ÖZET

  1. yüzyıl, Osmanlı Devleti için her saniyesi kaygı ve umudun kaynağı olan lakin saatin ters yönünde işlemeye başlayan bir zaman diliminin, ilk evresidir. Nitekim 17. yüzyıldan itibaren düşüşe geçen Osmanlı Devleti’ne nispeten 19. yüzyılın Batı’sı, zıt yönde bir ivmeyle harekete geçmiştir. Batı’da siyasi değişmelerin yanı sıra, matematik, fizik, kimya, astronomi alanlarındaki gelişmeler; dahası demiryolu, telgraf, buharlı makine gibi bazı araçların kullanılmaya başlanması Osmanlı Devleti’ni derinden etkilemeye yetmiştir. Bu etki, sonraki yüzyılları takiben devam ederek “batılılaşma, muasırlaşma, garplılaşma, çağdaşlaşma, modernleşme” gibi kavramlarla Türk aydının gündeminden düşmemiştir. Öyle ki “Batılılaşma Sorunu”  üç asırdır Türk sosyolojisinin temel sorunlarından biri haline gelmiştir. Ne yazık ki, Türk milletinin batılılaşma sorununun sağlıklı bir şekilde analiz edilememesi, bu sorunu 21. yüzyıla değin taşımıştır. Bu çalışmamızda da Türk fikir hayatında batılılaşma serüvenini, bilimsel tespitler üzerinde temellendiren Prof. Dr. Mümtaz Turhan’ın garplılaşma (batılılaşma) üzerine görüşleri kültür değişmeleri bağlamında incelenecektir. Çalışmamızda öncelikle, Osmanlı Devleti’ni batılılaşma ihtiyacına iten süreç kısaca açıklanarak Mümtaz Turhan’ın fikirlerine yer verilmiştir. Mümtaz Turhan, Türk Devleti’nin öncelikli amacının millet olma yolundan geçtiğini belirtmektedir. Bu yol üzerinde milli kültür ve kültür değişmeleri esaslarının geniş çaplı etkisinden dolayı Turhan’ın fikirleri, kültür değişmeleri çerçevesinde incelenmiştir. Çalışmamızın sonunda, günümüzün batılılaşma sorunuyla karşılaştırmalı olarak batılılaşma meselesine ilişkin Mümtaz Turhan’dan hareketle çözüm ve önerilere yer verilecektir.

Anahtar Kelimeler: Mümtaz Turhan, Garplılaşma (Batılılaşma), Osmanlı Devleti, Milli Kültür, Bilimsel Milliyetçilik

 

GİRİŞ

  1. yüzyıl, Osmanlı Devleti’nde içten ve dıştan bir takım problemlerin baş gösterdiği ilk dönemdir. Devleti Aliyye, tarihin şahit olabileceği en zirve noktalara taşınmış, ancak 17. yy itibariyle kendini yenileyemeyerek bulunduğu zirveden düşüşe geçmiştir. Osmanlı’da siyasi düşüşün başlangıcı ise Karlofça Antlaşması ile kendini belli eder. Nitekim Karlofça Antlaşması’ndan önce 5.481.560 kilometre toprağın sahibi olan Osmanlı, 130 yıllık süre içinde elindeki mevcut toprakların yüzde yirmiye yakınını yitirmiş, 1829 yılından sonra ise toprak kayıpları katlanarak devam etmiştir.(1) Sırpların isyanıyla seyreden isyanlar Balkanlar’da Karadağ ve Sırbistan’ın Osmanlı Devleti’nin elinden çıkmasına sebep olacaktır. Girit Olayları, Kırım’ın elden çıkışı, 93 Harbi’nin getirdiği felaketler, Mısır ve Boğazlar Sorunu’nun gündeme gelmesi, sömürge yarışına geç katılan İtalya’nın yorgun, “Hasta Adam”* Osmanlı’nın topraklarına göz dikmesi ve Kuzey Afrika’daki son toprağımız olan Trablusgarp’ın elden çıkması dönemin içler acısı tablosunu resmeder niteliktedir. An gelir, Osmanlı Devleti coğrafi bir birlik teşekkül edemez hale gelir. Balkanlardaki dağılmalar ve Anadolu’nun doğusundaki Ermeni isyanları Rusların panslavist politikalarının meyve vermeye başladığının kanıtıdır. Burada Devleti Aliyye’nin 3 kıtayı saran hâkim duruşunun çöküş sebeplerini kısaca sıralamak istiyoruz:

1) Osmanlı Devleti, Sanayi Devrimi’ni yakalayamamıştır. Memlekette milli bir sanayi cihazı, yani fabrikalar, imalathaneler de mevcut olmadığı için, bölgeler ve bölümler arası değiş tokuş edilecek milli mamuller de yoktur.(2) Osmanlı Devleti kendi içinde bir pazar birliği teşkil edemediğinden yabancı devletlerinin “açık pazar”ı konumuna gelmiştir.

2) Osmanlı Devleti çağdaş terakkiyi yakalayamamış, okullaşamamıştır. Devletin içinde bulunduğu buhranı, kendi devlet yöneticilerinden önce gören yabancı devletler özellikle 2. Abdülhamit döneminde yabancı okullar açmışlardır. Bu okullar, azınlıkların bulunduğu coğrafyalarda (özellikle Hıristiyan özgürlüğünün desteklenmesi fikriyle) Osmanlı Devleti’nin dağılışına zemin hazırlayan sebeplerden biridir. Zamanla Türklerin de yabancı okullara ilgisi artarak çocuklarını bu okullara göndermeye özen göstermişlerdir. Bu okullar, misyonerlerce kurulup yönetildiği için mensup olduğu devletin dilini ve dinini öğretmeleri sebebiyle çeşitli yönlerden Müslüman öğrenciler üzerinde kültürel etkilenmeler meydana getirmiştir.(3)

3) Devlet kurumlarında ve halk tabanında kimlik kaybı ve kimlik kargaşası, Devleti Aliyye’yi mozaik parçaları halinde dağılma noktasına getirmiştir. Aslına baktığımızda ‘kimlik problemi’ bir neden değil sonuçtur. Yanlış batılılaşmanın bir sonucudur, denilebilir. Bunu, milleti bir insan vücudu metaforu üzerinden düşündüğümüzde daha iyi analiz  edebiliriz. Öncelikle vücudun işleyişini düzenleyen organlar, hormonlar vb. iç ve dış etkilere karşı kendisini korumak zorundadır. Vücudu iç ve dış olumsuz etkilere karşı koruyamazsak, hâlâ açıklanamayacak derecede karmaşık ama bir o kadar da sistemli olan yapı aksamaya başlar. Zaman zaman alınan antibiyotik vs. gibi ilaçlar, her zaman beklenilen etkiyi göstermediği gibi bu ilaçlar dozunun nasıl olduğu ve ne olduğu bilinmeden kullanılamaz. Tıpkı milletlerde olduğu gibi…

Osmanlı Devleti de yukarıda sözünü ettiğimiz metafordan hareketle iç ve dış etkilere karşı kendisini koruyamamış ve sonucunda “kimlik kargaşası” gibi kilit noktalarda bulunan ciddi problemler baş göstermiştir.

4) 18. yy’dan itibaren Osmanlı Devleti, birçok alanda Avrupaî gelişmelere ayak uydurma çabalarına girişmiştir. Öyle ki bu amaçla Osmanlı ordusunun eğitiminde dahi Batılı tarzda eğitime, ordu ve donanma içerisinde Avrupalı asker, uzman ve eğitimcilere yer verilmeye başlanmıştır.

Osmanlı Devleti’nin Batı karşısında aldığı askeri yenilgilerin de dönemin çizmiş olduğumuz bu kara tabloya eklenmesi batılılaşmanın bir reçete olarak görülmesine sebep olmuştur. Lakin Batı karşısında kırılan bu direnç, öncelikle Batı’nın varlığını tanımış, sonrasında ise bunun getirmiş olduğu aşağılık psikolojisi sonucu “taklitçilik”e bürünmüştür. Turhan, bu nevi bir kültür değişmesinde esas gayenin, aşağılık duygusu ve hayranlık hissi gibi ruhi faktörlerin tesiriyle model cemiyete mümkün mertebe benzemek emeliyle onu taklit ve kopya etmekten ibaret olduğunu belirtmektedir.(4) Turhan’a göre, Batılılaşma meselesinin tarihi-sosyolojik bakış açısıyla ele alınmamış olması Türk milletini yeterince analiz edememeye yol açmış, dolayısıyla aynı problemin çarklarının dönüp durmasına sebep olmuştur. Turhan, çalışmalarında tarihle ilişki kurabilmiş ender sosyologlarımızdan biridir. Batılılaşma ve kültür değişmesini tarihi bir süreç içinde anlamaya ve açıklamaya çalışması döneminde etkili bir düşünce adamı olarak öne çıkmasını sağlamıştır.(5)

 

Asırlardır Süregelen Problem: Batılılaşma Meselesi

Batılılaşma kavramı, Türk Dil Kurumu Güncel Sözlüğü’nde “Batılılaşma işi, garplılaşma” olarak(6); TDV İslam Ansiklopedisi’nde ise Batılılaşma, “Avrupa’nın ekonomik düzeyini ve kültürünü benimseme. Her bakımdan Avrupalılara benzemeyi dile getirir.” olarak tanımlanır.(7) Meydan Larousse’de ise Batılılaşma, “Batı, özellikle de Avrupa yaşama ve düşünce biçimine bağlılık” olarak tanımlanmaktadır.(8) Bu tanımlamaların yer aldığı kaynaklardan hareketle, Türk milletine özgü olup da güncel olan tanımlama TDK’ye aittir. Ancak yukarıda da görüldüğü üzere, tanımlama noktasında en dar anlama sahip ve açıklayıcı olmayan tanım TDK’nindir. Her ne kadar basit bir kavram çalışmasından ibaret görülse de “Kamus namustur.” diyen Cemil Meriç’in hakkını vermek gerekir ki Batılılaşma kavramını tam manasıyla anlayamadığımızdan ötürü tanımlamada dahi güçlük çektiğimiz söylenebilir. Tanımlayamadığımız bir kavramı fiiliyata dökmek ise yanlış sonuçlar doğurmakta gecikmemiştir. Mümtaz Turhan da Batılılaşmanın ne olduğunu anlayamadan uygulamaya geçmiş olmamızdan yakınmaktadır. Turhan, bu sorunu sosyal psikolojik ve tarihi-sosyolojik bağlamında inceleyen ender sosyologlarımızdandır. Mümtaz Turhan’ın öğrencisi olan genç yaşta kaybettiğimiz sosyolog Erol Güngör, hocası Mümtaz Turhan için “Hemen her yeni müessesenin ortaya çıkışında yeni hareketin başına geçmiş bir şahıs, eski tabirle bir mübeşşir kavramının yakıştığı, Gökalp ve Sebahaddin Bey’den sosyal bilimlerin en önemli şahsıdır.” demektedir.

 

Mümtaz Turhan’da Garplılaşma (Batılılaşma) Kavramı

Turhan’a göre Garp medeniyetinin esas unsurlarını ilim, teknik, hürriyet ve insan haklarını teminat altına alan hukuk sistemi oluşturmaktadır. Hakiki garplılık ise bu unsurlara bağlılıktır. Ancak Turhan’ın bu noktada aydın-halk çatışması ve milli kültür esasına dayanan tespitleri dikkate değerdir. Garp medeniyetini diğer medeniyetlerden ayırdığı, ona asıl hüviyetini verdiği hususunda ilim ve fikir adamları arasında tam bir birlik vardır. Aynı suretle bu unsurlara bilhassa ilimle tekniğe sahip olunduğu, benimsenip cemiyete mal edildiği nispette de bir memleketin garplılaşabileceği hususunda da yine zerre kadar şüphe edilmemektedir.(9)

  1. Meşrutiyet’ten itibaren Cumhuriyet’e devreden düşünce mirasındaki hata, Turhan’a göre insan unsuru dışında garplılaşma hareketinden kaynaklanmaktadır. II. Meşrutiyet’ten bu yana fabrikalaşma, Batılılaşma çabalarının en büyük eksiği, insanımızın teknik ve ilmi bilgisini arttırmadan fabrikalar açıp üretime geçmekte yatmaktadır. Günümüzle ilişkisine baktığımızda genç nüfusun fazla olup da niteliksiz eleman gücünün de aynı oranda seyretmesi Turhan’ı doğrular niteliktedir. Günümüzde batılılaşmanın sonuçlarını giyim, yeme-içme, zevk anlayışı gibi unsurların dışavurumları üzerinden inceleyebiliriz. Bu da II. Meşrutiyet’ten bu yana ilim ve tekniği almaktan ziyade kültürel bir değişmeye, benimsemeye gidildiğini kanıtlar niteliktedir. Turhan, değerlendirmelerinde Batı medeniyetini bir bütün olarak ele almakla beraber tümden Batılılaşmaya, yani Batı kültürünün alınmasına karşıdır. Çağdaşlaşmak için, bugünün medeni ülkelerinin yaşadığı tarihi tecrübeleri yaşamak gerekmemektedir. Turhan, Rusya ve Japonya’yı Batılı olmadan Batılılaşan ülkeler olarak göstermekte ve bizim de bunu başarabileceğimizi vurgulamaktadır.(10) Yani Batı ile aramızdaki farkı (zihniyet, tutum, görüş, maddi-manevi kültür yaşantı, din) göremeyişimiz, sorunun kökenini oluşturmaktadır. Batılılaşmanın II. Meşrutiyet’ten bu yana bu şekilde seyretmesi ise kültür değişmelerine ayrı bir parantez açmıştır.

 

Kültür Değişmeleri ve Garplılaşma

Günümüzde “Toplumun McDonaldlaştırılması, plaza dili, modern insan” terimlerine baktığımızda kültür değişmelerinin ne kadar hızlı bir süreçte gerçekleştiği görülebilir. Mümtaz Turhan da Türk milletinin kültür değişmelerini tarihi-sosyolojik açıdan “serbest, zorunlu kültür değişmeleri ve alıntı” olmak üzere safhalara ayırmıştır. Serbest kültür değişmeleri, bir toplumun yahut toplumsal grubun iç ve dış baskı bulunmadan yabancı bir kültürle etkileşim haline girmesidir. Serbest kültür değişmeleri, 19. asra kadar olan devri temsil eder. Zorunlu kültür değişmeleri, farklı kültürlere sahip iki toplumdan yahut toplumsal gruptan birinin diğerine baskın çıkan baskısı sonucu diğerinin zorunlu olarak kültürel benimsemeye girmesidir. Bu da Turhan’ın geçiş devri olarak nitelendirdiği Üçüncü Selim zamanına tekabül eder. Alıntı kavramı ise bir toplumun yahut toplumsal grubun yabancı bir kültürü aynen kabul etmesidir. Turhan bu son safhayı II. Mahmut ile başlamaktadır. Nitekim II. Mahmut döneminde garplılaşma hareketlerinin, baskıya dayanmasından ötürü bu kategoriye aldığını belirtir. Bu dönemi de kendi içinde çeşitli kısımlara ayırmaktadır:

  1. a) II. Mahmut’tan Tanzimat’a kadar, yani Gülhane Hattı Hümayunu’nun ilanına kadar olan zaman,
    b) Tanzimat’tan 1876’ya kadar,
    c) 1876’dan 1908 inkılâbına kadar,
    d) 1908’den 1923’e kadar,
    e) 1923’ten günümüze kadar.(11)

Mümtaz Turhan’ın Kültür Değişmelerini ve özel olarak köy toplumunu incelediği  “Kültür Değişmeleri ve Sosyal Psikoloji Bakımından Bir Tetkik” adlı eseri İngilizce, Almanca gibi bazı yabancı dillere çevrilmiştir. Ancak ülkemizde maalesef yeterli ilgiyi görememesi, Mümtaz Turhan’ın garplılaşma ve kültür değişmeleri konusunda köylüyü bilinçlendirmeyen, umursamaz tiplemesi olan, aydını suçlu bulmasını doğrular niteliktedir. Bunun yanında, kültür değişmeleri ve batılılaşma hususunda gerekli hazırlıkların yapılmaması, planlı, sistematik bir ilerlemenin olmaması diğer sebeplerden birkaçıdır. Böyle bir hareket tarzını oluşturacak mevcut insan unsurunun dar görüşlü, cahil ve batıyı kavrayamamış olduğunu, bu tür bir hareket tarzını temsil eden zihniyetin “bugün bile” etkili bir şekilde devam ettiğini düşünmektedir.(12) Bugün bile tabirini ne yazık ki 21. yüzyıl için de kullanabiliriz ki bu Türk milletinin dönüp dolaşarak aynı noktaya çıktığını gösterir. Aynı çarkın aynı yerde dönüp durması aklımızın bir köşesinde üç acı sebebi de beraberinde getirmekte:

1) Problemi göremiyoruz, analiz edemiyoruz. Buna rağmen alelacele çözüm yolu için her kapının kilidini açmak için zorluyoruz.

2) Problemin ne olduğunu biliyoruz fakat doğru çözüm yolunu bulamıyoruz.

3 ) İlk iki seçeneğin ikisini de kapsayan bir buhran söz konusudur.

Yukarıda somutlaştırmak istediğimiz çeşitli kollara ayrılan bu fikir buhranı Mümtaz Turhan’a göre iki buçuk asırdır devam etmektedir. Ancak Turhan’a göre Rusya ve Japonya örneğinde olduğu gibi bu akıl buhranından kurtulmak mümkündür. Mesela Almanya’yı ele alalım. İkinci Dünya Savaşı ardından Almanya, fabrika ve iş yerleri harap olmuş, ekonomisi çökmüş, açlık, sefalet ve yoksulluğun baş tacı olduğu viran bir şehir manzarası ile çıktı. Almanya’yı günümüze taşıyan yegâne hazinesi hırsından, azminden, cesaretinden ziyade ilim zihniyetini edinmiş bilgili insandan başka bir şey değildir.

 

Garplılaşma Konusunda Gördüğü Eksiklikler ve Çözüm Önerileri

Çalışmamızın bu aşamasına kadar vermiş olduğumuz bilgilerden de hareketle, aslında eksik yanlarımızı analiz edebilirsek ne yapmamız gerektiğinin farkına varabileceğimiz görülmektedir. Nitekim Garplılaşma politikası süresince yapılan yanlışlar ve eksiklikler kendimizi görmeyi, dolayısıyla ne yapıp yapmamamız gerektiğini ortaya koyacaktır. Bunları maddeleştirmek gerekirse:

1) Garp medeniyetini anlayamamak, bu medeniyetin gerçek özelliklerinin nelerden oluştuğunu kavrayamamak ve bu özellikler arasında ilişkileri tespit edememek

2) İşe nereden başlanılacağını, neyin nasıl yapılacağını bilememek.

3) Garplılaşma teşebbüslerinin her siyasi devirde şahsi kalması, yapılan teşebbüslerin sürekliliğinin bulunmaması.

4) Bilimsel ve teknik gelişmelerden haberdar olmamak, bunlara gereken önemi vermemek.

5) Milli eğitime gereken ilgi ve önemi vermemek.

6) Milli kültürün yozlaşmasına karşılık bir şey yapmamak ve milli kültür esaslarına ters düşmek.

7) İnkılâplara yönelik yanlışlıklar.

Yukarıda değindiğimiz eksiklikler ve yanlışlardan hareketle çözüm yollarına bakmak gerekir. Turhan’dan hareketle “Peki ne yapmalı?” açısından baktığımızda ise aynı çözümlerin günümüzde de güncelliğini koruduğunu görmekteyiz. Bu da önceden de belirttiğimiz gibi dönüm dolaşıp aynı kapıya vardığımızı gösterir. Turhan, birinci sınıf ilim adamlarımızın olmamasından yakınmaktadır ki günümüzde de maalesef nitelikli iş gücü bulunmamakta. İlkokuldan üniversiteye kadar eğitim sürecinin bir bütün olarak ele alınması gerektiğini savunur. Nitekim eğitimin bu basamaklarından birinin işlevini yitirmesi ileriki süreci de olumsuz etkileyecektir. Bizim asıl inceleme konumuz olan kültür değişmelerine baktığımızda ise Turhan, Türkiye’nin öncelikle amacının milli bir teşekkül kurmak olduğunu izah eder. Hatta Atatürk’ün ilke ve inkılâpları bu çerçevede şekillenmiştir. Fakat hangi yoldan gidilirse gidilsin bir milletin ayakta durabilmesi, istiklal ve benliğini muhafaza edip devamlı olabilmesi için milli bir kültüre sahip olması şarttır.(13) Bunun için de birinci sınıf ilim adamları yetiştirilmeli, araştırma enstitüleri, kültür-sanayi merkezleri açılmalı, nitelikli öğretmen yetiştirilmelidir. Sözün kısası, toplumsal sorunların çoğu hâlen aynıdır ve Turhan’ın çözümleri günümüz için tüm bunlara cevap verebilecek niteliktedir.

 

SONUÇ

Zamanın hızı bilinçsizce akıp gidiyor ve içinde bulunduğumuz dönemde bizi bize “yabancı”laştıran zamanın getirdiği yenilikleri tepecek miyiz yoksa bağrımıza mı basacağız, onu da “zaman” gösterecek. Ancak zamanın akışı toplumsal bir boyut kazandığında geçmişe dönüp yaşantımızı gözden geçirmek günümüz sorunlarına çözümler üretmemizi sağlar. Türk milletinin garplılaşma meselesini de bu bağlamda tarihi-sosyolojik bir analizle incelememiz gerekir. Çünkü ne yazık ki 21. yüzyılda yaşadığımız sorunlar 18. yüzyıldan beri ayağımıza dolanan sorun yumağının aynısıdır. Bu noktada geçmişin ilham verici öğütlerini bilimsel temeller üzerinde görmek, bizi Türk’ün bağrından kopan ender sosyologlarımızdan Prof. Dr. Mümtaz Turhan’a götürmektedir. Nitekim Turhan’ın tespitleri, önerileri günümüze ayna olmaktadır.

 

Kaynakça

AYDEMİR, Şevket Süreyya, Makedonya’dan Ortaasya’ya Enver Paşa, C.1, Remzi Kitabevi, İstanbul 1972 .
AYGÜN, Mehmet, Türkiye’de Amerikan Eksenli Muhafazakârlık Mümtaz Turhan ve Batılılaşma Tartışmaları, Doğu Kitabevi, İstanbul, 2013.
Aramızdan Ayrılışının 40. Yılında Prof. Dr. Mümtaz Turhan Sempozyumu, Gazi Üniversitesi, Ankara, 2009.
KARA, İlyas, Osmanlının Derin Adamı Yakup Cemil, Kripto Yayınları, Ankara,2015.
TEKİN, Zafer ve GÖKSAL, Enes, “II. Abdülhamit İstanbul’unda Yabancı Okullara Genel Bakış”,  Tarih Kültür ve Sanat Araştırmaları Dergisi, S.3, 2017.
TURHAN, Mümtaz, Garplılaşmanın Neresindeyiz?, Altınordu Yayınları, Ankara, 2015.
TURHAN, Mümtaz, Kültür Değişmeleri (Sosyal Psikoloji Bakımından Bir Tetkik), İstanbul, 2002.
Meydan Larousse, c.3, Milliyet Yayınları

TDV İslam Ansiklopedisi, c.5, Ankara, 1992
TDK http://www.tdk.gov.tr/index.php?option=com_gts&arama=gts&guid=TDK.GTS.5aee9ef100cd76.91763825
(Erişim Tarihi: 30.04.2018, saat: 20.35)

 

*İstanbul Prof. Dr. Mümtaz Turhan Sosyal Bilimler Lisesi 11. sınıf öğrencisi

(1)KARA, İlyas, Osmanlının Derin Adamı Yakup Cemil, Kripto Yayınları, Ankara,2015.

(2)AYDEMİR, Şevket Süreyya, Makedonya’dan Ortaasya’ya Enver Paşa, C.1, Remzi Kitabevi, İstanbul 1972, s. 137.

(3)TEKİN, Zafer ve GÖKSAL, Enes, “II. Abdülhamit İstanbul’unda Yabancı Okullara Genel Bakış”,  Tarih Kültür ve Sanat Araştırmaları Dergisi, S.3, 2017,s. 329.

(4)TURHAN, Mümtaz, Kültür Değişmeleri (Sosyal Psikoloji Bakımından Bir Tetkik), İstanbul, 2002, s.251

(5)AYGÜN, Mehmet, Türkiye’de Amerikan Eksenli Muhafazakârlık Mümtaz Turhan ve Batılılaşma Tartışmaları, Doğu Kitabevi, İstanbul, 2013, s.73

(6)Bakınız: http://www.tdk.gov.tr/index.php?option=com_gts&arama=gts&guid=TDK.GTS.5aee9ef100cd76.91763825
(Erişim Tarihi: 30.04.2018, saat: 20.35)

(7)TDV İslam Ansiklopedisi, c.5, Ankara, 1992, s.140

(8)Meydan Larousse, c.3, Milliyet Yayınları, s. 1395
(9)TURHAN, Mümtaz, Garplılaşmanın Neresindeyiz?, Altınordu Yayınları, Ankara, 2015, s.46-47

(10) KORKMAZ, Abdullah, Mümtaz Turhan’ın Milliyetçiliğe ve Modernleşmeye Bakışı, Aramızdan Ayrılışının 40. Yılında Prof. Dr. Mümtaz Turhan Sempozyumu, Gazi Üniversitesi, Ankara, 2009, s.155

(11)TURHAN, a.g.e., 2015, s. 134

(12) ÖZKUL, Metin, Mümtaz Turhan’da Batılılaşma Anlayışı, a.g.e., 2009,s.49

(13) Özkul, Metin, a.g.m., 2009,s.68