Giriş

Davalar, fikirler veya ideolojiler genel itibariyle önce fertlerin daha sonra ise toplumun ve nihayetinde devletlerin geleceği, refahı ve huzuru için kafa yorarlar ve ortaya önerilerini sunarlar. Bu saydığımız fikirler içerisinde şüphesiz Türk milliyetçiliğinin ve özelde Ülkücülüğün de gayesi bu yöndedir. Bu yazımızda ülkemizin köklü mazisinde yerini almış ve milyonlarca nefere ulaşmış, siyasi arenada kendisine yer bulmuş olan Ülkücü Hareket’in bugün içinde bulunduğu hali, bugün ve gelecek için ülkemizin meselelerine karşı bakışını ve çözüm önerilerini ve daha özele inerek hareketin, davanın gelecek kuşaklara aktarılması için neler yapılması gerektiğini dilimiz döndüğünce anlatmaya çalışacağım.

                Geçmişe Baktığımızda…

Cumhuriyet kurulmadan önce ve kurulduğu ilk yıllarda ona yön veren en büyük akım olarak Türkçülük hareketini görmekteyiz. Devleti kuran iradenin Ziya Gökalp gibi bir düşünürden etkilenmesi Türk milliyetçiliğinin resmi ideoloji içerisinde yer bulmasına imkan sağlamıştır. Ne yazık ki 1938 sonrası dönem bu fikrin sanık sandalyesine oturduğu dönem olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu tarihten sonra Türk milliyetçileri sistem denilen olgunun aslında kendilerini de düşman olarak gördüğünün farkına varmışlardır.

1940’lı yıllarda Komünizm’in bir tehdit olarak görülmesi yine Türk milliyetçilerinin uyarısı ile başlar.  Ve bu tarihte milliyetçiler hem sokaktadır hem okulda hem de mahkemelerde yargılanmaktadır. 27 Mayıs 1960 askeri darbesinden sonra Türk milliyetçiliği siyasi arenada yer almaya başlar.  Bu tarihlerden günümüze dek siyasi mücadele her türlü yokluk, zorluk ve müdahalelere karşı devam etmektedir.

                Bugünkü Halimiz

Yukarıda özet olarak Ülkücü Hareket’in siyasi tarihini ifade etmeye çalıştık. Aslında bu konu bir iki satırla ifade edilebilecek bir konu değildir. Ciltlik eserlerle anlatılabilecek tarihi geçmişe sahip koca bir hareket karşımızda durmaktadır. Bugünkü halden kastımız aslında meseleye içerden bakmak ve muhasebe yapmakla alakalıdır. 2015 itibariyle Ülkücü Hareket parlamentoda temsil edilmekte ve toplum nezdinde de hatırlı sayılır bir karşılık bulmaktadır. Velhasıl hareket bu topluma ve devlete hizmet üretebilecek, sorunlarına çare bulacak ve doğru yolu gösterecek konumda yer almaktadır.

Bizler bu hareketin birer neferleri olarak noksanlıklarımızı, hatalarımızı ve ihtiyaçlarımızı iyi bilmek ve bunlara karşı hal çarelerini bulmamız gerekmektedir. Şimdi ihtiyaç duyduğumuz belli konuları ifade etmeye çalışacağım.

                Tespitler ve Öneriler

  • Öncelikle bugün birlik ve beraberliğin yeniden kardeşlik seviyesinde yaşanmasına, hareketin her kademesinde bulunan fertlerin birbirlerini kucakladığı siyasi hesaplara girmediği kendisini hizmet ehli olarak gördüğü ortama ihtiyaç duymaktayız.
  • Başbuğ Türkeş’in yıllar önce ifade ettiği ve bugün daha çok ihtiyacımız olan ‘‘ Yeniden Maneviyata Dönüş’’ hareketini tekrar hayata geçirmeliyiz. Maneviyat aslında bir anlamda öze dönüştür. Bu hareket Anadolu’nun tam kendisidir. Doğu’nun bağrı yanık bir sesidir. Özü itibariyle muhafazakardır ve milletinin milli ve manevi değerlerinin yılmaz savunucusudur. Bu milletin değerleri ters düşebilecek bir eylemin içerisinde yer alamaz.
  • Rahmetli Seyyid Ahmet Arvasi hocamızın yoğun çalışmaları neticesinde ortaya koyduğu Türk İslam Ülküsü’ne bugün daha çok sarılmalıyız. Çünkü ikisi ruh ve beden gibidir.  Türk milleti İslam ile şereflendikten sonra ona pek çok hizmetlerde bulunmuştur. Bugün Emperyalizm’in düşmanı hem İslam hem de Türk Milleti’dir. Müslüman Türk milletine karşı yapılan bütün oyunların karşısında Ülkücü Hareket yer almalıdır.
  • Ülkücüler birileri gibi tarihimizi parçalara ayırmadan bütünü ile kabul edip, milletimize ve İslam’a hizmet etmiş bütün tarihi şahsiyetleri ve devletleri baş tacı yapar ve onları gelecek kuşaklara anlatmaya çalışır. Ülkücü Hareket tarihte kurulmuş Türk devletlerinin, Alem’e nizam vermeyi gaye edinen ecdadın, Kut’ül Ammare’de kahramanca mücadele veren askerlerimizin, Kafkaslarda Türk İslam sancağının varlığını kanıtlayan Kafkas İslam Ordusu’nun, Çanakkale’deki o muazzam direnişin bugünkü temsilcisidir.
  • Hareketin mensupları öyle sıradan bir siyasi hareketin mensupları olmadıklarını hiçbir zaman unutmamalıdırlar. Özel hayatlarında atacakları her adımın bu davayı da temsil ettiğini iyi bilmelidirler. Şahsi çıkarların, nefse hoş gelen istek ve arzuların etkisi altında kalmaktan çekinmelidirler. Ülkücülüğün çileye talip olmak olduğunu hiçbir vakit akıllarından çıkarmamaları gerekmektedir.
  • Bilgi olmadan fikirlerinde olmayacağı malumdur. Hareketin özellikle genç nesilleri fikir sahibi olmak istiyorlarsa öncelikle çokça okumak zorundadırlar. Çağın sunduğu teknolojik imkanları daha çok bilgiye ulaşmak için kullanmalıdırlar. Boş bir nesilden, sadece slogan atan nesilden hiç kimse korkmaz. Ancak okuyan, araştıran ve öğrenen nesilden korkarlar.

 

  • Hareketi siyasi arenada (daha çok parlamentoda) temsil eden kişiler olayları ve yaşananları iyi tahlil etmek durumdadırlar. Daha açık bir şekilde ifade etmek gerekirse toplumun ihtiyaçları doğrultusunda, insanların kalbine de hitap edecek şekilde ve çözüm önerileri üreten politikalarla toplumun huzuruna çıkılmalıdır. Ülkenin sorunları nelerdir ve bu sorunlar nasıl çözülür noktasında hareket edilmeli ve seçmene izah edilmelidir.
  • Yine bu konuya paralel olarak basın ve yayının daha çok etkin kullanılması gerekmektedir. MHP’ye yönelik medya açısından sınırlamaların olduğu, hak ettiği şekilde yer verilmediği malumdur. Ancak bizlerin bu baskıyı en aza indirecek şekilde daha etkili yöntemlere başvurmamız gerekmektedir. Ülkücü hareketi temsil eden TV, gazete, dergi, bülten vs. gibi yayınların daha çok artması ve var olanlarında daha etkin kullanılabilmesi için çaba harcanması zaruridir.
  • Ülkücü hareket hem fikir hem de aksiyon hareketidir. Fikri yönden geçmişte pek çok düşünür tarafından ortaya pek çok eser ve görüş konulmuştur. Aynı şekilde bugünde çeşitli düşünürler bu görevi yerine getirmektedirler. Bizler ülkenin ve çağın gereklerini de dikkate alarak yeni fikirler üretmeli ve hareketin fikir kaynağına yenilerini eklemeliyiz. Konuyu misallerle açacak olursak; Türk milliyetçiliği veya Ülkücülük bugün ekonomi alanında ne düşünmektedir? Ortaya hangi reel politik çözümleri veya görüşleri sunmaktadır? Bu soruyu diğer güncel sosyal meseleler açısından da sorabiliriz. Özetle ifade etmek gerekirse, hareket fikri temelde sürekli üretmeli ve güncel olmalıdır.

Yukarıda ki maddeleri çoğaltmak elbette mümkündür. Ancak ana eksende düşündüğümüzde ve ortaya koyduğumuz öneriler değerlendirildiğinde pek çok meseleye çözüm bulabiliyoruz. İfade ettiğimiz maddeler tenkit amaçlı yazılmamıştır. Bizler bu tür muhasebeleri ne kadar çok yaparsak o kadar çok başarı elde edeceğimizi bir an olsun unutmamalıyız.

Sözü Bitirirken

Malumunuz olduğu üzere ülkemiz şu günlerde çok zor bir süreçten geçmektedir. Bu süreç sadece bugünü değil geleceğimizi de etkilemektedir. Ülkemiz kendi gerçek meseleleri ile meşgul olması gerekirken suni olarak rejim ve sistem tartışmaları ile devletin üniter yapısı ile, Anayasa değişikliği ile uğraşılmaktadır.  Batı’nın çözüm olarak sundukları içeride reçete olarak kullanılmakta ve egemenliğimiz paylaşıma açılmaktadır.   Sorunlarımız fikren dışa bağımlı, mili manevi değerlerden uzak sözde Liberallerle, tarihimizi bir bütün olarak kabul edemeyen, milliyeti gereksiz gören, Türk milletini anayasadan silmeye yeminli, etnikçilik hastalığına bulaşmış siyasal İslamcılarla, mütedeyyin insanlarımızla barışamamış beynelmilel ve Jakoben solcularla ve Batı’nın oyuncağı haline gelmiş siyasal Kürtçülerle çözülemez. Ülkücü Hareket ülkeyi bugün düştüğü durumdan çıkaracak ve onu huzura ve refaha ulaştıracak bilgiye, birikime ve kadroya her daim sahiptir ve hazırdır. Ancak toplumu bu yönde ikna etmek ve mevcut hükümete alternatif olduğunu kabul ettirmek siyasi hareketin kadrolarının başarısı ile mümkündür.