Hava Selçuk “Türk Tarihinde Kadın ve Savaş” kitabı ile zor bir o kadar da kapsamlı bir konuyu okuyucuya sunmuş. Kitabın girişinde Türklerin, tarihin çok eski çağlarından beri devlet kuruma geleneği olması hasebiyle Türkler hakkında teşkilatı,  sosyal yapısı üzerine araştırma yapmanın güçlüğünü baştan okuyucusuyla paylaşarak güç bir konu hakkında okuyucusuna bilgi vereceğini yanlış anlaşılma veya eksikliklerin bu minvalde değerlendirilmesini baştan istemiş. Türk Kadının toplum içerisindeki yerini tespitte de bu uyarısını dikkate almamızı isteyerek konuya giriş yapıyor. Kitapta mitolojik ve destan kahramanları da dâhil olmak üzere tarih sayfalarına ismini yazdırmış savaşçı Türk kadınlarını incelemiştir.

Savaş ve kadın kelimesinin birlikte telaffuz edilmemesi gereken iki kelime olduğunu fakat savaşın olduğu her yerde muhakkak kadınların da bu olayların içerisinde yer almak zorunda kaldığını, savaş ve kadın kelimesinin aynı cümlede yer aldığı bu kitapta altmış iki kahraman Türk kadının hayatı ve faaliyetleri hakkında bilgiler sunacağını belirtmiş.  Yazar kitabın başında bir kez daha Türk tarihini incelemek isteyen bir araştırmacının zorluklarla karşılaşacağını farklı coğrafyalarda devlet kurmuş olmaları sebebiyle bir bütünlük ve genelleme yapılamayacağını zira Türklerin farklı yüz yıllarda farklı medeniyet ve kültür coğrafyaları ile karşılaştıkları,  komşuları,  dostları, düşmanları ve yaşam şekillerinin sürekli değiştiği Tanrı Dağları,  Ural-Altay bölgelerinde konar-göçer bir yapı arz ederken Maveraünnehir ve Suriye coğrafyasına gelindiğinde konar-göçerlik bir kısım boylarda devam etmiş bir kısım boylarda yerleşik hayata geçerek şehirlerde ikamet etmeye başlamışlardır.  Anadolu coğrafyasına gelen konar-göçer boyları batıya doğru ilerleyerek bir taraftan buldukları yerlerde yerleşik hayata geçmişler,  bir kısmı bu halleri ile Balkanlara göç etmişlerdir.

Yazar incelemesini Kadının konumu üzerine yazılan kitap ve makaleler ile bir çerçeve çizmeye çalışmış.  Eski Türk toplumlarında kadının konumu hakkında yapılan araştırmalardan da bahsederek özellikle atlı-göçebe kültürün etkili olduğu Türklerde kadın erkekle hem yönetim hem hukuk açısından eşit statüde yer aldığını, fakat İslamiyet’in kabulünden sonra Arap,  Fars ve Bizans kültürlerinin etkisiyle Türklerde kadının daha pasif bir konuma geldiğini belirtmiştir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurulmasıyla Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün başlattığı ve yönlendirdiği inkılaplarla Türk kadınının pek çok sosyal, siyasi, ekonomik hakka sahip olduğunu belirtmiştir.

Yazar, eski Türk topluluklarında Türkmen kadının ağırlıklı bir yeri olduğu göçer topluluklarda kadının,  haremlerin rahat ve kapalı yaşamında bir köşeye çekilmiş,  işsiz ve güçsüz kadınlarıyla hiçbir benzerliği olmadığı göçer kadınların, ata binmeyi, erkek av ya da talan için gittiğinde obaya göz kulak olmayı bilmek zorunda olduğu;  sürüye dadanan yaban hayvanına karşı savunmayı,  gerektiğinde saldırganlara saldırmayı da bilmesi gerektiğini belirtmiştir.

Yazar burada bir tespitte de bulunarak Türk milletinin binlerce seneye varan mazisine rağmen,  hiçbir millete nasip olmayan bir varlık gösterebiliyorsa bunu,  yalnız ve yalnız Türk kadının eserine borçlu olduğuna Türk kadını;  yetiştirdiği evlatlarına yüksek bir ahlak,  temiz bir akide,  emsalsiz bir cengâverlik,  büyük bir sabır ve tahammül öğretmese idi Türk Milletinin varlığının bugünlere gelemeyeceğini belirtiyor.

Hava Selçuk, Hatun Kent olarak adlandırılan Türk şehirlerinden de kitabında bahsetmektedir. Farklı sebepler ve farklı coğrafyalarda kurulan bu şehirlerde hükümdar eşlerinin veya savaşa giden kişilerin eşlerini bıraktıkları korumalı şehirlerden de bahsetmektedir.

Hava Selçuk kitabında diğer milletlerin kadınlara bakışı, kadınların toplum içindeki yeri ve yaşayışlarına da yer veriyor. İngiltere’de XI.  yüzyıla kadar, kocaların eşlerini kilisenin çıkardığı kanunlar sayesinde satabildiği, evlenecek kızın kocasına gitmeden ilk yirmi dört saatini hükümdarın yatağında geçirmesi mecburiyeti olduğundan, kadınların murdar bir mahluk sayılmasından dolayı İncil’e el süremediği Kral VIII.  Henri’nin  (1509-1547)  devrinde parlamentonun kadınların İncil okuyabileceklerine karar vermesiyle sona erdiğinden bahsediyor.

Roma hukukunda,  kadının çocuk gibi noksan akıllı olarakkabul edildiği, İsrail hukukunda da ailede erkeğin mutlak hâkim olduğu. Yahudi kızları babalarının evlerinde bile hizmetçi olduğu babaların kızlarını satabildiği, Eski Yunan kültüründe kadının statüsünün hiç de iç açıcı olmadığı Demosten  “Biz Atinalı erkekler meşru çocuklara sahip olmak ve evlerimizde sadık bekçiler bulmak için evleniriz.  Fakat gündelik hizmetlerimiz ve zevklerimiz içinodalıklar tutarız”  diyordu. Çinlilerde kadını insan bile saymadığı bu nedenle evlilikte de hiçbir hakkı olmadığından bahsetmektedir. Hz. İsa’nın doğumundan 1200 yıl sonra bile kadınlar kocasının mülkü sayılıp İngiliz kadınları,  ancak XIX.  yüzyılda Granville George Levasongower devrinde bazı medeni haklara kavuştukları anlatılmaktadır. İslâm dinin ortaya çıkışından önce Asya kıtasının diğer bölgelerinde olduğu gibi Arabistan’ da kadınların kadersiz olduğu kız çocuklarının doğduğunda boğup öldürmek ailenin inisiyatifine bırakılmış bu zulüm ve vahşilik İslâm dini tarafından yasakladığı, İslâmiyet’ten önce Araplar arasında kadınların erkeklerin malı ve zevk aleti olduğundan bahsedilmektedir.

Hava Selçuk sonraki bölümde de Kadın hükümdarlardan bahsederek Uygur Devleti’nde Boğarık Hatun, Ak Katun. Hazar Devletinde Parsbit Hatun. Müslüman Uygur Türklerinde Kızılçı Hanım, Emçek Hocam. Büyük Selçuklu Devletinde Altunca Hatun, Gevher Hatun ve Terken Hatun. Anadolu Selçuklu Devletinde Çaka Bey’in kızı Hatun, Mahperi Hatun, Gürcü Hatun, Fatma Hatun. Harzemşah Devletinde Terken Hatun. Saltuklu Beyliğinde Mama Hatun. Memluklu Devletinde Secerü’d Dürr. Hindistan Türk Devletinde Sultan Raziye, Güllü Bihişt, Harem Beyim.Timur Devletinde Hanzade. Safevi Devletinde, Taçlı Beyim, Hayrunnisa Begüm. İldenizlilerde Zahide Hatun.Massagetler’de Tomris Hatun hakkında bilgiler vermiştir.

Hava Selçuk, Dulkadiroğlu Beyliğinde otuz bin kadar kadın süvarinin mevcut olduğu,  Çanakkale Savaşında Türk kadının cephe gerisinde olduğu kadar cephede de bolca hizmetlerde bulunduğu Avusturalya, Yeni Zelenda ve İngiliz arşivlerinde siperlerde kadın savaşçıların olduğundan bahsetmektedir. Zeynep Mido Çavuş’un Balkan savaşlarında cephede savaşıp sonrada Çanakkale savaşında savaşa katılan bir kadın olarak örnek verir.  Türk Kurtuluş Savaşında Fatma Seher Hanım (Kara Fatma) Gördesli Makbule, Küçük Nezahat, Ayşe Çavuş, Süreyya Sülüm Hanım, Kılavuz Hatice, Asker Saime, Tayyar Rahime, Mücahide Hatice Hanım, Şöhret Ana’yı örnek olarak vermektedir.

Doğu Türkistan’da Çin yönetimine karşı Milli isyanlarda rol alan Naziğim, Dilşad Hatun, Rizvangül, Hadıvan Hatice Hanım’dan da bahsetmektedir.

Hava Selçuk “Türk Tarihinde Kadın ve Savaş” kitabı Türk kadınını daha iyi tanımak Türk Tarihinde bir yolculuk yapmak isteyenlerin okuması gereken bir kitap.

 

Hava SELÇUK, Türk Tarihinde Kadın ve Savaş, Çizgi Kitabevi, 2014 Konya, 240 Sayfa ISBN:978-605-5022-91-4