FİKİRLERİN EN BÜYÜK DÜŞMANLARI

Bir fikrin en büyük düşmanı kimdir? O fikre muarız cenahlar mı? Hayır. Fikirden yoksun, şahsi ikballerini Kızılelma yapmış, nemelazımcı zihniyet mi? Hayır! Şüphesiz bunlar da fikir düşmanıdır; ama o fikrin en büyük düşmanı değildirler. Bir fikrin en büyük düşmanı, o fikre en çok zararı verenlerdir.

Peki bir fikre, bir ideaya en büyük zararı verenler kimlerdir? O fikrin mensuplarının ta kendisidir. Elbette bir fikrin mensuplarının topyekûn ait oldukları fikri cenaha zarar olduklarını söylemiyorum. Ancak, mensubu olduğu fikre zarar veren, hatta düşmanlık yapan ve bu yaptığının farkında olmayan niceleri var. Mensubu olduğu fikre zarar verenleri o fikrin karşıtlarından, doğal düşmanlarından kendi fikirlerine karşı daha büyük düşman yapan; fikrinin ne olduğundan ve ne olmadığından bihaber yaşayıp, mensubu olduğu fikirlerin değerleri ile bağdaşmayan hususları o fikrin değeriymiş gibi yansıtmaları ve savunmaları neticesinde o fikre yönelik karşıt tezlere hizmet etmeleri ve mensubu oldukları fikrin, o fikre sempati ile bakanların nezdinde yanlış tanıtımına yol açan kimseler olmasıdır.

Fikir ve idea mecrası olan her cenahın içinde bu şekilde insanları görmek mümkündür. Fikrin kendisi tümden veya kısmen zaten zararlı ise, o fikrin iç düşmanlarının o fikre verdiği zararın etkisinden bahsetmek anlamsız olacaktır. Fakat bir fikir, devlet ve millet, evvela da fert için makul ve elzem ise, yani sıfır zararlı ise, o fikrin iç düşmanlarını yenmesi, doğal düşmanlarına da üstünlük sağlaması anlamına gelecektir. Çünkü tümden veya kısmen zararlı fikirler, makul ve elzem olan fikirlere karşıtlık ve düşmanlık icra ederek toplumda olumlu karşılık kazandırırken, iç düşmanları makul ve elzem fikirlerin toplumda çeşitli yönlerden kazandığı olumlu karşılığa tahribatta bulunmaktadırlar.

Makul ve elzem olan, sıfır zararlı fikirlerin iç düşmanları nasıl türer? Bu iç düşmanlar, o fikre bütün yönleri ile tanıyıp gönül verenler değil, sempati ve çevre etkisiyle o fikrin çatısı altında kendini bulan, bu şekilde o fikrin mensubu olmayı yeterli sanan ve savunduğunu, mensubu olduğunu sandığı fikirle ilgili bildiği yanıldığına yetmeyen kimselerdir. Bu kimselerin o fikrin herhangi bir şeklide temsili noktasında bulunmaları ise, daha da korkunç bir durumdur. Mensubu olduğu fikrin tarihi ve ilmi müktesebatı ile değerlerinden yana fukara olanlar, fikir namusundan da yoksun olanlardır. Mensubu oldukları fikre en büyük zararı da bu noktada, yani fikir namusunu kirleterek vermektedirler.

Fikirler kadar fikretmenin de ahir zaman hayat ve siyasetinden nasibini aldığı günümüzde makul ve elzem bir fikrin yaşadığı en önemli sorunlardan biri fikirde şahsiyet sahibi olamayan mensuplarıdır.  Fikirde şahsiyetsizler, mensubu olduğunu sandıkları fikrin intibasına da kendi şahsiyetsizliklerini işlerler. Bir fikrin mensuplarının, mensubu oldukları fikirlerden yoksunluğu, o fikre zıddına dönüşüm tehlikesi yaşatır. Fikretmeden bir yere gidilemeyeceği gibi, fikirde şahsiyet sahibi olmayan mensuplarıyla da bir fikrin mefkûrelerine ulaşma ihtimali yoktur.  Bir fikrin iç düşmanlarının o cenahı düşürdüğü durum, dava adamı taklidi yapanlar topluluğudur. Fikrin ürünü olan davanın bu duruma düşürülmesine, davanın kimliği hassasiyetiyle itiraz edenlere reva gördükleri ise, ithamlardır! Sadece fikirsizler midir ızdırabını çekecek bir fikirden yoksunlar? Mensubu ama bihaber oldukları fikri zıddına dönüşüme itenlerin de fikirde şahsiyetleri olmadığı için ızdırabını çekme noktasında da o fikirden yana nasipsizdirler.

Fikirsizlik ile bir fikri çatının altında olup o fikre iç düşmanlıkta bulunmanın arasında benzerlikler vardır. Her iki durumunda kaçınılmaz neticelerinden biri söylem ve eylem tezatlığıdır. Fikir zevki ve namusundan mahrum, hamasetten hallice ve ruhsuz söylemlerle lügat parçalamak, her iki durumda da görülebilir. İnsanı kavrayan, meselelere çözümü ve hedefleri irfan ile ortaya koyan fikirlerin büyüklüğünden taklitçi dava adamları elbette bir şey koparamaz. Ancak bu kimselerin, o fikrin ne olduğundan ziyade ne olmadığına dair anlatılmak zorunda kalmasını sağladıkları da bir vakıadır. Şurası da var ki, namus ve haysiyete dayanan ulu fikirler, fikir namussuzluğu ile tahrip olsa da yıkılmazlar. Makul ve elzem ulu fikirler, ne yaşarsa yaşansın, hangi tipler tarafından kangren edilmeye çalışırsa çalışsın, ait olduğu mecrası kurutulamaz, ait olduğu mecrasında akması engellenemez. Ulu fikirlerin, kalpleri yeni ve yeniden bir gönül seferberliği ile tutuşturacak, kutlu fikirleri fikir namusu içerisinde nesilden nesile aktaracak dava adamları tükenmez.

Ne mutlu; mensubu olduğu fikri idrak edene! Ne mutlu; fikir namusuna sahip olana! Ne mutlu; fikrinden şahsiyetine güç alana! Ne mutlu; fikrinden aldığı güçle, fikrinin adına fikri aleyhinde yapılanlara itiraz edene! Onlar, ulu fikirlerin fikir adamları kadar büyüktürler! Selam olsun onlara…

Benzer yazılar