenmesi demektir. Bu bakımdan adalet, zulmün önlenmesi ve ortadan kaldırılması mânâsına gelmektedir; insanlığın temel değerlerinden biridir. İnsanlığın o kadar vazgeçilmez değerlerinden biridir ki hiçbir kimse ve sistem bu değerin karşısına çıkmak cesaretini gösterememiştir. Hatta esefle belirtelim ki birçok zulüm idaresi ve zalimler bile kendi haksız icraatlarını adalet ile maskelemeye çalışmışlardır. Sistemin adı ne olursa olsun, zayıfı güçlüye ezdiren, insanların hak ederek kazandığı değerlere, mala ve mülke sahip olmasını önleyen her idare zalimdir.

Helâl ve meşru yollardan kazanılan mal ve mülk, sahibinin hakkıdır; bu hakka saygı duymak adalettir. Bunun aksine, haram ve gayr-ı meşru yollardan elde edilen mal ve mülk çalınmış ve gasp edilmiş olduğundan hak edilmemiştir ve bu haliyle zulümdür. İslâm ise mazlumun hakkını zalimden alıp sahibine iade etmek hususunda hem cemiyeti hem de devleti görevli kılmıştır. İslâmiyet, haramdan kaçınmayı ve helâl kazanmayı emreder. Yüce ve Şanlı Peygamber’imiz şöyle buyurmuşlardır: “Helâl kazanmak her Müslüman’a farzdır.” Yine “Helâl ve haram meydandadır. İkisi arasında örtülü bulunan şüphelileri tanımak güçtür. Şüphelilerin etrafında dolaşan harama düşer.” (Bkz. İmam-ı Gazalî, Kimya-yı Saadet, 1971, s. 261).

Zulmetmek konusunda hiçbir kimsenin ve müessesenin imtiyazı yoktur. Meşru yollardan ve hak edilerek kazanılan bir malı veya mülkü ne bir devlet ne bir sınıf ne bir müessese ne de bir kişi gasp ve ihlâl edebilir. Bir hakkı bilerek ve isteyerek gasp ve ihlâl eden devlet, sınıf, müessese veya kişi haram olan bir iş yapmış demektir. Peygamberimiz ısrarla haramdan sakınmamızı ister. “On altınlık elbise alan, bunun bir altını haram olan kimsenin o elbise üstünde iken namazı kabul olmaz.” “Haram ile beslenen vücudun ateşte yanması daha iyidir.” “İbadet on kısımdır. Dokuz kısmı helâl kazanmaktır.” “Haram maldan verilen sadaka kabul olmaz.” (Bkz. a.g.e., s. 261–262).

Hz. Ebubekir, hizmetçisinin getirdiği sütü içti; sonra helâl olmadığını anlayınca parmağını boğazına sokarak sütü geri çıkardı ve “Allah’ım elimden geleni yaptım. Mümkün olanını çıkardım, geride kalandan sana sığınırım” diye yalvardı. Hz. Ömer de yanlışlıkla Beytü’l-Mâl’a ait develerin sütünden kendisine verildiğini anlayınca aynı şekilde hareket etmişti. Bütün bunları İslâm’da helâl kazanmanın önemini belirtmek için yazıyoruz. Hiç şüphesiz, böylece kazanılan her türlü mal ve mülk mukaddestir ve böylece elde edilen mülkiyete dokunmak zulümdür.

Komünistler kaynağını araştırmaksızın ve kötü örnekler göstererek mülkiyeti hırsızlık saymayı marifet bilirler. Oysa mülkiyet hakkının tanınmadığı yerde adalet yoktur. Bir dostumun yarı şaka yarı ciddi söylediği şu söz beni gerçekten düşündürmüştür: “Adalet mülkün temeli ise mülkiyet de adaletin temelidir.” Öte yandan tarih bize göstermektedir ki mülkiyet hakkı hürriyetimizin de teminatıdır. Köleleşme problemi her şeyden önce mülkiyetsiz kalma ile çok sıkı bir ilişki içindedir. Mülkiyet hakkından mahrum edilen milletler, sınıflar ve kişiler zaman içinde köleleşmeye itildiklerini görmüşlerdir. Günümüzde ekonomik hürriyetler, sosyal ve politik hak ve hürriyetlerimizin en güçlü teminatıdır. Sosyal adalet, insanları, milletleri, sınıfları, aileleri ve kişileri mülkiyetsiz bırakarak sefalette eşitlemek değil, insan haysiyetine yaraşır bir seviyede mülkiyet sahibi kılmak olarak anlaşılmalıdır.

KAYNAKÇA

S, Ahmet, Arvasi. Türk İslam Ülküsü 2. İstanbul: Bilgeoğuz Yayınları. 2015. S. 88-89-s.

Bu yazı ne kadar faydalıydı?

Puan vermek için bir yıldıza tıklayın!

Ortalama puan 0 / 5. Oy sayısı: 0

Henüz oy yok! Bu yazıyı ilk siz değerlendirin.

Bu yazıyı faydalı bulduysanız...

Bizi sosyal medyada takip edin!

Bu yazının sizin için faydalı olmamasından dolayı üzgünüz!

Tell us how we can improve this post?

Yorum bırakın