Trakya Üniversitesinde öğretim üyesi olan Mehmet Kaan Çalen tarafından hazırlanan eser Osmanlının “En uzun yüzyılı”nda özellikle II. Meşrutiyet döneminde Osmanlıcılar, İslamcılar ve Türkçüler arasında meydana gelen tartışmaları, tartışmaların geçtiği metinleri de alıntılayarak gündeme getiriyor.

                Eserin 1. bölümünde Türkçülüğün Doğuşu, Türkçülüğün II. Meşrutiyet ile organize hale gelmesi ve bu minvalde kurulan Türkçü dernekler ve bunların yayın organları ele alınmıştır. Yine bu bölümde Türkçülüğün çok önemli iki ismi Yusuf Akçura ve Ziya Gökalp’ın fikirleri doğrultusunda Türkçülük fikri açıklanmaya çalışılmıştır. Turan kelimesi ilk kullanan Hüseyinzade Ali’nin ismine de bu sayfalarda rastlıyorsunuz.

                Eserin 2. bölümünde ise kendinizi İbret, Mizan, Türk Yurdu, Sırâtî Müstakim dergi ve gazetelerinde geçen hararetli tartışmaların yaşandığı bir ortamda buluyorsunuz. Osmanlıcılar ve Türkçüler arasında geçen tartışmalar dönemin metinleri de alıntılanarak burada aktarılıyor. Osmanlıcılar ve Türkçüler arasında meydana gelen tartışmalar başta dil, tarih ve devlet eksenlidir. Bunları biraz açıklayacak olursak Osmanlıcı aydınlar “Devlet-i Osmaniyye bir Türk devleti değildir.” derken Türkçüler “Devlet-i Osmaniyye bir Türk devletidir ve 5000 yıllık tarihin bir parçasıdır.” demektedir. Süleyman Nazif : “Osmanlı Anadolu’da ki sadece 400 çadırlık Türkmen varlığından meydana gelemez” devletin kuruluşunda Rumlarında yer aldığını ima etmeye çalışırken, Ahmed Agayef (Ağaoğlu) yazdığı makalesinde Osmanlının; Hunlardan, Gaznelilerden, Selçuklulardan ve sair devletlerin devamı olarak Türk tarihinin bir bölümünü teşkil ettiğini ifade ederek bölünmüş tarih anlayışına reddiye yaptığını söyler. Yusuf Akçura erken dönemde ifade ettiği düşüncelerinde Türkler için istedikleri hakları diğer milletler için de istediklerini ifade etmekte ve modern milliyetçilikler çağının gereği olarak imparatorlukların daha fazla devam edemeyeceğini söyleyerek anasıra bağımsızlık verilmesi gerektiğini ve devletin Türklerden müteşekkil hale gelmesi gerektiğini söylemektedir. Ziya Gökalp bu düşünceye biraz daha farklı açıdan yaklaşarak Balkan savaşları neticesinde Osmanlıcılığın daha fazla devam ettirilemeyeceğinden hareketle devletin Türk-Arap imparatorluğuna dönüşmesi gerektiğini hatta Araplara siyasi muhtariyet de verilebileceğini söylemektedir.

                Yusuf Akçura’nın Üç Tarz-ı Siyaset adlı makalesi birçok açıdan ilki taşımaktadır. Osmanlıcılık, İslamcılık ve Türkçülüğün ilk defa sistematize bir şekilde değerlendirildiği ilk makaledir. Siyasi Türkçülüğün yapılması gerekildiğinin de ifade edildiği ilk makale olma özelliğini taşımaktadır. Üç Tarz-ı Siyaset; tartışmaların boyutunu da değiştirerek daha da alevlendirmiştir. Ali Kemal hemen akabinde yazdığı yazısında Osmanlı bürokrasisi, aydını ve hanedanı tarafından hiçbir zaman “Osmanlıcılık” diye bir politikanın takip edilmediğini ifade etmiştir. Ali Kemal, Akçura’nın tarihi ve 600 yıllık maziyi görmezden geldiğini ve “Vahdeti teslis eylediğini” yazmıştır. Bölümün sonunda ise yaşanan tartışmalar 5 başlık altında toplanarak okuyucuya aktarılmaya çalışılmıştır. Ali Kemal, Akçura’nın tarihi ve 600 yıllık maziyi görmezden geldiğini ve “Vahdeti teslis eylediğini” yazmıştır. Bölümün sonunda ise yaşanan tartışmalar 5 başlık altında toplanarak okuyucuya aktarılmaya çalışılmıştır.

Eserin 3. ve son bölümünde ise İslamcılar ve Türkçüler arasında geçen tartışmalar gündeme getirilmiştir. İslamcı aydın Ahmet Naim İslamiyet’te kavmiyetçiliğin olmayacağını ve bir kalpte iki sevda yani Türklük ve İslam’ın aynı anda bulunamayacağını yazılarıyla dile getirmiştir. Buna cevap olarak Türk yurdu satırlarından seslenen Ahmet Agayef İslam’ın insanları kavim kavim yarattığını kendisinin söylediğini ve hatta “İslâm da Davâ-yı Milliyet”in bir sünnet olduğunu dile getirmiştir. Türkçüler, İslamcılar geçen tartışmalarında biraz daha “yumuşak” bir üslup kullanmışlardır diyebiliriz. Türkçüler aslında Türklük ve İslam davasını bir arada götürmeye çalışmışlardır. Bölümün sonunda ise tartışmalar 6 başlık altında toplanarak Türkçülerin İslamlaşmak modeli ve Türk tanımlarındaki İslam’a atıfları ile yaklaşımlar ifade edilmeye çalışılmıştır.

                Eser dönemin metinleri ile Osmanlının son döneminde yaşanan tartışmaları gün yüzüne çıkarmak açısından alanındaki nadir kitaplardan biridir. Mehmet Kaan hoca alıntıladığı metinleri açıklayarak okuyucuların metinleri anlamaya çalışmakla uğraşmasına da kolaylık sağlamıştır. Ayrıca o döneme dair yazılmış kitapların içerisinde dili bu derece anlaşılır, sade ve günümüz Türkçesine yakın olan ender kitaplardan biridir. Döneme ve günümüzün sosyal ve siyasal tartışmalarının temeline inmek isteyenlerin muhakkak okuması gereken muazzam bir eserdir.

İstanbul, Ötüken Neşriyat, 2017, Sayfa:236, ISBN: 978-605-155-56-52