Ülkücüler, bilinen tarihin, hiçbir döneminde, sayıca çok olmamışlardır. İnsanoğlunun zayıflığı böyle bir sonuca imkan vermemiştir. Yine de bir cemiyetteki ülkücü sayısının milletlere ve zamana göre değiştiği gerçeğini inkar edemeyiz. Bazı milletler, tarihleri boyunca ülkücü çıkaramamış ve belli bir ülküye bağlanmanın yüceliğini yaşayamamışlardır. Diğer taraftan bazı milletler de, sık sık büyük ülkücüler yetiştirmiş; yeryüzünün çehresine yenilik getirmişlerdir. Türk milleti, örnek ülkücüler yetiştiren ve tarihinin büyük bir bölümünde ülkücülüğe bağlanan bir millettir.

Milletimiz, birkaç yüz yıl öncesine kadar cihan hakimiyeti ülküsüne inanmıştı. Cihan hakimiyeti ülküsünün ilk belirtilerini en eski destanlarımızda bile görmekteyiz. Oğuzname, bu destanların en önemlisidir. Destana göre ilk cihan hakimiyeti Oğuz Kağan tarafından kurulmuştur. Cihan hakimiyetini hedef alan Oğuz Kağan ilahi bir kaynaktan gelmiş, olağanüstü vasıflara sahip olarak doğmuştu. Çin, Hindistan, İran, Azerbaycan, Irak, Suriye, Mısır, Rum, Rus ve Frenk ülkelerini fethetmiştir. Ancak Oğuz Kağan’ın yaptıkları kendine göre şöhret ve çıkar sağlamak için değil, belki bir vazifeyi yerine getirmek, cihan hakimiyeti ülküsünü gerçekleştirmek içindir. Nitekim yeryüzünün dört bir tarafındaki bütün milletlere elçiler göndermiş, ‘’Ben artık dünyanın kağanıyım’’ diyerek hepsini itaate çağırmıştır. Böyle davranmasının sebebi vardı. Kağan’ın çok akıllı ve keramet sahibi veziri Uluğ Türk, cihan hakimiyetinin ulu Tanrı tarafından Oğuz Han’a verileceğini müjdelemiş: ‘’Ey kağanım, Gök Tanrı, bütün dünyayı sana bağışlasın’’ demiştir. Oğuz Kağan, hakimiyetini kabul etmeyen milletler üzerine seferler açtı, dünyayı fethetti. Bugün, birtakım cahillerin, aptalların ve millet düşmanlarının köpekçe saldırdıkları bozkurdun da Oğuz Kağan destanında yüce bir yeri olduğunu bilmelisin. Gökten inan bir bozkurt: ‘’Ey Oğuz, sen Urum (Rum) üzerine gitmek istiyorsun, ben senin önünde yürüyeceğim’’ der. Oğuz, kurdu takiple sefere çıkar, Urum ve Urus (Rus) hükümdarlarını yener, Çin, Hint, Suriye ve Mısır ülkelerini fetheder. Ben sizlere oldum Kağan/ Aldım yay ile kalkan/ Nişan olsun bize beyan/ Bozkurt olsun bize uran.”

Prof. Osman Turan, Türk Cihan Hakimiyeti Mefkûresi Tarihi adındaki eserinde şöyle yazıyor: ‘’Selçuklular ile birlikte yakın şarka ve Anadolu’ya gelen Oğuzlar, destanla birlikte Bozkurt hikayelerini de getirmişlerdir. Nitekim XII. asır Süryani tarihçisi Mihael’e göre yeryüzü Türkleri taşımaya kafi gelmiyordu. Garba doğru ilerlerken önlerinde köpeğe benzer bir hayvan -kurt- bulunuyor ve onlar da ona yetişemiyorlardı. Bozkurt hareket etmek istediği zaman  ‘Göç’, yani kalkınız diye bağırıyor, Türkler de durduğu yere kadar onu takip ediyor ve orada çadırlarını kuruyorlardı. Uzun zaman rehberlik eden kurt nihayet kaybolunca, Türkler de artık geldikleri yerlerde oturup kaldılar. Çin kaynakları, Göktürkleri Kunların (Hunlar) torunu gösterir. Tatarların (Cücen veya Avar) hücumuna uğrayan asil bir Hun çocuğu Bozkurt tarafından kurtarılmış, Göktürkler de onunla kurdun nesli olarak türemişlerdir. Burada tarih ve destan birbirine karışmış, Göktürklerin bayraklarında kurt başı bulunmuştur. Esasen Türk efsane ve ananelerinde mühim bir mevkii olan kurt hikayeleri Hunlara kadar çıkar. Bu sebepledir ki, kurt Türklere at gibi uğurlu ve hatta mübarek sayılmış, Kaşgarlı Mahmut ve Dede Korkut kitabının kaydettiği üzere bu telâkki İslam devrine kadar gelmiştir. (Türk Cihan Hâkimiyeti Mefkûresi Tarihi, s.76-78).

Destanlar, milletlerin yaşayış, düşünüş ve inanışlarını gösterir; ruhlardaki ülkü ve hedeflerin işaretini verirler. Oğuzname’de ve milletimizin diğer bütün destanlarında atalarının ülkücülüğünü göreceksin. Yalnız destanlar mı? Hayır! Tarihinin her çağında ülkücü ataların yaşamış, insanlığa yön vermişlerdir.

(Bu yazı BOZKURT Dergisinin Mayıs/1974 tarihli 20.sayısında yayınlanmıştır.)