Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunu sağlayan, evvelinde kurtuluş mücadelesinin ruhu olan inanç ve düşüncenin adı olan Türkçülük ya da özel adıyla Türk milliyetçiliği, seçim dönemlerinde Türk milletinin oylarına talip olan siyaset sahnesinin birbirine zıt gibi görünümlü bazı cenahları tarafından suç derecesinde her daim hor görülmüştür. Söz konusu hor görme, Danıştay’ın öğrenci andı ile ilgili verdiği karar ile birlikte yeniden hortlamış ve liberal sol ile İslâmcı çevrelerin Türklüğe alerji kardeşliği bu vesile ile bir defa daha ortaya çıkmıştır. Türklüğe karşı yüksek alerji duyarlılığında İslâmcı çevreleri farklı kılan durum ise, Türkçülük karşıtı olmalarını günah kılıfına sarmalarıdır. Onlara göre Türk milliyetçiliği yapmak dinen günah ama Türk ülkesinde her türlü etnik milliyetçiliğin yapılması mubahtır. Sanki İslâm peygamberi, ‘’Kişi kavmini sevmekle kınanamaz.‘’ hadisinden, Türk milletini ve onu sevdalıları olan Türk milliyetçilerine tenzih etmiş gibi! Bir Türk, milletini severse, milli kimliğinin şuuru ile hareket ederse, ırkçılık yapmış oluyor ama etnik milliyetçilik yapıldığında bu hak görülüyor ve buna karşı çıkmak da ırkçılık sayılıyor.

Bu yaman çelişki, Türkiye’den başka ulus devlet yapısına sahip hangi ülkede var? Hangi üniter devlet, böyle densizliğe izin verir? Milletsiz devlet olabilir mi? Her devletin temel dayanağı ve ana unsuru olan bir milleti olmak zorundadır. Devleti var eden, milletidir. Milli kimliğinden arındırılan bir millete sahip devletlerin temel dayanak noktası aşınır ve o devletin varlığı sorgulanır hale gelir. Tarihe bakın, devleti var eden milli varlık ile çatışmaya giren hangi devlet ayakta kalabilmiştir? Komünist rejime sahip ve her türlü milliyetçiliği yasaklayan Sovyet idaresi bile devletin ana unsuru olarak Rus milletini görmüyor muydu? Ya soy birliğine sahip olmayan bir toplumu bulunan ABD? Bugün ABD’de de geçerli olan tek milliyetçilik, ‘’Amerikan Milliyetçiliğidir.‘’ Toplumunun uluslararası bir konsersuyum gibi olduğu ABD, her ne kadar homojen bir temeli olmasa da, yaratmayı başardığı bu milliyetçilik sayesinde ayaktadır. ABD böylelikle, doğabilecek ayrılık unsurlarını yok edecek bir kültür yaratmayı başarmıştır.  Ne yazık ki, Türkiye gibi tarihe sığmayan bir geçmişe sahip devletin milleti ile bütünlüğünü ve millet bütünlüğünü tehlikeye atacak sinsi saldırılar, Türk milletinin oyları ile Türk milletinin başına gelenler ve Türk milletinin sağladığı imkânlarla makam ve mevkilere oturanlar tarafından Türk milliyetçiliği hedef yapılarak gerçekleşmektedir. Milleti alt kimliklere, etnisitelere ayırmak, Türk kimliğini de bunlardan biri yaparak adı olmayan bir millet kavramı yaratarak kimliksiz bir üst kimlik oluşturmak, Türk milletinin unsurlara bölünme projesidir. Bu projenin stratejilerinden biri ise, Türkçülük ile herhangi bir etnisite milliyetçiliğinin denk olarak yansıtılması ve Türkçülük yapmanın bu açıdan bölücülükle eş olduğu propagandasıdır. Bu strateji, hem bilimsel hem de hukuki olarak geçerliliği olmayan, ümmetçi maskenin ardındaki Türk aleyhtarlığını gözler önüne seren bir yaklaşımdır. Türkiye’de etnisite olarak gösterilen unsurlar, homojen bir etnisite değildirler, Türk milletinin siyasi ve içtimai camiasına aittirler ve Türk milleti tanımı içinde kendine yer bulmuşlardır. Asıl ırkçılık, asli unsur olması vesilesiyle anayasal üst kimlik olan Türk milleti üst kimliğini reddederek, etnikçilik yapmaktır.

Osmanlı Devleti’ni çöküşe sürükleyen sebeplerden biri de, Türk kavramına karşı takınılan tavırdı. Diğer tebaalarının karşısında asli unsuru olan Türklüğü ve Türkleri ihmal eden Osmanlı’nın imdadına Balkanlar’da, Çanakkale’de, Kafkaslar’da, Yemen’de koşan ise, yine Türk’ten başkası değildi. Osmanlı, Türklüğü ile büyüdü, Osmanlılığı ile battı. Osmanlı Türk güçlüyken güçlendi, Türk’ü ihmal edince önce zayıfladı ve tarih sahnesinden çekildi. Koca imparatorluğun bekası için Türkçülüğe karşı alınan tavır, Rum’un Rumculuğunu, Arap’ın Arapçılığını, Bulgar’ın Bulgarcılığını yapmasına mani olamadı.  Çöken bir imparatorluğun küllerinden doğan Türkiye Cumhuriyeti ise, Türk kimliği harcı ile bu yıkıcı tecrübenin bilinciyle temellendi; onu yıkmak isteyenler bu temeli hedefliyor. Türk milletinin iradesi sayesinde iktidar sahibi olup, Türk’e tahammülsüzlük gösterenler bilmelidir ki; Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran irade, Türk’ün iradesidir. Devletin sahibi, milletin adı Türk’tür. Türk milletinin kurmuş olduğu bir devletin çarkı içinde hangi makamda görev alırsanız alın, Türk’e hizmetle görevlisiniz. Din bezirgânlığı ve devleti garson yerine koyma aymazlığı ile gizli emellerini makyajlayanları tanımakta ve teşhis etmekte kullandığımız ölçü, Atatürk’ün ‘’Ne Mutlu Türk’üm Diyene‘’ vecizesidir. Bu ölçüden gocunan, korkan ya da düşman olan varsa, biliriz ki Türk’ün tarihi, devleti ve varlığı ile sorunu var demektir. Türk yurdunda Türk’e tahammül gösteremeyenler, Türk gerçeğini, Türkiye’nin Türklüğü’nü, Yunan, İngiliz, Fransız ve Ruslara sorsunlar!

Türklüğe ve ulus devlete mesafeli, Türk varlığı karşısında kendi varlığını denk gören veya başka varlıkları denk gösteren her türlü müflis zihniyet ve topluluklara muhtıramızdır; Anadolu coğrafyası Ortadoğu, Kafkaslar ve Balkan bölgesi olmak üzere tarih boyunca daima kargaşa içinde olmuş üç hassas coğrafyanın ortasındadır. Böylesine bir kıskacın arasında Anadolu’da bir ve diri kalmamızın püf noktası, devletin eyaletlere, milletin etnisitelere, cemiyetin cemaatlere ve toplumun da tarikatlara bölünmemesinden geçer. Öyleyse, varlığını tek milletine değil, Türk milletine armağan edenlerin olmadığı bir Anadolu’da ayakta kalınamaz. Türk istikbalinin evlatları, Türklük sevgisi ve şuuru ile dolmadıkça, istikbal Türk’ün olamaz. Türkiye, Türk güçlüyken güçlüdür, Türk zayıfladığında Türkiye zayıflar. Son bin senede yaşananlar göstermiştir ki, Anadolu coğrafyasında Türk zayıfsa, başkasının güçlü kalma şansı yoktur. Küreselleşen dünyada milli benliği korumamak, millet gerçeği ile bağdaşmayan ve dün Osmanlı’yı batıran Osmanlıcılık anlayışının bugünkü İslâmcı sürümü olan “tek millet” anlayışını birinci plana almak, bir milletin yok edilmesine giden yoldur. Millet anlayışını ortadan kaldırmak, yapay etnik gruplar oluşturmak, bu çizgide federalizme kapı açacak yerel yönetimlere ve ötesinde bölünmeye yol yapmaktır. İşte andımızdaki ruh, bunlara engeldir. Uğruna andımızın kaldırıldığı çözüm sürecinin bugün Türkiye’ye yaşattığı sıkıntı, milli güvenliğimizi hiç olmadığı kadar tehdit etmektedir. Andımızın kaldırılması ile terör sorunu çözülmüş, bölücü terör örgütünün siyasi uzantısı zeminini kaybetmiş midir? Elbette bunlar olmamıştır. Sorun andımız değil, andımızın ruhuna düşmanlıktır. Türk vatanının bütünlüğü, andımızın ruhundaki kimlikte buluşmaktadır. O kimlik, İstiklal Marşı’nda ‘’Kahraman Irkıma‘’ diye ifade ediliyor. Eğer bu topraklarda yeniden bir İstiklal Savaşı vermemiz istenmiyorsa, nesillerin andımız ile büyümesi, Türk Devleti ve vatanına yönelen saldırıları kırma iradesinin varlığı için şarttır.  Aksi takdirde, tarih boyunca hiçbir zaman, hiçbir coğrafyada birlik sağlayamamış İslâmcılık görüşünün ve türevlerinin geçtiğimiz yüzyılın başında iflas ettiği gibi, yine başarısız olacağı, yine acı tecrübelerle test edilmiş olur. Onun için; ‘’Tek Devlet, tek millet, tek bayrak, tek vatan‘’ değil, ‘’Türk Devleti, Türk milleti, Türk bayrağı, Türk vatanı ve Türkçe‘’ diyoruz. Velhasıl; Atatürk’ün dediği gibi, ‘’Diyarbakırlı, Vanlı, Erzurumlu, Trabzonlu, İstanbullu, Trakyalı ve Makedonyalı hep bir ırkın evlatları, hep aynı cevherin damarlarıdır.” Varlığımız, Türk vatanına ve Türk vatanının sahibi Türk varlığına armağan olsun! NE MUTLU TÜRK’ÜM DİYENE!

Dipnot: Yazıda eleştirilen “tek millet” anlayışı ile Türk milliyetçilerinin savunduğu “tek millet” anlayışı birbirine karıştırılmamalıdır. Anadolu’da, içinde etnistileri de barındıran tek bir millet vardır, o da Türk milletidir. Eleştirimiz ve itirazımız ise, Türk’ü etnisite ya da alt kimlik kabul eden ve Türk ile birlikte etnisitelerin bir arada bulunmasıyla meydana geldiği kamuoyuna ısrarla propaganda edilen tek millet anlayışınadır.