Türk Milliyetçiliğinin aksiyoner hale gelmesinde çok önemli katkıları olan Dündar Taşer, 15 Mayıs 1925 tarihinde Gaziantep’te doğmuştur. Aile tarihlerine göre Taşerler; Yavuz Sultan Selim Han zamanında, Tatvan’dan Anadolu’ya gelmiş ve yerleşmiş Misk Bey’inin devamı olarak bilinmektedir. Dündar Taşer’in ailesi çiftçilik ve öğretmenlik ile geçimini sağlamaktadır. Geçmişine bağlı olan aile, ata yadigârı çiftlikte işlerin kötü gitmesinden dolayı öğretmenliği bırakıp tamamen çiftçiliğe yönelmişleridir. Annesi Aliye Hanım’ın içindeki eğitimcilik ruhu sönmemiş ve oğluna 4 yaşında okumayı ve yazmayı öretmiştir. Dündar Taşer küçük yaşta evdeki ansiklopedileri okuyarak okuma alışkanlığı kazanmıştır. Gelecekte kendisine yapılacak “tarih şuurunun ete kemiğe bürünmüş hali” yakıştırmasına kaynak oluşturacak tarih okumalarına da hemen hemen o yaşlarda başlamıştır.

Çocukluğu sıkıntılar içerisinde geçen Taşer ilk ve ortaokul eğitimini Gaziantep’te tamamlamıştır. 1940 yılında ortaokulu bitirdikten sonra ülkenin içinde bulunduğu sıkıntıları görmeye başlamıştır. Arkadaşı Osman Enç ile bu sıkıntılar hakkında sohbet etmeye başlamışlar ve bu sohbetlerin sonunda ikisi de memleketi kurtarmak için asker olma kararı almışlardır. Bu kararın üzerine Taşer, Kuleli Askeri Lisesi’ni kazanmış ve İstanbul’a gelmiştir.

Askerî lisede dürüstlüğünden asla taviz vermeyen Dündar Taşer, bu huyundan dolayı çok dayak yediğini daha sonraları eşine anlatmıştır. Asuman Hanım’ın anlattığı bir anekdot, gerekli ipuçlarını hatta yeterli açıklamayı veriyor denilebilir. “Hocalarından biri haksız yere Dündar’a dayak atmış. Ancak, fazla uzamasını da istemediği için “Oğlum suç bende, de” diye zorlayarak işi bitirmek istiyormuş. Fakat Dündar, “suç bende değil efendim” diye cevap verdikçe dayak yeniden başlıyormuş. İş o kadar uzamış ki Dündar dayaktan, hoca sinirden perişan olmuşlar. Dündar “Suç bende değil“ diyor da başka bir şey demiyormuş. Derken, okul komutanı gelmiş ve “Oğlum, suç bende, de de bitsin şu iş” yarı tehdit, yarı ricada bulunmuş; çünkü bakmış ki, dayak atanın da, yiyeninde hâli hâl değil… Dündar’ın cevabı: “İyi de komutanım, suç bende değil ki…” demiş ve bunu duyunca çılgına dönen hoca yeniden saldırmış; fakat Dündar yıkılmadan, hocası sinirden baygınlık geçirerek yere yıkılmış. Hocayı hastaneye taşımışlar.”

Dört yaşında öğrendiği okumayı bir alışkanlık haline getiren Dündar Taşer, lise hayatı boyunca da bu alışkanlığı devam ettirir. Alparslan Türkeş’i Hüseyin Nihal Atsız’ın Orhun Dergisinde Kazganoğlu lakabıyla yayımlanan yazılarından takip etmektedir. O yıllarda milliyetçiler tarafından pek bilinmeyen Taşer, aynı fikirleri beslediğinden dolayı Alparslan Türkeş’e sempati beslemektedir.

1942’de Kara Harp Okulu’na başlayan Taşer, 30 Ağustos 1944’te Harp Okulunu da bitirerek tankçı asteğmen olarak Türk Ordusuna katılır ve Harp okulu yıllarını askerî disiplin içerisinde çok daha fazla okuyarak geçirir. Teğmenliğini, Çanakkale, Samsun ve Erzurum’da geçiren Taşer, 1951’de Ankara’ya gelir ve görevlerindeki üstün başarısından dolayı 1959 yılının Ağustos ayında Tankçı binbaşı olarak Millî Savunma Bakanlığı’nın Yüksek İstişare Kurulu üyeliğine atanır.

1960 yılında, arkadaşı Ahmet Er’in referansı üzerine Milli Birlik Komitesi’ne katılır ve Alparslan Türkeş ile yüz yüze ilk defa burada tanışırlar.  27 Mayıs 1960 sabahında Cemal Gürsel önderliğindeki Milli Birlik Komitesi, yönetime el koymuştur. Bu tarihten itibaren komite içerisinde sancılı dönemler başlar ve komite içerisinde farklı iki grup meydana gelir. Bunlardan ilki hızlıca seçime gidilmesini isteyen ve kendilerini daimi senatör yapmak isteyen gruptu. Alparslan Türkeş’in başını çektiği ikinci grup ise şuan da yapılacak bir seçimin iktidarı İsmet İnönü’nün yönetimindeki Cumhuriyet Halk Partisi’ne bırakmak demek olduğunu söylüyordu. Bu sebepten acele edilmemesini ve bütün partilerin seçim hazırlığını yapana kadar beklenmesi gerektiğini söylüyorlar. Ayrıca sivil iktidarın seçim endişesiyle yapamadıkları bazı reformların askerî iktidar döneminde gerçekleşmesini istiyorlardı. Dolayısıyla Dündar Taşer’de mantığını kullanıyor ve Alparslan Türkeş’in öncülüğündeki grubun yanına katılarak sayılarını on dörde çıkarıyordu. 13 Kasım günü Komite içerisindeki yüksek rütbeli askerler, Alparslan Türkeş ve yanındaki 13 kişiden korkup bir iç darbe daha yapmışlar ve 14 kişiyi yurtdışı elçilik müşavirliğine sürmüşlerdir. Bu görevlendirmede Dündar Taşer Fas’ın başkenti Rabat’a gitmiştir.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin ileri gelenlerinden ve aynı zamanda halasının oğlu Ali İhsan Göğüş 12 Kasım günü Ankara Palas’ta, Dündar Taşer’i arkadaşlarından ayırmak ve sürgünden kurtarmak için saatlerce ikna etmeye çalıştığını ama Taşer’i inancından döndüremediğini anlatmaktadır. Bu olay da bizlere Dündar Taşer’in inandığı değerler uğruna her şeyi göze alabilecek bir Anadolu delikanlısı olduğunu göstermektedir. Üç yıl sürgünde kalan Dündar Taşer döndüğünde eşine orada çok okuma imkânı bulduğunu, bildiklerini yeniden gözden geçirmek ve değerlendirmek için zamanı olduğunu söylemiştir. Bu üç yıllık sürgün sanki Dündar Bey’e tatil için verilmiş gibiydi. Ankara’ya döndükten sonra Alparslan Türkeş ile daha fazla vakit geçirmeye başlamış 31 Mart 1965 günü birkaç arkadaşlarıyla birlikte Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi’ne tören eşliğinde girmişlerdir. 1 Ağustos 1965 günü olağanüstü kongresinde Alparslan Türkeş parti genel başkanlığına getirilmiş, Dündar Taşer’de genel idare kurul üyesi olmuştu. İki yıl genel idare kurul üyeliği yaptıktan sonra genel başkan yardımcılığına getirilen Taşer vefatına kadar bu görevi sürdürmüştür.

Taşer, vaktini siyasî bir partide genel başkan yardımcılığı yapmaktan çok Türk Milliyetçisi gençlerin yoğun olduğu yerlerde o gençlere ağabeylik yaparak geçiriyordu. Dündar Taşer ile bir kere olsun sohbet imkânı bulan kimse yaşı, mesleği, partisi ve ideolojisi ne olursa olsun Dündar Taşer’e hayran kalıyor ve bir sonraki sohbetine katılmak için sabırsızlanıyordu. 1969 yılında Osman Yüksel Serdengeçti’nin isteği üzerine, haftalık yayımlanan Devlet gazetesinde “Mesele” başlıklı köşesinde yazılarını yazmaya başlamıştı. Dündar Taşer artık sadece sohbetleriyle değil Devlet gazetesindeki yazılarıyla da insanları kendine hayran bırakıyordu. Kuruluşunda öncülük ettiği Kültür Teknik ve Bilim Merkezi (KÜBİTEM)’de Türk Milliyetçisi gençleri toplayıp, kendisinin 4 yaşında kazanmaya başladığı tarih şuurunun önemini anlatarak Türk Milletinin geleceği olduklarını hatırlatıp onlara adeta bir öz güven aşılaması yapıyordu. Oradan meşhur Marmara Kıraathanesi’ne gidip çoğunluğunu akademisyenlerin oluşturduğu insanların körelmiş, tozlanmış milliyetçiliklerini yeniden gün yüzüne çıkarıp onlara da tarih şuuru aşlıyordu.

O dönemde, bazı kaynaklarda kendisinden “bilge tarihçi” olarak söz ettiren Ziya Nur Aksun Marmara Kıraathanesi’nde Dündar Taşer’in bir sohbetine zoraki getirilmiş sonrasında da Dündar Taşer’in eşsiz sohbetinden çok etkilenmiş ve sohbetlerdeki konuşmalarından bugün hepimizin kitaplığındaki “Dündar Taşer’in Büyük Türkiyesi” eserini meydana getirmiştir.

O yıllarda Türk Milliyetçiliğini savunan 29 yayın organın hepsinin matbaa ve dağıtım işlerini bizzat kendisi kontrol etmekte ama çevresi onun bu tutumunu anlayamamaktadır. Nevzat Kösoğlu bir yazısında Dündar Taşer’e “Ağabey sen genel başkan yardımcısısın git genel merkeze siyaset yap her gün bir gazetenin matbaasında yahut bir derginin yayın ofisindesin, bırak biz yaparız yetişemediğimiz yerde çocuklar bize yardım eder. Sen genel merkezde otur” diye sitem ettiğini dile getirir. Dündar Taşer’in cevabı da “Sosyal sermayesini kaybeden bir hareket ölmeye mecburdur” olur. Nevzat Hoca “O zaman ne demek istediğini anlamadığımızı, yıllar sonra anladık” diyor ve sonrasında “işte gençliğe verdiği önemden dolayı O, Dündar Bey değil O bizim Dündar Ağabeyimizdi” diyor.

Gençliğe verdiği önemi, 8 Eylül 1969 tarihli Devlet gazetesinde basılmış olan “Milliyetçi Hareket ve Gençlik” başlıklı makalesinde geçen: “Gençlik milletin geleceğinin teminatıdır… Eğer gençliğe gerekli ihtimam gösterilmezse kalkınma savaşı kazanılsa bile milletin âkıbeti tehlikeli olabilir.” ifadelerinde de görmekteyiz.

Dündar Taşer ülkücü gençliği besleyen, biçimlendiren verimli bir kaynaktı ve birçok Ülkücü gencin örnek aldığı isimdi.

Tarih 13 Haziran 1972… Dündar Taşer, Devlet gazetesi ve Töre Dergisi’nin bürosuna gider, kimse olmadığı için geri dönmeye karar verir. Büronun hemen bitişiğindeki bakkala ekmek getiren kamyonetin geri manevra yaparken kendisine çarpması nedeniyle yere düşer ve başını kaldırıma vurur. Taşer, kaza sonrasında derhal Numune Hastanesi’ne kaldırılmış, ancak beyin kanamasından Hakk’ın rahmetine kavuşmuştur.

14 Haziran günü Alparslan Türkeş’in sağ kolu, ülkücü hareketin mihenk taşlarından ve Türk Milletinin en önemli neferlerinden birisi, milyonlarca Ülkücünün Dündar Ağabey’i toprağa verildi.

Dündar Taşer’in vefatı Türk Milliyetçilerini çok derinden yaralamıştır. Bunu Başbuğ Alparslan Türkeş’in mezarı başında yaptığı

“Aziz ülküdaşım!

Acı kader bizi, mezarının başında konuşmak gibi aklımıza hiç getirmediğimiz bir vazifeyi yapmak zorunda bıraktı. Sen, milletimizin yiğit ve ülkücü bir evlâdı, partimizin çok mümtaz bir siması idin. Daha uzun yıllar omuz omuza çalışacağımıza, ülkümüzün bayrağını birlikte taşıyıp zaferle göklere çekeceğimize inanmıştık. Olmadı.

Ne yapabiliriz. Takdir-i ilâhi.

Aziz Taşer, ömrünce Türk milletini sevmenin, büyüklüğüne inanmanın sırrına ermiş, hayatının gayesini millete hizmette görmüş, dünya hırslarına iltifat etmemiş, hiçbir mevkiin cazibesine kapılmamış, tam bir Türk Milliyetçisi olarak yaşamıştın.

Biz de yıkıldık. Ama biliyoruz ki, ömrünü verdiğin mücadelenin zaferi uğruna, üzüntümüz ne kadar büyük olursa olsun asla sarsılmadan ilerlememizi bekliyorsun.

Aziz Ülküdaşım Taşer,

Seni dâva arkadaşlarının ve bütün memleketimizin gelecek yıllarda daha iyi anlayacak ve manevi şahsiyetinin takipçisi olduğumuz kutsal dâvamızda bizlere destek olacağına inancımız tamdır.

Aziz ülküdaşım,

Seni ebedî bir yolculuğa uğurluyoruz. İnanıyoruz ki, huzur içindesin. Huzur içinde kal. Ulu Tanrıdan rahmet dileyerek, aziz hatıran önünde derin bir acı içinde eğiliyoruz” konuşmasından anlıyoruz.

Bu gün bizler de Dündar Ağabeyimizin ömrünü verdiği ve bizlere miras bıraktığı mücadeleye sağdık kalacağız. O’nun mirasçısı olduğumuzu asla unutmadan sadece gerekeni yapacağız. Her zaman onun gibi dürüst, zeki ve çevik olacağız. Her birimiz birer Dündar Taşer olup insanların tozlanmış milliyetçiliklerini gün yüzüne çıkaracağız. İşte bunu başarabildiğimiz gün Dündar Ağabeyimizin ömrünü verdiği mücadelenin zaferi kazanılmış olacaktır.

KAYNAKÇA:

Devlet Gazetesi, 26 Haziran 1972 s-10.

Dündar Taşer, Mesele s-92.-93.

Nevzat Kösoğlu, Dündar Taşer s.16.-19.

Ziya Nur Aksun, Dündar Taşer’in Büyük Türkiyesi s-28.