‘‘ Ses vermez Oğuz İlleri,

Niye susmuş bülbülleri?

Ko, tutuşsun gönülleri

Ergenekon odu ile.   ’’

 

Fikirler, ehemmiyet verdikleri değerler ve bu değerler üzerinde tefekkür eden mütefekkirleri sayesinde yükselir ve sistem haline gelirler. Nasıl ‘‘insanı değerli kılan şey midesi değil, kafası, yedikleri değil düşündükleri ve yaptıkları’’[1] ise bir fikir de ancak onun etrafında birbirine lehimli zincir halkaları misali birleşmiş mütefekkirleri sayesinde çağı tutar ve çağ nispetince kuvvetlenirler. Zincire lehimlenmiş her bir halka o fikri ‘‘şahsiyetleri hatta milletleri aşarak, tarihi bir ışık gibi kat edip ebediyete uzanan bir ideal’’[2] haline getirir. O lehimse, milletlerin müşterek ruhunu oluşturan ve sürekli değişen insan hayatında sabit kalan, belki de tek şey olan, mazi’dir. İstikbale at sürmek ise ancak o maziyi tanımak ve o maziden kalan aşkı yüreğinde hissetmekle mümkündür. Ancak şüphesiz mezarlıkları sadece hatıra olarak hatırda tutan bir hafıza gibi tek başına bir mazi övüncü de bizi ati’ye taşıyamayacaktır. Bu yüzden fikirleri ideal haline getiren her bir mütefekkir ‘‘Yunus misali bir elini kalbine bir elini kafasına’’ [3]koymalıdır. Hem rasyonel düşünceden kopmayıp çağı yakalayan, tefekkür halinde bir beyin hem de mazinin sevgisini, ruhunu unutmayan bir gönül… Aynı bedende ve aynı zincirde… İdealleşen fikrin istikbaline doğru…

 

Türk milliyetçiliği, işte bu iki temel üzerinde Türk’ü seven, tanıyan; onun derdiyle dertlenip yüksek ruhundan ilham alanlarla bayraklaşmış bir mefkûredir. Şüphesiz bu mefkûrenin yolunu tutanlar Türk’ü, Türklüğü iliklerine kadar ‘‘keşif ve idrak’’ etmiş ve bu uğurda ömrünü harcamış kimselerdir. Ülkü yoluna çıkmış bu kişiler, yurdunun bir taşı, toprağı için dökülen kanı, alın terini bilip, yâd ellerde ‘‘ayının pis ayakları’’ altında kalan toprakları unutmamış, o topraklara gönülden, yüce bir aşkla sarılmayı bilmişlerdir. Adıyla müsemma Turan YAZGAN hocamız gibi…

 

Türk birliğini, Gaspıralı İsmail, Ziya Gökalp, Mustafa Kemal Atatürk ve diğer tüm Türk fikir adamlarından kalmış bir vasiyet bilen Turan Yazgan, bu yoldaki adımlarını 1980’de açtığı, Türklük şuurunun yoğrulduğu bir eğitim yuvası olan Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı ile ‘‘Dilde, Fikirde, İşde Birlik’’ şiarını takip ederek atmıştır. Muhsin Kadıoğlu hocamızın ifadesiyle; ‘‘Yeni Yüzyılın İsmail Gaspıralı’sı ’’ dır Turan Yazgan…

 

Turan Yazgan, Türk Birliği yolunda; çıkardığı Tarih dergisi, Türklük şuurunu hissettirmek maksadı ile başlattığı, çeşitli Türk illerinden çocukları birleştiren Türk Dünyası Çocuk Şölenleri, Gençlik Kurultayları ve daha pek çok faaliyete imza atmıştır. Türk Dünyası genelinde açtığı, Türkiye Türkçesi ile eğitim veren fakülte ve üniversitelerse takip ettiği şiarın ilk kademesi olan ‘Dil’de Birlik’ için atılmış ve devamında Fikir ve İşde birlik olarak nihayete erecek en büyük adımlardan biridir. ’’Onun en büyük ülküsü dil birliğinin oluşturacağı fikir birliği ve bu fikir birliğinin neticesinde ortaya çıkacak olan iş birliği meselesidir. ’’[4]

Dil, önce insan sonra da milletler için oldukça fazla önem arz eden bir husustur. Dili sadece konuşabilme kabiliyeti olarak tanımlamak imkânsızdır. Duyduğumuz, hissettiğimiz her şey mefhumlar halinde dilde belirir. ‘‘Dil, düşünmenin evi hatta düşüncenin ta kendisidir. ‘’[5]

 

Düşünmek, kavramlarla şekillenen bir zihin faaliyetidir ve kavramlar önce insanın sonra da insanın bünyesinde bulunduğu toplumun değer atfettiği şeylerin dilde kelimelerle şekil bulmuş halidir. Milletlerin şahsiyetleri onların kelimelerinde, dilinde belirir. Millet, şahsiyetini dilinde gösterir ve bir şahıs halinde kalmasındaki en önemli unsurlarından birisi de yine dildir. Nasıl bir insan ufkunu dili ile bildiği kelimelerle çizerse yine milletler de ufkunu dili ile çizer. Dil, asırlardan emanet kalmış bir miras olan tüm değerlerin asırlar sonrasına taşıyıcısıdır.  Milli kültür ancak dil ile aktarılır. Milletlerin tahakküm savaşı da onunla başlar ve tarihin gösterdiği en büyük tehlike olan kültür emperyalizmi de ondaki değişiklikler ile baş gösterir. Bir milletin bir diğeri üzerindeki tahakkümü de önce onun kendi dilinin etkilerini yıkmak suretiyle izlediği politikalar sonra da onun diline sızdırdığı terimler ve kelimeler nispetince kuvvetlenir. Sosyolojik anlamda karşılığı değişmek olan yine batı kökenli ‘asimilasyon’ da esasında ilk önce dil ile başlayan bir faaliyetin, tahakküm kurma savaşının adıdır. Bir toplumun değer atfedip, içinde şahsi unsurlarını barındıran kelimelerini atıp yerine bir başka kelimeyi koyduğunuzda zaman içinde yeni kelime ile düşünce yapısının da değiştiğini görürsünüz. Çünkü ‘kabuklaşmış hal’ olan kelimenin ardındaki kavrama yüklenen değer de toplum hafızasında silinen kelime ile birlikte yavaş yavaş kaybolur. Şahsiyet haline getiren değerlerin kelime ile yitip gitmesi ise şahsiyetin ifadesi olan kimliğin kaybolması neticesini doğurur. 1926’ da, Azerbaycan’da resmi dili ‘Azerice’ yapan Stalin de, bugün Türk yerine Türkiyeli ifadesini kullananlar da, ‘’Özbek Han’ın torununa Özbek Milleti, Kazak Hanın torununa Kazak milleti, Herkesin Türk dediği Azerbaycan Türklerine de Azerbaycanlı’’ diyenler de dilin ve kavramların önemini idrak etmiş kişilerdir şüphesiz. Türk milleti birçok hususta olduğu gibi dil hususunda da sahip olduğu coğrafyadan kaynaklı pek çok zorunlu etkiye maruz bırakılmıştır. Coğrafya olarak bize oldukça yakın konumda bulunan Azerbaycan’da bile ‘‘ 2002 yılı itibariyle eğitimlerini Rusça sürdüren öğrencilerin sayısı 125 bin civarındadır. Bu ise toplam öğrenci sayısının yüzde 13’üne tekabül etmektedir.’’[6]  Yine Kırgızistan, Kazakistan gibi pek çok Türk devletinde de eğitimde Rus dilinin etkisi oldukça fazladır.

 

‘‘Eğitim bir zihin faaliyetidir.’’ Ve zihin kavramları adeta eleğinden geçirerek fikirleri pişirir. Kendi alfabesi, kendi dili ile eğitim almayan milletlerse kendi kavramları ile düşünmediğinden zihnin bu faaliyetini kendine göre, kendi gibi gerçekleştiremez. Türk Dünyası’nda Türkçe eğitim, Türk birliği için bizi önce Fikir’de birlik devamında da İşde Birlik noktasına eriştirecek ilk ve en önemli basamaktır. Prof. Dr. Turan Yazgan hocamızın Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı ile açtığı, Azerbaycan Devlet İktisat Üniversitesi- Türk Dünyası İşletme Fakültesi, Kırgızistan İktisat Ve Girişimcilik Üniversitesi- Türk Dünyası Celalabat İşletme Fakültesi yine Kazakistan Korkut Ata Devlet Üniversitesi Türk Dünyası-Türk Dili Ve Edebiyatı Fakültesi, Türk Kazak Lisesi,  Türk Dünyası Kentav Atatürk Lisesi, Bakü Atatürk Lisesi gibi okullar işte bu açıdan çok önemli bir girişimdir. Türk Dünyası’nda Türkçe eğitim ideali ise onun ifadesiyle ‘‘dişini tırnağına takarak gerçek manada alperen olarak çalışan öğretmenler’’ sayesinde gerçekleşecektir. Turan Yazgan, Türk Dünyası’na bu ideali gerçekleştirmek üzere gönderebileceğimiz Türk Dili Uzman öğreticilerinin maalesef yeterli sayıda olmadığını ve bu alanda Türk’e, Türkçe öğretmenin geliştirilmiş metoduna sahip binlerce yetişmiş elemana ihtiyacımız olduğunu belirterek bu hususta da kurduğu vakfın çatısı altında bu ihtiyaca yönelik çalışmalar yapmıştır.

 

Bütün bu girişimlerden başka ‘‘Yeni Yüzyılın Gaspıralı’sı ‘’ olan hocamız Turan Yazgan’ın, takip ettiği şiarın ilk adımı için en çok önem atfettiği hususlardan birisi de Türk Dünyası’nın alfabe birliği meselesidir. Ona göre; ‘’ geçen asrın sonunda ortaya çıkan dil birliğini gerçekleştirmenin asli şartı alfabe birliğini sağlamak’’[7] tır.

‘‘ Bir asırdır süren Dil’de Fikirde ve İşde Birlik ülküsünün gerçekleşmemesi için, Rusların, İran’ın ve Çin’in uyguladığı politikalara ilave olarak batı âleminin de çeşitli projeler uyguladığı bir gerçektir. Çin ve İran, Arap alfabesini muhafaza ederek ve Türkçe eğitimi yasaklayarak, alfabe birliğini engellerken Ruslar da her Türk topluluğuna ayrı ayrı alfabeler vererek Türklerin birbirlerini okumalarına ve yazı dilinde birbirleriyle anlaşmalarına engel olmuşlardır. Mesela Kazakistan’da bir sese tekabül eden harf, Kırgızistan’da başka sese tekabül ettirilmek suretiyle açıkça kasıtlı bir bölücülük yapılmış böylece Kazak Türklerinin Kırgız Türklerini, Kırgız Türklerinin Altay Türklerini; Altay Türklerinin Tuva Türklerini okuması mümkün olmamıştır. Tek milletten çeşitli milletler oluşturulmaya çalışılmıştır’’[8]

 

Yine Rusların ürettiği otuz çeşit alfabe de Türk Dünyası’nı bölmek için yapılmış en tehlikeli girişimdir.  Turan Yazgan alfabe birliğinin önemini şu sözleriyle ortaya koyar:

‘’ Türklerin bu dünyada her şeyden evvel yapacakları ilk şey, kayıtsız şartsız tek alfabe kullanmaktır. Türkler tek alfabe kullanmadığı müddetçe dil birliği sağlanamaz.

Fikir birliği sağlanamaz.

İş birliği sağlanamaz.

Siyasi birlik kurulamaz.

İktisadi birlik kurulamaz!

Türkler tek millet haline gelmez, gelemez! ‘’ [9]

 

Ortak alfabeden sonra ortak dilin kendiliğinden oluşacağını söyleyen Turan Yazgan bu hususta sadece tespit içeren çalışmalar yapmamış, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı tarafından hazırlanan, Milli Eğitim Bakanlığı’nın emriyle 1.000.000 adet basılan  ‘‘Türk Dünyası İçin Alfabe Kitabı’’ nı Türk Dünyası’nın her yanına ücretsiz dağıtmıştır. Dağıtılan bu kitabın kapağına Ergenekon’dan çıkışımızın resmi basılıdır ve kitabın ilk sayfasında yer alan önsözün ilk cümlesi yukarıda değinilen bütün hususların hedeflediği şeyi özetleyen bir cümledir:

 

‘’Türk Dünyası öz kimliğine kavuşuyor.’’[10]  Üzerinde ‘’Ne mutlu TÜRKÜM diyene ‘’ yazan Atatürk resmi ve İstiklal Marşı’nın ilk iki kıtası ile başlayan kitabın son metni ise

 

‘’Türk’ün yüce dileği!

Yüz milyon Türk bu anda

Seni bekler Turan’da

Haydi, çabuk varalım.

Karanlığı yaralım. ‘’   diyen at sırtına atlayıp, dağı kayayı aşarak Demirkapı’yı açan ve gizli yurdun verdiği yoldan Türk Eli’ne Bozkurt ile gelen Türk’ü söyleyen ‘Alageyik Efanesi’dir.  Bütün bunlar ‘’İnanmışsak bahaneye yer yok.’’ Diyen Turan Yazgan’ın nasıl hem bir gönül hem bir ilim hem de bir eylem adamı olabildiğinin ispatıdır. ‘’Hoca’nın gayesi, hedefi belliydi: Dava Türk’ü yüceltmek davasıydı. Bunun için Türk’ü Türk’e hatırlatmak, tanıtmak ve tanıştırmak ilk işti. ‘’[11]

 

Bunun yanı sıra Turan Yazgan, dil hususunda Türkiye Cumhuriyetinin de önemli hatalar yaptığına dikkat çeker. Ona göre Türkiye’nin de en büyük problemi, eğitim dilinde Türkçeyi okullarından kovar hale gelmesidir. Türkiye’nin devlet olarak bu probleme yönelik gösterdiği alışkanlığı da diğer Türk Cumhuriyetlerinde açtığı okullara sıçratması büyük bir tehlikeye yol açacaktır diyen Turan Yazgan bu konudaki tespitini şu sözleriyle ortaya koyar:

 

‘’  Rusya’nın Kazakistan’a gelip Türkçe eğitim yapan bir lise açabileceğini düşünebiliyor musunuz? Böyle bir mantıksızlığı Rusya yapabilir mi?

 

Türkiye bu mantıksızlığı dün yapmıştır, bugün de yapmaktadır. Türk Cumhuriyetlerinde ve diğer Türk topluluklarında ticari şirketlerin kurduğu okulların tamamı İngiliz diliyle eğitim yapmaktadır. İngiliz diliyle eğitim yapma şeklinde bir modaya kapılmışız! Böyle bir modaya kapılmak, maalesef Türkçeyi istikbalimizden silmiş olduğumuz manasını taşıyor. … Tarih dillerini terk etmiş ve terke mecbur olmuş milletlerin mezarlığıdır. O halde Türk aydınları ve Türk devleti ve hatta Türk devletleri kendi milletlerinin mezarını kazan politikalar uygulamaktan süratle vazgeçmelidirler.’’   [12]

 

İstikbalin dili Türkçedir diyen Turan Yazgan, Türk’çe hisseden, Türk’çe konuşup Türk’çe yazan ve Türk’çe düşünen bir nesle aşinadır ve geleceğe yönelik ümidi olarak nitelediği gençliğin de böyle bir gençlik olmasını istemektedir.

 

Türk Dünyası’nın herhangi bir köşesinde çıkan bir gazete, dergi ve ya kitabın Bakü’de, Aşgaabat’da, Semerkant’ta, Buhara’da, Bişkek’te, Almatı’da ve Ankara’da okunabilmesi için ömrü boyunca sayısız çalışma yapan Turan Yazgan sadece bir ilim adamı olarak kalmayıp aynı zamanda ‘’hem gönül adamı hem de eylem adamı’’ olmuştur.

 

Prof.Dr. Turan Yazgan, vakfına verdiği ‘’Türk Dünyası’’  ismiyle de mefkûresini apaçık ortaya koymuştur. Türk Dünyası Tarih Dergisi’nin ön sözlerinde ‘Sevgili Okuyucular’ başlıklı kendine ayrılmış ilk sayfada gördüğü, duyduğu, bildiği her şeyi tasavvur ettiği TÜRK’ÜN DÜNYASI için yazmıştır. Onun hayalindeki dünya İlim’de, Teknik’te, Edebiyat’ta, Sanat’ta,  Fen’de,  Ekonomi’de, Hukuk’ta, Siyaset’te her alanda Türk’ün hâkim olduğu, Türk Dünyası’dır, Türk’ün Dünyası’dır.

 

O; ‘Turancılık, düşmanların iddia ettiği gibi duygulara dayalı bir hayalcilik değildir. Aklın emrettiği ve normal aklın bulduğu, bulması gereken ‘müşterek bir yoldur’ ’’[13]derken de okul çağında önüne haritayı koyup; ‘’İşte tam buraya gideceğiz. Atalarımızın ülkesine, burası bizim anavatanımız Ötüken burası! Anayurdumuz ayının pis ayaklarında çiğnenmekten kurtulacak. Bu cennet ülke yine Türk’ün olacak. Bizim olacak Turan! Gideceğiz ve oraları ayı istilasından temizleyeceğiz. Benim cennet vatanım tekrar bizlere, bizim sana kavuşacağımız günler uzak değil. Yine Altay’da bahar olacak. Mor menekşe yine açacak. Kürşadlar Ötüken ormanında avlanacak. Çin surları Türk’ün erkek naralarıyla titreyecek! ‘’ derken de  ‘Türk Birliği’ne inanıyor ve O’nu görüyordu.

 

Âlimin ölümü âlemin ölümü gibidir derler…  Turan Hoca, bir âlim’den çok daha öte bir yerdeydi ve o bu dünyaya veda ettiğinde bu sözün aksine âlemin ölümü gibi bir acı yaşasak da bize, ufuklardan doğacak dipdiri bir âlemin güneşini bıraktı.

 

Kalbi, fikri bütün hayatı Türk’le dolu olan ve; ‘’Türk milletinin ümitsizliğe kapılıp,  bırakmaya asla tahammülü yoktur. En büyük mağlubiyet bu olur. Biz en korkunç durumda dahi, Ergenekon’dan çıkarız! Bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın. Çıkacağımız hususundaki iman bizleri daima diri tutmalıdır. … Ergenekon’dan çıkışa hazır olduğumuz bilinmelidir. ‘’[14]

Diyen Turan Yazgan işte bu inancı ile Turan için gözyaşlarını asla ümitsizlik üzere dökmedi.

 

Bugün tüm Turan illerinden onun için akmış ve akan gözyaşları da asla ümitsizlik gözyaşları değildir.  Türklük var oldukça Türk var oldukça Turan da Turan Yazgan da var olacaktır. Onun, Yahya Kemal’i anarken ve Dilaver Cebeci’yi uğurlarken söylediği sözleri biz de bugün onun için söylemeyi bir borç biliriz:

‘Turan Yazgan’ı unuttuğumuz gün, Türk milletini de unutmuş sayılırız, kendimizi de unutmuş sayılırız. ‘’

 

Bozkır’da bıraktığımız o sancı, şafağa çekilip doğmayı beklediğimiz o gün’le dinecek. Şafağa çekilenler ufuktan doğacağı güne dek inancımız da aşkımız da daimdir. Demir Dağı eritecek ateş kalplerde yanmaya devam ettiği müddetçe dağın heybeti ne kadar büyürse büyüsün bizi ürkütemez.

 

Kalbi Türk için çarpan, Türk Dünyası’nın ‘Dede Korkut’u ‘ Turan Hocamızı saygı ve özlemle yâd ediyoruz, ruhu şad olsun…  Onun yolunda olmakla iftihar ederiz…

[1]Mehmet Kaplan, Nesillerin Ruhu, Dergâh Yayınları, sf. 106, İstanbul, 1997

[2] Mehmet Kaplan, Nesillerin Ruhu, Dergâh Yayınları, sf. 69,İstanbul,1997

[3] Mehmet Kaplan, Nesillerin Ruhu, Dergâh Yayınları, İstanbul,1997

[4] Yrd. Doç.Dr. İbrahim Akış, Prof.Dr. Turan Yazgan’ın Alfabe Açısı İle Türk Dünyası’nın Alfabe Birliği Meselesi, TDTKD, Sayı:206,sf.448, İstanbul,2013

[5] Doç.Dr. Necmettin Hacıeminoğlu, Türkçenin Karanlık Günleri, İrfan Yayınevi, Sf.14,İstanbul,1972

[6] http://www.turksam.org/tr/makale-detay/540-dis-politika-araci-olarak-rusca-turk-cumhuriyetleri-ornegi

 

[7] Turan Yazgan, Türk Milletinin Tek Ortak Alfabesi Olmalı, TDTKD, Cilt 43, Sayı:253, sf.2, İstanbul,2008

[8] Turan Yazgan, Türk Dünyasında Dün, Bugün,Yarın, TDAV Yayınları, sf.129,İstanbul,2010 – Muhsin Kadıoğlu, Yeni Yüzyılın İsmail Gaspıralı’sı Turan Yazgan, http://www.journals.istanbul.edu.tr/iusskd/article/viewFile/1023000456/1023000411

[9] Turan Yazgan, Türk Dünyasında Dün, Bugün, Yarın, TDAV Yayınları, sf.130,İstanbul,2010

[10] Türk Dünyası İçin Alfabe Kitabı, TDAV Yayınları, İstanbul, 1992

[11] A.Yağmur Tunalı, Turan’a Turan Ağlar, Türk Yurdu Dergisi, Cilt:43, Sayı:304, Sf.19, İstanbul,2012

[12] Turan Yazgan, Türk Dünyasında Dün, Bugün, Yarın, TDAV Yayınları, sf.131 İstanbul,2010

[13] Türk Dünyası Tarih Kültür Dergisi, Sayı:225, İstanbul, 2005