TÜRK MÜSLÜMANLIĞI, TARİKATLER VE PEYGAMBER SÜNNETLERİ

Değerli kardeşim ümit ediyorum ki bir önceki yazımızda kafana bir kısım soru işaretleri gelmiş ve yazımızda geçen Tasavvuf, Tarikatler, Zikir, Yesevi Dergâhı, Alperenlik gibi kavramları biraz olsun araştırmaya yönelmişsindir.

Bu günkü sohbetimizde Türk İslam düşünce ve medeniyetinin omurgalarından olan Tasavvuf ve tarikatların nasıl olup da bizde bunca negatif çağrışıma sebep olduğunu birlikte bulmaya çalışalım istiyorum.

İmkân bulup da herhangi bir dindarla ya da tarikat erbabı ile sohbet edecek olursan istisnasız tamamının ideal insan kimdir sorusuna Hz. Muhammed S.A.V. dir diye cevap verdiğini görürsün. Bu cevabı verenlerin tamamı onun yolundan gitmeyi ve onun güzel ahlakını yaşamayı ve yaşatmayı ideal edinmişlerdir. Ancak sorun şu ki birçoğunun kafasındaki peygamber tipi bize Allah’ın kitabı olan Kur’an-ı Kerimde bahsettiği peygamber kavramından çok farklıdır. Bunun farklı oluşunun ne gibi bir önemi var diyecek olursan; önemi şudur: Peygamberin dindeki yeri ve rolü doğru belirlenmez ise din insanlığa barış ve huzur vermez. Tam tersi her türlü zulme sebep olan bir maske haline gelir. Nasıl mı? Hemen tarihe bakalım.

Bugün bizim tahrif edilmiş bir dinin mensubu olarak kabul ettiğimiz Yahudiler Yakup peygamberi Tanrı ile güreşip onu yenen ve böylece İsrail (kelime anlamı Tanrıyı yenen kişi temektir.) ismini alan bir kişi olarak kabul ederler. Bu Tevrat’ta yaradılış kısmında geçer. Hıristiyanlar ise Meryem oğlu İsa peygamberi Tanrının oğlu olarak yani tanrının eşiti olarak kabul ederler. Peygamberin tanrılaştığı bir sistem içinde peygamberin arkadaşları olan 12 havari de bir üst mertebeye terfi ettirilmiş ve peygamberlik rolüne oturtulmuştur. Bugün elimizdeki İnciller bu havariler tarafından kaleme alınmış kitaplardır. Peygamberin tanrılaştığı ve arkadaşlarının peygamberleştiği sistemde din Allahın tekelinden çıkıp insanların kontrolüne girince bir sürü yanlış uygulamalar din adı altında insanlığa dayatılmıştır. Papazların günah çıkartması, kişiyi dine kabul edip dinden aforoz etmesi. Dinden aforoz edilen yüzlerce insanın büyücülük ve cadılık suçlamaları ile yakılarak öldürülmeleri. Mezhep savaşları nedeniyle yüz binlerce masum insanın katledilmesi ve benzeri sapkınlıkların en temel kök sebebi peygamberin konumu ve dinin peygamber üzerinden Allahın tekelinden çıkarılmasıdır.

Peki, bizim dinimizde peygamberin konumu nedir. Tanrıdan üstün ya da ona denk midir? İslam dininin peygamber efendimize biçtiği rolü anlamanın en güzel yolu Dinimiz için mutlak yanılmaz bilgi kaynağı olan Kur’an-ı Kerime bakıp orada bahsedilen peygamber tanımını anlamaktan geçer.

Kur’anda Fussilet Suresi 10. Ayette şöyle geçiyor : “De ki: Ben sadece sizin gibi bir beşerim(insanım). Lakin İlahınızın bir tek ilah olduğu bana vahyediliyor. O halde şaşıp sendelemeden O’na yönelin ve O’ndan af dileyin. Vay haline ortak koşanların!” Bu ayet Kur’an kriterleri açısından peygamberin pozisyonunu en net şekilde ifade eden ayetlerdendir.

Bu ayeti doğru anlamamız peygamberin doğru anlaşılmasının temelidir. Nedir bu ayetin anlattığı Peygamberin özellikleri. Bunu anlamak istiyorsan hemen koşup aynaya bak! Çünkü senin peygamberin beşeri özellikler itibarıyla senin gibiydi. Yani bir ana babadan doğmuş, yiyen, içen, uyuyan gezen, yaşlanan ve ölen. Bu yaşadığı ömürde insanlarla konuşarak iletişim kuran. Bazı konularda çok doğru bilgi sahibi iken bazı konularda daha az bilgi sahibi olan. Bulunduğu yerden bir kaç km ötesini gözleri ile görüp yine bir kaç yüz metre uzaktan gelen sesleri işitebilen. Fiziksel kuvvet olarak da en fazla bir haltercinin sahip olduğu güce sahip olan bir insandı. Fakat O’nu aynaya bakınca gördüğün SEN den ayıran en temel fark ona Allahtan vahiy dediğimiz bir bilginin geliyor olması idi. O bu vahye iman etmiş ve tüm hayatında vahyin rehberliğinde bir güzel ahlak sembolü olarak etrafındaki dostlarına en güzel bir örneklik teşkil etmişti. O kendisine verilen elçilik görevi ile alakalı söz ve tavırlarında kati bir şekilde Allah’ın O’na bildirdiği çizgi doğrultusunda davranırdı.

Şimdi peygamberin beşeri özelliklerini neden bu kadar detaylı saydığımı merak ediyor isen o zaman sana bir başka peygamber profili daha çizeyim. Bu peygamber henüz Âdem peygamber su ile toprak arasında iken Arş-I Âlâ’da peygamber idi. Ardından yeryüzüne geldiğinde üzerinde bulutlar dolaşıyor idi. Daha küçük yaşta iken Cebrail onun göğsünü yarıp içerisinden günah işleyecek damarları çıkarmış idi. Sonraki yıllarda kendisine peygamberlik geldiği andan itibaren Allah ile birlikte ortak bir şekilde bir din kurdu. Allah’ın unuttuğu yerlerde dinde eksik olan şeyleri tamamladı. Mütemadiyen mucizeler gösterirdi. Parmaklarından bir orduyu suya kandıracak kadar yeri geldiğinde su akar ya da yeri geldiğinde binlerce yıl ötesinde vuku bulacak Allah’ın bilgisini kimseyle paylaşmadığını beyan ettiği kıyamet ile ilgili birçok bilgi verirdi.  Kişilerin kalplerinden geçeni bilir ve kişileri bakışlarından çıkan feyz ile kurtuluşa eriştirirdi. Bu bahsettiğim peygamber halen de sağdır. O ölmez değişik tarihlerde ağırlıklı olarak kendisinin soyundan gelen âlimlerin rüyaların da gezer durur. Kendisini rüyada görenlere de kimlerin cehenneme gideceğini kimlerin cennete gideceğini ismen bildirir ve ayrıca Allahtan aldığı Kur’ anda olmayan en güncel vahiy benzeri sözleri bu şahıslara iletir.

Şimdi sevgili kardeşim gözlerini kapa ve şöyle bir vicdan muhasebesi yap. Yukarıda bahsettiğim peygamber tiplemelerinden hangisi sana daha tanıdık geliyor? Birçoğunuzun 2. Sırada bahsettiğim peygamber tipini daha yakından tanıdığını duyar gibiyim.  Bunda bir gariplik yok çünkü İslam öncesi dönemde de İslam tarihi boyunca da yaygın peygamber tarifi Kur’anda anlatılan şekilde değil de adeta bir süper kahraman misali özellikler gösteren peygamber tipi olmuştur.

Kur’an da bir ayet var: “Yemin olsun, Allah resulünde sizin için, Allah’ı ve âhiret gününü arzu edenlerle Allah’ı çok ananlara güzel bir örnek vardır.” (Ahzab 21)

Şimdi soruyorum size yukarıda çizmiş olduğum süper insan tiplemesi bir peygamberi nasıl örnek alacağız. Örneğin bizden sonra yaşayanların rüyalarına girmeye çalışarak mı? Ya da kalpten geçenleri bilmeyi sağlayacak bir ibadet türü mü var? Mucize gösterebilmek için acaba ne yapmalıyız bilen var mı? Saçmaladığımı düşünenlere aşağıdaki satırları dikkatli okusunlar;

Veliler Başbuğu Şahı Nakşibendî kitabının yazarı Nasrullah Efendi Semerkand yayınlarından çıkan eserin 166. Sayfasında şöyle diyor:

Velilerin kerametlerinin sayısı ve çeşidi pek çok olduğundan hepsini saymak mümkün değildir ancak bunları 26 grupta toplamak mümkündür:

  • Kabir haline ve ölülerin durumuna vakıf olmak ve aynı zamanda ölüler ile konuşabilmek.
  • Taş ağaç ve hayvanların Allah’ı tespit etmelerini duyabilmek ve onlarla konuşabilmek.
  • İnsanları ve bütün hayvanları emrine boyun eğdirip meyvasız ağaçları meyvalandırmak.
  • Diriyi öldürmek ölüyü diriltmek!
  • Nurdan bir cisim gibi cesetlere ve katı maddelere dalıp girebilmek.
  • Su üzerinde yürümek ve havada uçmak.
  • Uzak mesafeyi yakın etmek ve yakın mesafeyi uzak yapmak.
  • Uzun zamanı kısaltmak kısa olan zamanı uzatmak
  • Varlıkların seçkinlerini bilmek ve gizli ilimlere vakıf olmak.
  • Deliyi iyileştirmek ve sağlamlaştırmak.
  • Allah katında duası makbul olmak ve kul yanında sözü geçmek.
  • Şiiri söylemek ve hakikatin sırlarından haber vermek.
  • Dargın kalpleri birbirine barıştırmak ve düşmanlığı muhabbete çevirmek.
  • Yemeye içmeye ihtiyaç duymamak nice aylar ve yıllar besin almamak.
  • Soğuktan ve sıcaktan etkilenmemek.
  • Rüzgârı estirip esen rüzgârı dindirmek. Soğuğu sıcak, sıcağı soğuk yapmak.
  • Az bir yemek ile çok askeri doyurmak. Meydanda hiçbir şey yokken yemek çıkarmak.
  • Düşman ordusunu kahredip zafer kazanmak.
  • Ateşte yanmamak ve öldürücü sebeplerden müteessir olmamak.
  • Gaybı bilmek ve herkesin kalbindeki sırlara vakıf olmak.
  • Bir anda birden fazla yerde görünmek ve halkın gözünden gizlenmek.
  • Bir anda halka yardım etmek ve uzakta konuşulanları işitmek.
  • Kasvetli gönüllere arzusunu uymuş nefislere, yolunu azıtmışlara tasarruf ederek terbiye ve ıslah etmek.
  • Melekût âlemine nüfuz ederek tasarruf etmek.
  • Gözden ırakta olan mensuplarını kollamak, kötülükten korumak ve ibadete mecbur etmek.
  • Kendisine bağlı olanların ruhlarında ve cisimlerinde terbiye kuvveti göstermek.

Peygamberimiz bir şerefli sözünde “Âlimler peygamberlerin varisleridir.” der O zaman Süper özelliklerle donanmış bir peygamberin varislerinin de yukarıdaki 26 maddede özetlenmiş süper özellikler taşıması gayet doğal değil mi?

Espriyi bir kenara bırakacak olursak aslında dikkat çekmeye çalıştığımız peygamberimiz sonrası ortaya çıkan büyük sorundur. Çünkü Kur’anda peygamberin örnekliğine itiraz edenler neden bir melek değil de bir insan gönderildiğini sorgulamaktadırlar. Allah da “De ki: Eğer yeryüzünde doygunluğa ulaşmış melekler dolaşır olsaydı, elbette gökten onlara bir melek resul gönderirdik.” Diyerek bizim gibi insan cinsinden bir kişinin elçi olarak gönderilmesinin bu dinin bir insan tarafından da mükemmel bir şekilde uygulanabilirliğinin ispatını yapmaktadır.

Aslında yukarıdaki her maddeyi teker teker ele alıp Kur’anla ne kadar büyük çelişkiler içerdiğini anlatmamız lazım lakin bu yazının muhtevası bunu yapmak için uygun değil. Ancak şunu özetle söyleyebiliriz. Bu yazıda kerametler diye özetlenen üstün özelliklerin hemen tamamı Allah’a ait olması gereken özelliklerdir; öldürmek diriltmek, rüzgâra; sıcaklığa hükmetmek, kalpten geçenleri bilmek, yememek içmemek, gaybı bilmek vesaire.

Yukarıdaki satırları okuyup böyle saçma şeylere bir insan nasıl inanabilir diyorsan şunu bilmeni isterim ki söz konusu inanç olunca insanlar pek de akıllarını kullanmaya meraklı değillerdir.  Bugün Hindistan da bir buçuk milyar insanın ineğe tapıyor olması sanırım bu tezimizi destekleyecektir.

Tarihin ilk dönemlerinden beri peygamberlere inanmak için hep bir olağanüstülük bekleyen zihniyet diğer dinlerde peygamberleri tanrılaştırarak ve kutsal kitabı tahrip ederek yaptıkları yıkımı İslam dininde Kutsal kitabımızla oynayarak başaramamışlardır. Ancak kurandan sonraki 2. temel değerimiz olan peygamber sünnetleri ve hadislerinde oynamalar yoluyla dini bozmakta bir mesafe kat etmişlerdir.

Bu noktada tarikatların rolü ne olmuş diyecek olursan; tasavvuf ve tarikatlar adeta alternatif bir dinin yaşandığı kurumlar haline getirilmiştir. Başlangıçta dinin daha samimi, riyadan uzak yaşamayı amaç edinen ve Kur’an da geçtiği şekliyle ilimde derinleşmek için uğraşan müminlerin seçtiği tasavvufi eğitim metodu zaman içerisinde Kur’an ve Kur’ana uygun peygamber sünnetleri tarafından denetlenemeyen bir yapı haline gelmiştir. Bu tahribatı en kolay yapmanın yolu da yukarıda kısaca değinmiş olduğumuz peygamberin kimliği ile oynamak olmuştur. Kur’anla hiç bir bağı olmayan peygamber figürü ve ardından yüzlerce keramet gösteren evliya figürleri ile yaşayan Müslümanlık hurafelere teslim edilmiş, islam tasavvufu ve tarikatlar budist öğretilerle bezenmiştir.

Bu noktada çok önemli bir meselenin de altını çizmek gerekiyor. Amacımız Mevlana, Yunus, Hacı Bektaş, Şahı Nakşinbend, Piri Türkistan Hoca Ahmed Yesevi gibi pirleri rencide etmek ve onların misyonlarını sulandırıp kafaları bulandırmak değil. Tam tersine amacımız Beşer Peygamberi nasıl örnek almamız gerekiyorsa yukarıda adını saydığım ve sayamadığım onlarca Türk İslam âlimini de örnek alabileceğimiz tanrılaşmamış orijinal hallerinde anlamaya katkı sağlamaktır.

Bireysel olarak tasavvuf ilminin varlığına iman eden ve bu ilmin bir pir, bir öğretici elinden öğrenilmesi gerektiğini kabul eden birisiyim. Lakin mesele bu öğreticilerin vasıflarında; öğretilerin detaylarında. Yani doğru öğreticiden, doğru bilginin, doğru şekilde ve doğru kaynaklar kullanılarak alınması gerekli. Yoksa gizli şirkten kurtulmak amacıyla tahsil edilmesi tavsiye edilen tasavvuf ilmi,  biz hiç farkına varmadan yukarıdaki 26 maddede gördüğümüz gibi bizi açık şirkin yani tanrıya ortak koşmanın pençesine atıverir.

Bir sonraki yazımızda dilerseniz biraz da Kur’an rehberliğinde tasavvufun amacı, metotları ve temel ilkelerinden bahsedip yine mevcut tarikat yapıları içerisinde kullanılmakta olan bazı kavram ve metotların rabıta, vesile kılma, yüzü suyu hürmetine şefaat isteme, nazarla irşat etme gibi Kur’an perspektifinde analizini yapalım.  Böylelikle televizyonlarda internet videolarında her gün seyretmekte olduğumuz tarikat erbabının gezindiği yerlerin doğru mu yoksa sakıncalı yerler mi olduğu belki daha iyi anlaşılır.

Sağlıcakla kalın.

 

 

Benzer yazılar