
Bu satırları sizlere yazarken utanıyorum fakat bu utancımı şahsî olarak algılamayın. Şahsî olarak utanmıyorum, kendimi mensubu saydığım ülkücü hareket adına utanıyorum. Bizler bu kutlu yolun henüz başında sayılabilecek olan gençleriz. Sizler gibi bu yolda uzun yıllardır menzil alan büyüklerimizi görmekten, dinlemekten o kadar büyük haz alıyoruz ki adınızın geçtiği her yazıyı okuyor, sohbetiniz olduğu her yere koşarak geliyoruz fakat sizleri tanıdıkça büyük bir hayâl kırıklığına uğruyoruz. Bildiklerinizi anlatmaktan mı çekiniyorsunuz, bizi mi beğenmiyorsunuz yoksa artık anlatacak bir şey mi bulamıyorsunuz? Yoksa hayat meşgaleniz arasında Türk milliyetçiliğinin alanı mı daralıyor?
Mensubu olduğunuz bu hareket en temelde bir fikir hareketidir. Fakat bugün sizler fikrinizi unutmuş gibi davranıyorsunuz. Yaptığınız mücadeleleri tatlı bir anı olarak zihinlerinizde saklarken sanki bir taraftan fikirlerinizi de zihninizden atıyorsunuz. Fikir ızdırabı çekmiyor hatta ve hatta sizlerin birer Türk milliyetçisi olmanızı sağlayan fikirleri ve şahısları da artık beğenmiyorsunuz. Milletimizi, milliyetçiliğimizi, devlet anlayışımızı bile Batılıların fikirleriyle açıklamaya çalışıyorsunuz.
Bir zamanlar milliyetçi aydınlar Türkiye’deki aydınları halktan uzak olmakla, kafalarının müstemleke olmasıyla, Türk kültürüne uzaktan bakmakla hatta beğenmemekle suçlarlardı. Konuştuğunuz her masada adını anmadan geçemediğiniz Necmettin Hacıeminoğlu, Milliyetçilik Ülkücülük Aydınlarkitabında bu durumdan detaylı olarak bahsediyor ve bu sözde aydınları eleştiriyordu. Biliyorum ki sizlerin bu kitabı okumanıza gerek yok, Soğuk Savaş yıllarının kitaplarını okuyup beğenecek haliniz yok (!) Fakat olur da okursanız veyahut gençlik yıllarınızda okuduysanız hatırınıza getirmeye çalışın lütfen. Eğer hatırladıysanız açıkça sormak istiyorum: Sizlerin Necmettin Hacıeminoğlu’nun eleştirdiği aydınlardan farkı nedir? Türk kültürüne hayatlarınızda ne kadar yer veriyorsunuz? Ülkücülük sizin için ne anlam ifade ediyor? Kafalarınız, fikirleriniz ne kadar millî? Galip ağabeyin hayatını, yazılarını okurken hep merak etmişimdir sizlere neden küstü diye… Şimdi yavaş yavaş anlıyorum. Sizler, Kaf Dağı’na çıkmış olanlar, davanızı dağın eteklerinde bıraktınız. Koltuklarınıza, ünvanlarınıza, akademik çalışmalarınıza, üniversitelerdeki idarî görevlerinize o kadar önem veriyorsunuz ki gözünüz başka hiçbir şeyi görmüyor. Milliyetçilik sizin için bu meşgalelerden sonra geliyor. Hatta belki de hiç gelmiyor. Yaptığınız işleri niçin yaptığınızı unutuyorsunuz…
Üniversitede ders veren, idarî görev alan akademik çalışma yapan hocalarıma sormak istiyorum: Kendinizden sonra sizin kadar yetkin kaç kişiyi yetiştirdiniz? Kime el verdiniz? Kaç öğrencinizin evine gittiniz? Kaç öğrencinize kafasında Türk milliyetçiliğine dair hiçbir fikir yokken onu milliyetçilikle tanıştırıp ona Türk milletine hizmet etmek payesiyle istikamet çizdiniz? Sizlerin hocaları sizlere bunları yaparken siz neden yapmadınız? Profesör olmak sizin için daha mı önemliydi ki bir neslin feryat çığlıklarına aldırış etmediniz? Lütfen kendinize şu soruyu sorun: Yarın ruz-ı mahşerde Başbuğ Alparslan Türkeş’le, Atsız Bey’le, Necmettin Hacıeminoğlu’yla karşılaştığınızda onların yüzüne nasıl bakacaksınız? Onlar, “Davamızı kime emanet ettin evladım?” dediğinde cevap veremeyecek olmaktan utanmayacak mısınız?
Sakın söylediklerimi yanlış anlamayınız. Sizler belki büyük birer akademisyen olabilirsiniz… Yaptığınız çalışmaların kıymetini biçmek haddime değildir. Fakat yaptığınız bu kadar çalışmayı kimin zihnine ve vicdanına emanet edeceksiniz? Görmezden geldiğiniz gençlere mi yoksa kültürünü öve öve bitiremeyip, kültürünün aksi bir istikametince hayat sürdüğünüz Türk milletine mi?
Bugünlerde Türk milliyetçiliğinin ve Türk milliyetçilerinin neredeyse en önemli meselesine karşı neden yarasa gibi davranıyorsunuz? Kimileriniz korkuyor, kimileriniz keyfinden, konforundan zerre kadar ödün vermek istemiyorsunuz. Hatta ve hatta hadsizlik edip, Türk milletine değer atfedip, Türk milletinin haberi dahi olmayan meselelerle Türk’e istikamet biçiyorsunuz.
Meseleyi neresinden tutsak elimizde kalıyor. Türk milletinin başka derdi yokmuş gibi siyasî partilere düşmanlık edip günlerinizi onunla harcıyorsunuz. Milliyetçiliğiniz aksiyonerlik vasfını kaybediyor. Size göre davamız neredeyse iktidarı düşürmekten ibaret kalıyor. Başka meseleniz kalmadı mı? Fikrimizin hedeflerinin tamamını gerçekleştirdiniz, Türk milletinin ebedi bekasını sağladınız da bizim mi haberimiz yok? Yoksa hedeflerinizden mi vazgeçtiniz?
Şahsî olarak hiçbirinizden değer görmek gibi bir gayemiz yoktur. Fakat kendinizi bu zincirin halkalarından biri olarak görüyorsanız sizleri baş üstünde tutan, akranlarınızdan, eşinizden dostunuzdan daha fazla değer veren biz gençleri önemsemek ve desteklemek zorundasınız. Bizler size nasıl değer veriyorsak sizde sizden öncekilere değer vermek zorundasınız. Sizden öncekilerin yüzlerine karşı söyleyemeyecek olduğunuz sözleri merhum ve merhumelerin arkasından söylememelisiniz. Erkenden değil belki ama kifayet duygusuna erişmiş gibisiniz.
Bu yazıyı belki de hiç okumayacaksınız veya üzerinize almayacaksınız. Kıymetli büyüklerim, sizlere henüz bu yaşlarla ülküdaşlık yaptığımız kardeşlerimizle sık sık kendimize sorduğumuz bir soruyu sormak istiyorum. Sizler milliyetçi olduğunuz için Türk milleti hangi belayı defetmiştir, siz milliyetçi olduğunuz için Türk milleti hangi belalara karşı bağışıklık kazanmıştır? Türk milletinin başına gelmesi muhtemel olmayan hangi hayırlı işe vesile oldunuz?
İnanıyoruz ki kendi yaptıklarımız kadar peşinden gittiğimiz kişilerin yaptıklarından ve fikirlerinden de sorguya çekileceğiz. Bizler sizlerin izinden gitmeye çalışan bir avuç genç milliyetçileriz. Hesabını veremeyeceğimiz işler yapmayınız. Milletin bağrına, ağabeylerinizin, büyüklerinizin fikirlerine geri dönünüz. Sizin son 45 senedir yaptığınız hataların ceremesini bizler çekmeye razıyız. Bari bu saatten sonra bize ve Türk milletine eza vermeyiniz.

