İnsanlar, gerek kendi aralarında, gerekse tabiatla devamlı ilişki içinde bulunurlar. Fert, kendisini harekete zorlayan motivelerin etkisi altında daha serbest ve rahat hareket etmek isterken, toplumlar ise, düzen ve huzur isterler. Böylece, hürriyet ve disipline ulaşılmaya çalışılır. Disiplinsiz bir hürriyetin anarşi ve hürriyetsiz bir düzenin ise despotluk olduğunun şuuruna varılır.

                Fert de, toplum da inkârı mümkün olmayan tabii ve sosyal bir gerçeklik ifade ederler. Dolayısı ile her iki birimin de ihtiyaçları, dengelenerek karşılanmalıdır. Ferdi, harekete zorlayan biyolojik ve psikolojik iticilerin yanında, toplumları da harekete sürükleyen sosyal dinamikler ve müeyyideler vardır. Bunlar, ferdi ihtiyacı inkâr etmeksizin, kitleleri verimli bir tarzda düzene sokmaya çalışırlar. Ferdin tabii olan egoizmini, sosyal ve kültürel değerlerle kontrol altına alarak yumuşatmaya gayret sarf ederler. Bu konuda önemli olan, fer ve toplumu, severek ve isteyerek bir diğeri ile kaynaşmaya ve dayanışmaya inandırmak ve bunu fiilen gerçekleştirme iradesini, her iki birimde de doğurmaktır.

                Sosyal hayatı, kontrol eden temel kültür değerleri,  bütün toplumlarda gözleneceği üzere, aşağıda sayacağımız şekilde tasnif edilebilir. Bunlara, sosyologlar, normatif değerler de diyorlar. Bu temel kültür değerlerini ve onlara ait normları şöylece belirtmek mümkündür. Din, helal-haram; Ahlak, iyi-kötü; Hukuk, haklı-haksız; Estetik, güzel-çirkin.

                Bütün insan gruplarında ve milletlerde, mutlaka yukarıdaki değerlere ve normlara rastlayacaksınız. Bunlar, birer sosyal gerçekliktir, asla inkâr edilemezler. Dini, ahlakı, hukuku ve güzel sanatları olmayan hiçbir millet gösterilemez. Siz politika meydanlarındaki laiklik münakaşalarına aldırmayın, sosyolojik manada, insan grupları dinsiz yahut dine ilgisiz kalamazlar.

                Mütecanis ve güçlü bir toplumda, yukarıda saydığımız temel kültür değerleri arasında yoğunluk ve paralellik bulunur, bu suretle bu tip toplumlarda sosyal kontrol kolay ve başarılı olur. Kozmopolit ve çözülmüş toplumlarda yukarıda saydığımız temel kültür değerleri arasında çelişkiler ve ayrılıklar görülür. Bu sebepten sosyal kontrol güçleşir ve sosyal düzen sarsılır.

                Elbette, fertlerin ve zümrelerin helal-haram, iyi-kötü, haklı-haksız, güzel-çirkin tanımadığı veya herkesin keyfine göre anladığı ve yorumladığı bir toplumda anarşi ve huzursuzluklar çoğalacaktır. Milletin temel kültür değerlerini yıkmaya, sarsmaya ve etkisiz hale getirmeye çalışan çevreler, bilerek veya bilmeyerek toplumu çözülmeye götürmektedirler. Bunlar, ister özgürlük adına hareket eden, aşırı ferdiyetçi liberal, ister eski düzeni yıkarak, yeni düzen getirmek isteyen radikaller olsun, verdiği netice aynıdır.

                Milli vicdan, binlerce yıllık tarihi bir tecrübeden geçerek teşekkül eder. Her milletin milli vicdanı başta dini olmak üzere, temel kültür değerleri ile yoğrulmuş ve kaynaşmıştır. Milli vicdana yabancılaşmamış her kişi, ister istemez kendi vicdanı ile toplumun temek kültür değerleri arasında derin ve köklü bağlar ve ilişkiler bulacaktır. Vicdan hürriyeti maskesi arkasına gizlenerek, ferdi vicdanları, milli vicdana yabancılaştırma gayretlerine müsamaha edilemez. Türk-İslam kültüründe vicdan hürriyeti, ferdin vicdanını yalnızlaştırmak değildir, Allah’tan başkasına boyun bükmeyecek bir olgunluğa ulaştırmaktır. Bu anlayış, İslam’ın Türk ahlakına getirdiği, âlemşümul bir çehredir. Ferdi de toplumu da Allah’a kulluk ölçüsü içinde kavrayıp değerlendirmeyi esas alır.

Türk İslam Ülküsü I :  Sayfa 262-263-264