Dakikaların hızla aktığı, adeta yüreklerimizi dağlayacak olan vakte erişmek için koşarcasına ilerlediği gündü. Önce yaralı olduğu bilgisini almıştık. Gelen haberle donacak, havanın ayazına aldırmadan intikam ateşiyle yanacak ve eriyecektik. Kinimiz yüreğimizden taşacak, damarlarımızı patlatacak raddeye ulaşacaktı. Bekleyecektik… Kara haberi aldığımızda ise kimimiz Yasin-i Şerif okurken kimimizin hatırında Dursun Önkuzu ve Yusuf İmamoğlu canlanıyor olacaktı. Ve dahi tüm şehitlerimiz…

Ege Üniversitesi’nde terör örgütü PKK’nın bölücü faaliyetlerde bulunduğu, üniversite öğrencilerinin eğitim ve öğrenim görme hakkının yine sözde öğrenci, özde teröristler tarafından gasp edildiği konuya ilgi ve alaka gösteren, başını kuma gömmeyen herkesin malumuydu. Hal böyleyken yetkililer tarafından gerekli önlem alınmamış, dönemin zihniyeti tarafından buna gerek görülmemişti. Devletin ilim ve irfan yuvası olan üniversitede PKK’lı teröristlerce kimlik kontrolü yapılması, sınavlarına girecek olan vatansever öğrencilere engel olunması, milli ve manevi mukaddesatımıza yönelik saldırılarda bulunulması ile ilgili olarak gerekli müracaatlar ilgili makamlara defalarca yapılmış olunmasına rağmen buna kayıtsız kalınmış ve adeta yaşanacak olaylara davetiye çıkarılmıştı. 20 Şubat 2015 tarihinde Ülkü Ocakları Ege Üniversitesi Teşkilat Başkanı, Tarih Bölümü 4. Sınıf öğrencisi Fırat Yılmaz Çakıroğlu PKK’lı teröristler tarafından haince, kalleşçe şehit edilmiş, 23 yıllık ömrünün sonunda gencecik yaşında Rahmet-i Rahman’a kavuşmuştu. Yurdun dört bir yanından on binler İzmir’e akın etmiş, onu cennete uğurlamışlardı. Ve akabinde tam 880 gün sürecek olan hukuk mücadelesi başlamış, şehidimizin katilinin hak ettiği cezayı alması için yoğun çaba sarf edilmişti. Gerçi mahkeme her ne karar alırsa alsın bu yeterli olmayacak, ne yüreğimizde ki acıyı dindirecek ne de Fırat’ı geri getirecekti. Fakat yine de katilin bir daha gün yüzü görmemesi için gerekliydi bu mücadele. Fırat Yılmaz Çakıroğlu’nun şehadetinden 880 gün sonra, 18 Temmuz 2017 tarihinde verilen kararla, katilin terör örgütü üyeliği suçundan 15 yıl, kasten adam öldürme suçundan ağırlaştırılmış müebbet cezası alması gönülleri bir miktar feraha çıkardı. Bundan sonraki süreçte Türk adaletinden olan beklentimiz, Fırat Çakıroğlu’nun şehadetinde ihmali olan, üniversite içerisindeki terörist yapılanmayı görmezden gelen, görmemeyi tercih eden, PKK’lılar okula yığınak yaparken buna önlem alıp engel olmayan ve bunun gibi çoğaltabileceğimiz birçok örneğin müsebbibi olan her ne kadar sorumlu varsa açığa çıkartılması ve hak ettiği cezayı bulmasıdır. İnandığımız değerler doğrultusunda temennimiz, şüphesiz İlahi adaletin de tecelli edeceğidir.

Mahkemenin verdiği karar neticesinde herkes tarafından görüldü ki Fırat Çakıroğlu’nun şehit edilmesiyle sonuçlanan olay karşıt görüşlü öğrencilerin kavgası değil bu milletin öz evlatları, Türk milliyetçisi gençlerle terör örgütü mensuplarının kavgası ve mücadelesidir. Uzun yıllardır medya organlarının genelinde yer alan o ifade, masumane bir tavır ve duruş değil aksine bazı kimselere şirin gözükme çabası olup nazarımızda vatana ihanetle eşdeğerdir.

  Fırat Yılmaz Çakıroğlu ve arkadaşları Ege Üniversitesi’nde zor şartlar altında okullarına devam etmeye çalışmışlar, aynı zamanda “teröristlere karşı koyup onlarla mücadele etmeyi kendilerine vicdani görev” bilmişlerdi. Bütün bu zorluklara rağmen mücadele yarım kalmamış, sancak yere düşmemiş, yola çıkanlar yollarından geri dönmemişlerdi. Hak bildikleri yolda her ihtimali göze alarak yürümüşler ve geride çok sevdikleri kalmıştı. “Kurt Kaya, elini çöz!…” buyruğuna gösterilen teslimiyetin 21. yüzyıldaki tezahürüydüler. İnandıkları ve canlarını sakınmadıkları güzel ülküleri için yan yana, omuz omuza boy verdikleri davaları için kendilerinin yere düşmelerini hiçe sayıyordu her biri. Okudukları, dinledikleri, gördükleri her ne varsa onlara bunu aşılamış ve bu düşünceye iman etmelerini gerekli kılmıştı.

Kısa süre içerisinde sembol hale gelmişti Fırat Çakıroğlu’nun şehadeti. Ve bundan sonra da çocuklar Fırat ağabeylerini tanıyarak büyüyecek, onun mücadelesini, duruşunu kendi hayatlarına düstur edineceklerdi. “Şimdi bütün baharlar onun adıyla başlayacak”(1), tüm nesiller boyu ismi anılacak, aziz hatırası yaşatılacak ve “takvim sözlerini onun adıyla noktalayacaktı”(2). Yaşamı boyunca Türklük sevgisine sahip çıkan ve Türk olma şuurunu her an üzerinde taşıyan Fırat Çakıroğlu’nun özlemi fazla uzun sürmeyecek ve şüphesiz dinecekti; “Bir anda çevresini yüz binlerce başka şehitler saran Fırat’ın ruhu bir fırtına gibi, bir musiki gibi, bir ışık gibi akarak ataların ruhlarının dolaştığı Tanrı Dağı’na yürümeye başlayacak, Fırat ve tarihler boyunca bu ülküde can veren kimseler, aylı kızıl bayrağı bekleyerek hala ufukları gözlüyor olacaklardı.”(3) Rabbim şehadetini kabul etsin.

1) Hakan İlhan Kurt’un “Çakıroğlu Fırat Ağıtlaması” İsimli Şiirinden Alıntılanmıştır.

2) Hakan İlhan Kurt’un “Çakıroğlu Fırat Ağıtlaması” İsimli Şiirinden Alıntılanmıştır.

3) Hüseyin Nihal Atsız’ın “Bozkurtların Ölümü” Romanında ki Bir Bölümden Esinlenerek Yazılmıştır.