Yüzyıllar boyu İslam ve Müslümanları mağlup etme adına, Avrupa’nın bütün ordularını bir araya getiren, ajanlar, misyonerler ve mason localarıyla ümmeti kırıp dökmenin bir ve beraber olmaktan uzaklaştırmanın derdinde olan başta Hristiyan dünyası olmak üzere, dünya üzerindeki bütün İslamiyet düşmanlarının ortaya attıkları, asılsız iddia ve iftiralarla İslam’a olan nefretlerini bütün dünyaya haykırdıkları İslamofobi’yi birde bu çerçeveden incelememizde fayda var.

Avrupa da çok az kişi gerçek manada Müslümanların ne tür sıkıntılarla karşı karşıya kaldıklarıyla ilgilenmektedir. Bunun yerine tercih edilen şey İslamofobi olarak karşımıza çıkan İslam karşıtlığı, düşmanlığı ve Müslümanlara bulundukları topraklarda yaşam hakkı tanımama ve din hürriyetlerini İslam’dan yana kullananların yapmış oldukları hataları mensubu bulundukları dinin bütününe mal etme çabası almaktadır.

‘’İslami Terör Örgütü’’ olarak uluslar arası kamuoyunda karşımıza sıkça çıkan silahlı grupların Avrupa’yı da içine alan geniş bir coğrafyada kanlı eylemler yaptığı hakikati hepimizin malumudur.

Amerika Birleşik Devletlerinde yaşanan 11 Eylül saldırısı, İngiltere’nin başkenti Londra’da ardı ardına patlatılan bombalar, İstanbul da ki Sinagog ve HSBC bankasına yapılan saldırılar ilk akla gelenlerdir. Son olarak Fransa’daki ünlü karikatür dergisi Charlie Hebdo’ya yapılan ve 12 kişinin yaşamını yitirdiği eylem hafızalarımızdaki tazeliğini korumaktadır.

Ne var ki dünya üzerindeki terör eylemleri sadece kendini İslami Örgüt olarak tanıtan gruplar tarafından gerçekleştirilmemektedir.

Bugün Paris de ki terör saldırısı neredeyse bütün dünya tarafından kınanırken 1830 da Cezayir i işgal eden ve 100 yıldan uzun bir süre bu bölgede adeta devlet terörü estiren Fransa, ne yazıktır ki hiçbir kınama ve yaptırımla karşı karşıya kalmamıştır.

Yine Avrupa’nın birçok yerinde büyükelçi, konsolos ve üst düzey görevlilerimizi şehit eden Asala terör örgütünün ‘’liderleri’’ Fransa topraklarında eli kanlı bir şekilde özgürce yaşamlarına devam etmişlerdir.

1990’lı yıllarda Azerbaycan da Rus destekli Ermeni çeteleri tarafından canlı canlı derileri yüzülen, vahşice katledilen, bütün imkânları elinden alınıp ölüme terk edilen milyonların feryadı ne yazık ki Paris sokaklarında yankılanmamıştır.

Kıbrıs adasında Rum EOKA çeteleri tarafından senelerce kıyıma uğrayan, doğdukları topraklardan uzaklaştırılan, adada yaşam hakkı tanınmayan yine Müslümanlar olunca olanlar yok farz edilmiş, Türkiye’nin uluslar arası hukuktan gelen haklarını kullanarak adaya yapmış olduğu barışçıl müdahale insanlık suçu ve insan hakları ihlali olarak gösterilmeye çalışılmıştır.

Yine doksanlı yılların ilk yarısında medeni dünyanın gözü önünde Bosna da katledilen kendilerine ait bir mezar taşı bile bulunmayan binlerce masum için Avrupa memleketlerin başkentlerinde sokaklar aşındırılmamıştır.

11 Eylül saldırısının ardından Irak işgal edilmiş, milyonlarca masum canından olurken binlercesi öksüz, yetim ve çaresiz kalmıştır. Avrupa da İslam karşıtı siyasi oluşumlar taraftarlarını ciddi manada arttırırken, yapılan yürüyüşlerde camiler ateşe verilmiş, Müslümanların ve Türklerin ağırlıklı olarak yaşadığı bölgelerde kasıtlı yangınlar çıkartılmış, birçok ev ise alenen kundaklanmıştır.

Dünyanın en huzurlu ülkesi olarak bilinen Norveç de 2011 yılında Behring Breivik’in silahından çıkan mermilerle Norveç halkı tarihinin en büyük terör eylemiyle sarsılmıştır. Hristiyan olduğu bilinen saldırganın uluslararası kamuoyunda akli dengesinin yerinde olmadığı yayınları yapılmış, ama hiçbir yerde ‘’Hristiyan terörü’’ şeklinde bir ifadeye rastlanmamıştır.

Paris de bir araya gelen yaklaşık 50 devlet başkanının arasında bulunan İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu Paris sokaklarında güya terörü lanetlerken, kendisinin de en az ‘’lanetlediği’’ teröristler kadar eli kanlı bir katil olduğu hakikati hiç kimse tarafından dile getirilmemiştir.

Ne acıdır ki, Müslüman coğrafyasında yaşanan bu vahşetlere hiç kimse dur demediği gibi, mazlumların feryatları hiçbir zaman duyulmamış, duyanlar ise kulaklarını tıkamaktan öte bir zahmete katlanmamışlardır.

Aklı başında her insanın ağzından rahatlıkla duyabileceğimiz terörün dini, dili, ırkı, mezhebi olmaz ifadeleri ne yazık ki boşlukta kalmaktadır.

Adına ‘’İslami Terör Örgütü’’ denilen silahlı grupların dünyanın dört bir yanında hiçbir ayrım gözetmeksizin yaptığı katliamlar ortadır.

Bu örgütlerin mensuplarının ne kadar Müslüman oldukları da yine akıllarda ki soru işaretlerinin başında gelmektedir.

Bu silahlı grupların malum niyetlerle(İslam’ı yanlış tanıtmak, Müslümanları küçük düşürmek ve son yıllarda Avrupa’da artış gösteren Müslüman sayısının önüne geçmek v.b) bazı ülkeler tarafından desteklendiği yönünde ki iddialar da güç kazanmaktadır.

Bin defa zulme uğrasan da bir defa zulmetmeye hakkın yoktur ilkesiyle hareket eden Müslümanların ‘’terörist’’ olarak anılması, hoşgörü barış ve şefkat dini olan Mukaddes dinimiz İslam’ın adının terör kelimesiyle yan yana kullanılması kabul edilemez.

Büyük mütefekkir Ziya Gökalp Bey’in hep bir ağızdan amin diyeceğimiz şu dizeleriyle yazımı sonlandırırken, Milletimizin ufkuna ışık tutacak, yarınlarını selamete kavuşturacak, Yeni Ufuk okuyucularını Rabbime emanet ediyorum..

Selam ve dua ile…

Hilal haça yenilmesin!!!

Türklük bitti denilmesin!!!