Viyana’dan başlayan geri çekilmemiz, Polatlı önlerinde son bulduğunda, kurucu iradenin elinde Türk Milliyetçiliğinden başka hiçbir şey yoktu. Sonunda içerideki düşmanlara rağmen, galip gelen Türk Milliyetçileri oldu ve İslamcılığın-Ümmetçiliğin devleti geri çekilmek zorunda bıraktığı coğrafyada bir milli devlet kurmayı başarabildik.

Türk Milliyetçileri geçtiğimiz asrın başında farklı noktalarında, içerisinde bulunduğumuz coğrafyaya Türk mührünü vurmayı başardılar. Batı Trakya Türk Devleti, Azerbaycan, Türkiye ve Alaş-Orda’yı tarihe yazdıran Türk Milliyetçiliği hareketi olmuştur. Asrın sonunda Sovyetler Birliği yıkılırken, asrın başında kurdukları Azerbaycan’ı bağımsızlığına kavuşturan yine Türk Milliyetçileri olmuştur.

Gelinen noktada dün 45 numara İtalyan malı ayakkabıları altında Türk Milliyetçiliğini ezmeye çalışanlar, bugün Atsız şiirleri ile kalabalıklara hitap etmek durumunda kalmışlardır. Şüphesiz bunun bir organ uyuşmazlığı gibi, üzerlerinde durmayacağını biliyoruz ancak bu coğrafyada kurucu ve kurtarıcı fikrin ne olduğunu göstermesi bakımından, onların milliyetçilik oyunu hiç de anlamsız olmasa gerek.

Türkiye’nin sıkıştırılmaya çalışıldığı terör koridorundan Türk Devletini çıkarıp, Adriyatik’ten Çin Seddi’ne kadar olan jeopolitik çizgide Türk’e nefes aldıracak yegâne düşünce de şüphesiz Türk milliyetçiliğidir.

Küreselleşme, milliyetçilik düşüncesini ne kadar aşındırmaya çalışırsa çalışsın, dünyanın bütününde yükselen milliyetçi fikir dalgaları bize gelecekten haber vermektedir.

Bu sebepledir ki, Türk Milliyetçiliğinin üzerine titriyor ve Bozkurt’un, Rabia ile olan etkileşiminin, onun davranış ve düşünüş özelliklerini olumsuz etkilememesi için, kurtarıcı ve kurucu fikir ile söz konusu fikircik arasına kalın bir çizgi çekebilmek için mücadele ediyoruz.

Cumhuriyetin kuruluş yıllarında, İngiliz duyurularını milli mücadele cephelerine uçaklarla atan fikircikle, Türk Milliyetçiliğinin siyasal alandaki yakınlaşmasının önüne fikri olarak geçmek son derece hayati bir önem taşımaktadır.

Bu sebeple, Türk Milliyetçilerinin merkez, milli merkez gibi kavramlardan arındırılarak siyasette nasıl temsil edilmesi gerektiğinin de milliyetçi aydınların tartışması gereken bir mesele olduğunu ve Başbuğ’un “Biz ne sağcı, ne solcuyuz. Biz Türk Milliyetçisiyiz. ” tavrının da bu hat üzerinde bize yol göstermesi gerektiği düşüncesindeyim.

Bugün Avrasya’da Türkçülük fikri hızlı bir ivme yakalamıştır ve bu fikrin Anadolu’da yozlaşmasının önüne geçilmelidir.

Türk Milliyetçilerinin toparlanması ve hayatın her alanında hızlı bir üretime geçebilmeleri, aynı zamanda tarihi bir görev ve mecburiyettir.

Bizi etrafımızı sarmış düşmanlardan öncelikle koruyacak olan hava ve kara savunma sistemlerimiz değil, Türkçülüğümüzdür. Savunma sistemleri, daha üst sistemlerle aşılabilir ancak Türkçülük fikri bu coğrafyada gelecek sigortamızdır.