Yalnızlar, zulmeti aydınlatmak için, bir mefkûrenin alevi ile tutuşmuş çırağlardır ve yalnızlık bu ışığın fanusudur. Bu fanusta zaman ve mekân şahsileşir ve yalnızlar ışıklarını parlatarak saçarlar.

Yalnızlık onları her türlü düşman fırtınadan korur ve nesillerine karşı granitten, taştan bir kale gibi onları çevreler. Ve yalnızlar, bu fildişi kulede zamanlarının üstüne çıkarlar. Artık bağımsızdırlar ve korkusuzca gelecek nesillere yönelirler. Hayallerinde, omuz omuza yaslanmış dağlar gibi nesiller tarihi aşarak büyük mefkûrelere koşarlar.

Onlar, zamanın sunuşlarını yalnızlıklarında süzerler; fildişi kule bal veren petekleri olur. Balın özü, zamana diz çöken nesillerin mağlubiyetlerinden kurtarabildikleridir. Mefkûrelerinin sıcaklığı ile düşüncelerini yoğurur ve başkalaşırlar.

Yalnızlığa sahip oluş kolay değil; nice belalardan ve yiğitçe kavgalardan sonra yalnızlaşabilir insan. Bir çelik çember kırılır ve horlamalar, kötülemeler, soğuk bakışlar ortasında yabancı bir dünya gibi yalnızlık tahtı kurulur. Yalnızlığın şuuruna varıldıkça da, heyecanlar büyür ve düşünce bilenerek billurlaşır.

Yalnızlığın bir de arka penceresi var. Oradan yalnızların uzlaşmaz, umut kırıcı yanlarını görürüz. Fildişi kulelerindeki gergeflerinde işlediklerinin tek noktasını feda etmez, tartışılmasından alınırlar. Yalnızlık içinde bütünlenen şahsiyetleri hassastır ve fikirleri bu bütünün artık ayrılmaz bir parçası olmuştur. Bir bakıma, yalnız varlığının sürdürebilmenin önüne geçilmez gereğidir bu; karşı çıktıkları nesillerin önünde, yalçın kayalar kadar sert olmak zorundadırlar.

Yalnızlıklarına kapanıştan doğan bu sertlik, yıpranmadan kalışlarını sağlayan savunma gücü olur ve onları uzlaşmaz kılar. Düşünce, kendi yalnızlığında ve kendinden gayrılarına yabancılaşarak saflaştıkça içtimai gerçeğin kontrolünden uzaklaşır ve yalnızlarda; zaman zaman hayalle mefkûrenin karıştığı görülür. Bu onların aksiyon gücünü yıkar.

Onların büyük hasreti düşüncelerinin aksiyonunadır ama tavırlarını özledikleri aksiyonun usulü olarak ileri sürdüklerinden, başarı uzaklarda dolaşır.

Ve sonra, arka pencerenin gölgesi geleceğe düşer. Yalnızın alevi ile yanar nice gençler, ama tek başına ve kendilerine yeni yalnızlıklar arayarak. Oysa çoban ateşi tutuşmak için en az üç dalın baş başa vermesini ister. İçtimai aksiyonun özü budur ve açıktır ki, yalnızlığın mahiyetine aykırıdır.

Yalnızlar, kendi yalnızlıklarını hitap ettikleri nesillerde yenebilmeli, onları kendi kalelerinde hapsetmemelidirler. Yalnızlığın getirdiği bu yan tavırlar gelecek nesillerden uzak tutulabilmelidir. Sonrakilere akseden bu tavır sunidir ve şuurludur; bunun için de özentileşir, yalnızlığın mahiyetinden doğan sertlik yobazlaşır. Yalnızlarla alay etmektir bu, böylesi nesiller bağışlanamaz.

Yalnızların büyüklüğü yanında arka pencerenin umut kırıcılığı budur, ama yenilecektir.

Nevzat Kösoğlu, Söğüt Dergisi, Nisan 1969