“İnsanlık” mücerret bir kavramdır. Milletler ise müşahhas gerçeklerdir. Milletleri doğuran coğrafî, tarihî, kültürel, ekonomik, biyolojik, psikolojik ve politik pek çok sebep vardır. Bunları etkisiz bırakmak ve inkâr etmek mümkün değildir.

“Milletler yoktur” demekle milletler yok olmazlar. “Milletler olmamalı idi” demekse tarih bilmemek demektir. “Milletler çağı kapanmıştır” diyenler ise şu anda dünyada cereyan eden “milli bağımsızlık savaşlarını” gerçekten göremiyorlarsa “kör olmaları” gerekir.

Milletler, inkârları imkânsız birer objektif ve sosyolojik gerçektirler. Tarih, bize, millet ve milliyet gerçeğini inkâr ve ihmal eden “akım” ve hareketlerin, “millet ve milliyet gerçeğinin” sert tokadını yediklerini ve bunlara ters düşen teori ve aksiyonların gerileyip yenildiklerini göstermektedir. Bütün beynelmilelci (internationalist) akımlar, milliyetçilik gerçeği karşısında yenik düşmüşlerdir ve yenik düşeceklerdir. Milli şuurun gücü ancak ona tecavüze kalkışıldığı zaman anlaşılır. Bu sebepten “internationalist”ler, milliyetçiliğe doğrudan doğruya saldıramadıkları zaman, o milletin samimi milliyetçilerini lekeleyerek bertaraf etmeye çalışır, üstelik riyakârca demagojilerle kendilerini gizleme yoluna başvururlar.

Bugün, yeryüzü haritasının beşeri tablosu, ayrı ayrı “kültür daireleri” etrafında organize olmuş “ içtimaî ırklardan” yani milletlerden ibarettir. Bu durum yalnız bugünün gerçeği değildir, tarihin en eski çağlarından beri müşahede edilegelmektedir. Tarih, bir “kavimler tarihi”dir. Bugün de durum yine aynıdır. Yeryüzünde milletler ve “insanlık” bunların umumi adıdır. Yüce ve mukaddes kitabımız Kur’an-ı Kerim’de bu husus şöyle belirtilir: “Ey insanlar, biz sizleri bir erkekle bir kadından yarattık ve birbirinizle tanışasınız diye, sizi şubelere (ırklara, milletlere) ve kabilelere ayırdık…” (Hucurat Suresi, 13.ayet)

Milliyet fikrinin “Yeniçağ”da doğduğu iddiası mutlaka yanlıştır. Tarihin en basit bir incelemesi dahi, bize bunu ispat eder. Her milletin arkasında, onu besleyen büyük bir tarih vardır. Bu sebepten ne milletler inkâr edilebilir, ne de sun’i milletler meydana getirilebilir. Dikkat ediniz, “sun’i devletler” demiyoruz, “sun’i milletler” diyoruz. Tarih bize, millet şuuru üzerine kurulu olmayan “sun’i devletlerin” geçici olduğunu da göstermektedir.

Hiç şüphesiz “kavimler” sadece çağımızda mevcut değildir. O, binlerce yıllık bir gerçektir. Ancak “Yeniçağ” da, politika sahasında “millet ve milliyet” gerçeği, sesini daha fazla duyurmuş, ağırlığını daha fazla ortaya koymuştur, denebilir. Tarihin hiçbir döneminde milletlerde “bağımsızlık şuuru” bu kadar uyanık olmamıştır. Zaten milliyetçilik, “bir milletin sosyal, kültürel, ekonomik ve politik bağımsızlık şuuru ve milletini bir bütün halinde mutlu kılma arzusu” demektir.

Tarih, milletlerin tarihi olarak gelişmiştir ve gelişmektedir. Ancak, çağımızda, milletler arası savaşlar; karakter ve silah değiştirmiş bulunmaktadır. Milletler birbirlerini “iç savaşlar” ile çökertmeyi denemektedirler. Bunun için yıkmak istedikleri milletin sosyal, kültürel, ekonomik ve politik yapısındaki problemleri istismar etmektedirler.

Türk İslâm Ülküsü I, s:105