Bozkurtların Ölümü,  Hüseyin Nihal Atsız’ın Maltepe’de 13 Nisan 1946’da tamamladığı Göktürk Kağanlığı tarihinden bir bölümü ve Kür Şad Destanı’nı anlattığı tarihi romanıdır. Bozkurtların Ölümü Hüseyin Nihal Atsız’ın en önemli romanlarının başında gelmektedir.  Yayımlandığı ilk günden bugüne kadar etkisinden hiçbir şey eksilmemiştir. Bugünde büyük bir okunma oranına sahip olduğu aşikârdır. Belirttiğimiz gibi, Bozkurtların Ölümü tarihi Göktürkler dönemini konu alan tarihi bir romandır. Romanda Türk tarihi ve kültürü, Çin ile ilişkiler, din anlayışı, bozkır yaşamı v.b. hususlarda önemli bilgiler bulunması dikkat çekmektedir. Tarihçi kimliği olan Atsız bu vasfını romana sonuna kadar yansıtmıştır. Bu yazımızda romanın temas ettiği bazı kültür öğelerinden bahsetmeye çalışacağız. Kanaatimizce belli bir farkındalık ile roman okunur, irdelenirse Türk tarihi ve kültürüne dair önemi bilgiler öğrenilebilir. Roman üslubu ve kendisine has güçlü tesiri göz önünde tutulursa öğrenme, kalıcılık ve milli şuurun oluşumu nokrasında faydalı olacağı aşikârdır.

 Türk’ün Milli İçeceği: Kımız

Romanda en sık karşılaştığımız sahne kımız içme sahneleridir. Romanda net bir şekilde kımızın Türk’ün hayatındaki önemi vurgulandığı görülmektedir. Hem özel günlerde hem de günlük hayatta kımız temel besin maddesi olmuştur. Kürşad, İşbara Alp, Bögü Alp, Sançar, Pars ve diğer Türk roman karakterleri birçok yerde kımızı büyük bir zevkle içmişler ve bulamadıklarında ise büyük bir özlem çekmişlerdir. Ötüken de kıtlık zamanlarında İşbara Alp’ın at uşağı olan Çalık kımız bulma yolunda büyük gayretler sarf etmiş ve bunun evdeşini çok mutlu edeceğini düşünmüştür. Yine Çalık kuş avlamış bu kuşları kımızla değiştirmek için Çin ile ticaret yapılan eve gitmiştir.

Kısrak sütü ekşitilerek yapılan içkiye kımız denilmekteydi. Kımız kısrak sütünün mayalanmasıyla yapılan, az alkollü, eski bir Türk içeceğidir. Kımızın tadının az olgunlaşmış kızılcık tadına benzediği ve hafif alkol kokusu verdiği belirtilmektedir. Romanda Kara Kağan Han seçildikten sonra erler kımız içerek sarhoş olmuşlardı.

Kımız Türklerin en çok kullandığı ve düşkün oldukları bir içecek türüdür. Türkler kımız büyük bir ehemmiyet vermekteydiler. Bu önemin bir yansıması olarak destanlarda da kımız kedine yer bulmuştur. Bu destanlara Manas Destanı ve Dede Korkut Destanı örnek gösterilebilir. Kımız sadece bir içki olarak görülmemeli aynı zamanda besleyici ve doyurucu bir özelliği de bulunmaktadır. İnsan vücudunu besleyen tüm maddelerin kımızda bulunduğu ifade edilmektir.

Kımızın insan bünyesinde birçok yararının olduğu ve çeşitli hastalıkların tedavisinde ilaç olarak kullanıldığı belirtilmektedir. Çin kaynaklarında “lo” olarak bilinen kımızın çıbanları iyileştirdiği ve en iyi ilaç olarak zikredilmektedir. Kazakların ünlü halk şairi Cambıl ise “cezbeden ekşi, lezzetli, sarı kımız, hastaya şifa, sağlığa kuvvet, ilaç kımız” ifadeleri kımızın tedavi edici özelliğini vurgulamaktadır. Bugünde yapılan çeşitli araştırmalar kımızın faylarından sıklıkla bahsetmektedir.

Pars Çililer ile savaştıktan sonra yaralanmıştı. Daha sonra Utacı (doktor)tedavi için geldiğinde “Çok kımız içerse gövdesi güçlenir, ölmez.” demişti. Savaşta yaralan Türkler de önce yaralarına dağlamamışlar daha sora bulabilirlerse kımız içmeye çalışmışlardır.

Çinli Çaşıt(casus) tarafında Çalık ağır bir şekilde yaralandıktan sonra Çalığa yaraları dağlanmış ve kımız içirilmiştir. Romanda, kımızın tedavi edici etkisine vurgu yapılmıştır.

Kurultay Gücü ve Önemi

Kurultay, ulusun birleşmesi, kaynaşması ve din ile devlet gücünü tek elde toplayan gösteri ve toplantıdır. Kurultaya fonksiyonları itibariyle “millet meclis” denilebilir. Romanda kurultayın kağan seçme ve danışama meclisi işlevine vurgu yapılmaktadır.

Çulluk Kağan’ın ölümünün ardından Kara Kağan’ın han seçilmesi bu gerçeğe atıf yapmaktadır. Kür Şad Kara Kağan’a gelip  “Şad kutlu olsun. Kurultay seni seçti. Kağan oldun.“ diyerek kurultayın kağan seçme işlevine işaret etmektedir.

Bütün Türk Tarihi boyunca Kurultaylar yeni Han’ın seçiminde ve meşrulaştırılmasında önemli rol oynamıştır. Tahtın boşalmasından sonra tahta geçecek yeni hükümdarın kim olacağı konusunda kesin bir hüküm bulunmamaktadır. Hükümdarın en büyük oğlunun tahta geçmesi her zaman uygulanmamıştır. Bu hak genellikle hükümdar ailesi içerisinden en dirayetli ve liyakatlisine verilmek istenmiştir. Bu nedenle varisler arası iktidar mücadelesi Türk Tarihi boyunca eksik olmamıştır. Tahta geçiş kimi hallerde devlet meclisi tarafından yapılmaktadır. Bazen de mücadele sonucu tahta geçme hakkını elde edenin kurultay tarafından onaylanması şeklinde olmaktaydı.

Türk Devletlerinde kurultaylar aynı zamanda kimin tahta çıkacağının töre ve geleneklere göre karar verildiği kurumlar olup gerektiğinde hükümdarın seçiminde etkin rol oynamışlardır. Örneğin Hun tahtına M.Ö.60 yılında ölen hakanın yerine kurultay ve Ulu Hatunun kararı ile Sağ Bilge Tegin’i, Wu-yenchü-te’yi tahta çıkarmışlardı. Büyük Hun kurultayı devam ederken Hun hakanının ölmesi üzerine Ulu Hatun kurultayın devamını sağlayarak ölen hakanın oğullarından tahtı kurultay kararı ile alarak bir başka hakan torununu tahta çıkarmıştır. Yine kurultay kararı ile bir başka taht değişikliği M.Ö.101 yılında gerçekleşmiştir. Hun şanyü’sü ölünce hükümdarın oğlu küçük olduğu için küçük amcası Chü-t’e-hau devlet ileri gelenlerinin kurultay kararı ile tahta çıkmıştır.

Danışmadan veya alınan karara uymayarak hâkimiyet hakkını kullanan hükümdara da zaman zaman müdahale edilmiştir. Örneğin Göktürk Hakanı Ta-po’nun istişare etmeden vasiyet ettiği Talo-Pien’in hakanlığı töreye uymadığı gerekçesiyle devlet meclisi tarafından reddedilmiştir. Gerektiğinde Hakan’ın yetkilerini kısıtlayabilen bu meclisler demokratik anlayışı yansımalarıdır. Öyle ki çok önemli konularda kurultaya danışmak gibi bir gelenek oluşmuş olup bu geleneğe uymayan hakan tahttan indirilebilmekteydi.

Kurultayda devletin iç ve dış işleri görüşülüp, icap ediyorsa yeni kanunlar (töre) konur, savaşa barışa karar verilir ve daha sonra alınan bütün bu kararlar uygulamaya konulurdu.

Kara Kağan Batı kağanından gelen bitig üzerine ne yapacağını belirmek için “kineşmek” yoluna başvurarak kurultayı toplamıştır. Bu kurultayda Kara Kağan kurultaya şöyle seslenmiştir:

“Türk beğleri! Ustan üstün us vardır. Ne düşünüyorsanız, gereken ne ise ortaya atalım kineşelim. Ola ki doğru yolu bulur da ona göre iş ederiz.”

Bu düşünce Türk Kurultayının bir anlamda demokratik özelliğini vurgulamaktadır. Kara Kağan karar vermek için beylerine başvurarak “ustan üstün us” var diyerek özgürce düşüncelerini söylemeleri için onları teşvik etmiştir.

Türk Töresinin Büyük Önemi

Türk devletleri, kanun demek olan töre hükümlerine göre yönetilmekteydi. Töre Türkler için vazgeçilmez, kıymetli bir kavramdır. Türk devletlerinin ve Türk milletin en başta varlığı, huzuru, mutluluğu, refahı Töre olgusunda saklıdır. Bozkurtların Ölümünde Atsız Beğ, ilgili yerlerde Törenin önemine değinmektedir.

Örneğin, Katunun kardeşi Çinli Şen-king yağma yağmadığı halde ganimeti yağmalaması için askerlere buyruk verdiğinde askerler bu emre uymamışlardır. Bunun üzerine Türk tümenin yöneten Çinli Şen-king yanına bir yüzbaşıyı çağırıp neden emre uyup yağma etmediğin sorunca Yüzbaşı  “Türeye Uymaz” demişti.  Gerisini Atsız şöyle devam ettirerek türenin önem ve gücünü şu sözlerle ifade etmiştir:

“Şen- king Türe sözünü işitince durdu. Türk türesinin ne yaman nesne olduğunu, ona baş eğmeyen başların nasıl koparılacağını biliyordu. Türeye baş eğmeyen kişi kağan olsa ve büyük bir kahraman olup Türklere zaferler kazandırmış bulunsa bile gene ezeceklerini Şeng-king iyi biliyordu. Onun için yüzbaşı ‘türeye uymaz’ deyince sözü kesmişti.“

Bunu haricinde Kara Budak Türk Türesin uymayarak Çinli kadın Fu-lin’e uyduğu, Türk Töresine karşı geldiği için Kağan tarafından ölüm hükmü verilmişti.

“Evli bir kadına iliştiğin için Türk türesince, Kara Kağanın buyruğunca idam edileceksin.”

Gök Türk döneminde Orhun Abidelerinde töre kelimesi on bir yerde geçmekte, bunun altısında “il” kastedilmekte geri kalan beşinde yine “il” ile alakalı olarak kullanılmaktadır. Devletin varlığı töre hükümlerinin ciddiyetle uygulanmasına bağlıydı. Yazıtlarda töre ile ilgili şu ifadeler büyük önem arz etmektedir: “Üste mavi gök, altta yağız yer kılındıkta, ikisi arasında insanoğlu kılınmış, insanoğlunun üzerine ecdadım Bumin Kağan, İstemi Kağan oturmuş. Oturarak Türk milletinin ilini töresini tutu vermiş, düzenleyivermiş.” “Yedi yüz er olup ilsizleşmiş, kağansızlaşmış milleti, cariye olmuş, kul olmuş milleti, Türk töresini bırakmış milleti, ecdadımın töresince yaratmış, yetiştirmiş.”

Diyebiliriz ki; Töre hükümleri Türk devletini güçlü milletini mutlu kılmaya yönelik hükümlerdir.

Diz Vurma

Diz vurma geleneği romanda çok sık karşımıza çıkmaktadır. Kağan, Katun diz vurarak selamlanmaktaydı. Ayrıca,  Beyler ve rütbe olarak düşük rütbeliler karşı saygı ve selamlama olarak diz vurmuşlardır. Bu geleneğe sadece Türkler uymamış, Ötüken’e gelen Çinliler ile Ötüken’de tutsak olan Çinililerde Kağanı, Katunu, Tiginleri ve yüksek rütbeli diğer Türkleri diz vurarak selamlamışlardır.

Romanda, At uşağı Çalık ile birkaç Çinli arasında geçen kavga sırasında gelen Kürşad’ı gören Çinliler Türk geleneğine göre onu diz vurarak selamlamak istemişlerdi. Bu hususta romanda çok sayıda örnek bulunmaktadır.

Çin ile Ticaret Şehirleri

Romanda Türk-Çin ilişkilerine dair birçok bilgi bulunmaktadır. Biz bu noktada sadece Türkler ile Çinliler arasındaki ticaret şehirlerine değineceğiz. Türk ve Çinliler arasında ticaret şehir veya pazarları bilinen bir gerçektir. Tarihi kayıtlara göre, ilk serbest ticaret pazarı, Asya Hun Devleti ile Çin arasında kurulmuştur. Bu pazarlar için belirledikleri yerler ise, genellikle Çin’e ait sınır şehirleri idi.

“Çin tüccarları, çok eski çağlardan beri, bazen Ötüken’de kalırlar, sonra yaz olunca Çin’e dönerlerdi. Onlar alışveriş yaptıkça kağanlar onlardan vergi alırlar, böylece bu alışveriş iki tarafa da yarardı.”

Onbaşı Üçok Çin ile barış olduğu zaman Türk-Çin sınırına hatta Çin’in içlerine kadar giderek alışveriş yapıyordu. “Tulu Han elçi olarak Çin’e gidip Kara Kağan adına barış yaptıktan sonra sınır Türklere açılmış, birçok Türkler, teker teker yahut küme küme sınıra giderek alışveriş yapmaya başlamışlardı. At, sığır, koyun kürk satıyorlar; pirinç, darı, kumaş alıyorlardı.”

Göktürkler 953 yılında Çin imparatoruna bir elçi göndererek kendisinden “Çin ile ticaret yapabilmek için sınır boyunca pazar yerleri tayin edilmesi müsaadesi” talebinde bulundular. İmparatorda yayınladığı bir ferma ile bu isteği karşıladı.

Bilge Kağan, Çin ile olan ilişkilerini karşılıklı dostluk ve barış temeline oturttuktan sonra, Çin’den bazı ticari imtiyazlar almayı başarmıştır. Bu imtiyazlardan en önemlisi bazı Çin şehirlerinde serbest ticaret pazarlarının kurulması.

Sonuç olarak; Bozkurtların Ölümü romanı Türk tarihi ve kültürü açısında önemli bilgiler ihtiva etmektedir. Roman dikkatli bir şekilde farkındalıkla okunursa okuyucu yüksek bir verim alacaktır. Romanda Türk’ün dünyaya bakışı, din anlayışı, savaş ve kahramanlık algısı, Çin imajı, Türk tarihi ve kültürü vb. birçok konuda kıymetli malumatlara yer verilmiştir. Çok yönlü önemli bir ilam adamı olan Atsız beğ tarihçi kimliği ve bilgisi romanda kendisin göstermiş, bunun da etkisiyle,  roman gönüllerde taht kurmakla kalmamış Türk milli şuurunun oluşması noktasında da büyük bir görev ifa etmiştir.

Kaynaklar

Kafesoğlu, İbrahim, Türk Milli Kültürü, Ötüken Neşriyat, 2011( 33 baskı), İstanbul.

Koca, Salim, Türk Milli Kültürünün Temelleri 2, Pelin Ofset Tipo Matbaacılık, 2010, Ankara.

Atsız, Bozkurtlar, Ötüken Neşriyat, (115 bakı), 2015, İstanbul.

Durmuş, İlhami, Türk Kültürüne Giriş, Akçağ, 2016, Ankara

Ergin, Muharrem, Orhun Abideleri, Boğaziçi Yayınları, (51 baskı), 2017, İstanbul.

Erdoğan, Aysel, İslamiyet’ten Önce Türk Devletlerinde Meclis Anlayışı: Toy, Kengeş, Kurultay Örneği, KSÜ Sosyal bilimler Dergisi, Nisan 2014, sayı 1, 39-52

Seyitdanlıoğlu, Mehmet, Eski Türklerde Devlet Meclisi “Toy” Üzerine Düşünceler, Ankara Üniversitesi D.T.C.F Tarih Bölümü Dergisi, 45(28), 1-11