Milletler, devletler halinde teşkilatlanırlar. Normal olarak, her milletin bir devleti olmalıdır. Sıhhatli ve mutlu bir milletin <<bir tek>> devleti olur.

Günümüzde, yeryüzü haritasına baktığımızda gördüğümüz manzara şöyledir: Bazı milletler, gerçekten de bütün mensuplarını bir tek devlette toplamış bulundukları halde bazıları da birden fazla devlete bölünmüşler yahut birden fazla devlet veya devletçik halinde dağılmışlardır. Bunların yanında, birden fazla milleti bünyesinde hapseden <<çok milliyetli>> devletlere de rastlıyoruz.

Devlet ve millet <<birliğini>> sağlamış olan tipik milletlerin başında, Japonya, İngiltere, Yunanistan gibi devletler gelmektedir. Sıcak ve soğuk savaşlarla birden fazla devlete zorla bölünmüş milletlere örnek olarak da doğu ve batı diye bölünmüş Almanya, kuzey ve güney diye parçalanmış Kore, Yemen gibi ülkeler gösterilebilir. Bunların yanında tarihi, coğrafi, ekonomik ve sosyal bütünleşmesini sağlayamadığı, güçlü ve milli eğitim ve kültür programına bağlanmadığı için zayıf düzen ve işgale uğrayıp boy boy, beylik beylik parçalara ve devletçiklere bölünen milletlere örnek olarak Dünya Türklüğünü gösterebiliriz, öte yandan Araplar ve Berberîler de, çeşitli sebeplerle <<dar havza>> ve <<aşiret>> havasından kurtulup bir millet şuuruna ulaşamadıklarından çeşitli <<şeyhliklere, emirliklere, krallıklara, cumhuriyetlere>> bölünerek ızdırap çekmektedirler. Afrikalı milletler ise, bu konuda iyice perişan durumdadırlar.

Bir millet için en büyük tehlikelerden biri, <<bir tek devlete>> toplanamayıştır. Böyle bir millet, lokma lokma edildiği veya bu durumda olduğu için <<emperyalistlerin>> iştahını kabartır. Bu sebepten, her millet, milli birliğini sağlamış, bütün halkını <<tek millet, tek devlet, tek bayrak ve tek lider>> şuuru içinde güçlendirmiş kişi ve kadroları <<milli kahraman>> olarak ilan eder ve tarihine <<minnet ve şükran>> ile <<adlarını>> geçirir. Bunun aksine, bir milleti ve devleti parçalayan kişi ve kadrolar ise tarihlere <<hain>> olarak ve lanetlenerek geçerler.

Sovyetler Birliği ve benzeri bazı devletler, <<çok milletli>> olmakla öğünürler. Bu emperyalist devletler, çok defa, beynelmilelci (internationalist) ve hümanist bir maske takınarak <<çok milliyetli devlet>> kurmak yahut dünya işçilerinin kardeşliği, yalanını sık sık tekrarlayarak milletleri yutmakta; esir alarak, hapsederek siyasi sınırlarını genişletmektedirler. Onların propagandistlerine göre, <<milli devlet>> istemek <<şovenliktir, ırkçılıktır, savaş kışkırtmacılığıdır, faşizmdir, gericiliktir>>… Emperyalist ülkeler, kendilerini çok iyi maskeleyerek milliyetleri, milli devletleri, sınırları ve milli bayrakları ortadan kaldırmaya çalışırlar. Ancak bunu yapmadan önce, milli devletleri, bölerek ve ufalayarak <<yutabilecek>> parçalar haline getirmek isterler. Şu anda İsrail’in Lübnan’da oynamakta olduğu oyun, bu türdendir. Bir millet, iç ve dış düşmanlıklarla birkaç devlete bölünmüşse, durum normal değildir; millet, zulme ve ihanete uğramış demektir. Bölünmüş bir millet, ileride fırsat bulduğu takdirde, yeniden <<tek devlette>> toplanmak isteyecektir. Bu diplomatik yollarla gerçekleşmez ise, kanla gerçekleşir. Bir milletin, bütün mensuplarını <<tek devlette toplama ülküsü>> bazen çok zor ve uzun dönemde gerçekleştirilebilir cinsten olabilir. Bu durumda o ülkenin milliyetçileri, bu hedefe varmak için milli şuuru daime uyanık tutmak zorundadırlar. Bunun yanında, düşmanların, ümitsizlik, karamsarlık telkin eden propagandalarına karşı hassas olmalıdırlar. <<Tek millet, tek devlet, tek bayrak, tek lider>> şuurunu asla ve ne pahasına olursa olsun terk etmemelidirler.