Ermeni Sorunu-Sözde Ermeni Soykırımı başlıklarını kullanırken; Türk’e düşman olan herkesin ebedi/ezeli düşmanı olduğumu fakat bu düşmanlığı ‘milletler’ boyutuna değil ‘insanlar’ boyutuna indirgeyerek yorumlamamız gerektiğini vurgulamalıyım. Hiçbir ulusa kin beslemediğimin, bu değerlendirmelerde topyekûn Ermeni milletini kastetmediğimin altını çizerek yazıma başlamak istiyorum.

Persler, Romalılar ve Bizanslılar tarafından Anadolu’nun bir ucundan diğer ucuna sürülerek yıllarca ezilen ve insanca yaşama hakları ellerinden alınan Ermeniler, Türklerin bu topraklara adım atmasıyla beraber farklı kültürleri ve dinleri asimile etmeyen; tam aksine ‘koruyan ve yaşatan’ bir medeniyet anlayışıyla yönetilmişlerdir. Türklerin adil, hoşgörülü ve birleştirici tutumlarından yararlanmışlardır. Dini özgürlükleri garanti altına alınan, ‘millet-i sadıka’ denilerek sahiplenilen Ermeniler Türk’e tebaa olmuş ve yıllarca refah içerisinde yaşamıştır. Osmanlı yönetiminde bakanlık ve büyükelçilik olmak üzere çeşitli idari görevlerde farklı kademelere layık görülmüşlerdir. Osmanlı Devleti topraklarında yaşayan onlarca milletin içinde Türk kültüründen en fazla etkilenen ve zaman zaman da kiliselerindeki ayinlerini bile Türkçe gerçekleştiren Ermeniler, 1800’lü yılların başlarından itibaren emperyalist devletlerin Anadolu coğrafyası için kurguladıkları senaryoların başrol oyuncusu olmuş; özellikle İngilizlerin, Fransızların ve Rusların Osmanlı toprakları üzerinde yapmak istedikleri ameliyatların hepsinde ‘hemşirelik’ görevini üstlenmişlerdir.

Ermeniler, 1800’lü yılların sonlarında Erzurum, Kars, Iğdır ve Van civarında iç karışıklıklar çıkartıp Avrupalı devletlerinin buralara müdahalesini sağlayarak git gide güç kaybeden Osmanlı topraklarında Ermeni Devleti’nin temelini atmayı hayal ediyorlardı. Bu hedeflerine ulaşabilmek için her yolu mübah gören Ermeniler; canice ve vahşice Müslüman-Türk’ü adeta soykırıma tabii tutmuş; kadın, çocuk ve yaşlı ayrımı yapmadan yöre halkına aşağılıkça tecavüz etmiş, senelerce huzur içerisinde yaşadığı komşusunu küstahça katletmiştir. Birinci Dünya Savaşı sırasında, Osmanlı askerleri içerisinde bulunan Ermenilerden bazıları casusluk yaparak bazıları da savaşlar esnasında saf değiştirip Rusların tarafına geçerek Türklere ihanet etmiştir. Osmanlı Devleti, bir yandan Rus orduları ve işbirlikçi Ermeni alayları ile savaşırken, diğer yandan da köy ve kasabalarımızı yakıp yıkan ve akla hayale gelmeyen katliamlar gerçekleştiren Ermeni çeteleri ile mücadele etmiştir.

Nedir Bu Soykırım İddiası?

Osmanlı Devleti’nin 1914’te Rusya, İngiltere ve Fransa’ya karşı savaşa girmesi Ermeni çeteleri tarafından fırsat olarak yorumlanmış, 1800’lü yılların sonlarından itibaren gerçekleştirdikleri isyanlara yenilerini ekleyerek gönüllü Ermeni alayları oluşturulmuş ve Rus askerleri ile omuz omuza verilerek vatandaşlarımıza savaş hukukuna aykırı davranışlar sergilenmiştir. Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde de isyanlar çıkartılmış, Osmanlı ordusu arkadan vurulmuş, katliamlar yapılmıştır. Çoğunluğu Türk olmak üzere Trabzon civarındaki Rumlar ve Hakkari çevresindeki Musevilerde katledilmiştir. Osmanlı Devleti’nin uyarılarına kulak asmayarak ihanete devam eden Ermeni komitecilerine 24 Nisan 1915 tarihinde operasyon gerçekleştirilmiş ve 240 civarındaki komite elebaşı vatana ihanetten tutuklanmıştır. Fakat tutuklamalar sonuç vermemiş, Rus sınırına yakın yerlerdeki Ermeni halkın büyük çoğunluğu mezalime devam etmiştir. Süren katliamların karşılığında Osmanlı Devleti son çareye başvurmuş ve Ermenilerden sadece isyana katılanları memleketin daha emniyetli bölgelerine 27 Mayıs 1915’te çıkarttığı geçici bir yasa ile ‘sevk ve iskâna’ tabii tutmuştur. İskân sırasında Anadolu coğrafyasının neredeyse ‘tamamında’ devam eden ‘kıtlık, salgın hastalıklar ve kötü hava koşulları’ nedeniyle, yol güzergâhında ‘asayişsizlikten var olan çetelerin saldırıları’ sebebiyle binlerce insan ölmüştür. Buraya dikkat çekmek istiyorum; binlerce insan! Sadece Ermeni vatandaşlarımız ölmemiş, binlerce Osmanlı askeri de şehit olmuştur.

Ermeni tehciri, Ermenileri yok etmek için değil; devletin güvenliğini sağlamak için uygulanmış ve günün imkânlarına bakıldığı zaman da olumsuz etkilerin tamamıyla önüne geçilmeye çalışılmıştır. Eğer soykırım yapılmak istenseydi; Anadolu’nun batı tarafında yaşayan, devletin yüksek makamlarında görev alan ve milletimize sadakatle bağlı olan Ermeniler de tehcire tabii tutulurdu. Başka bir ifadeyle, 1915 yılına kadar son yüzyıllık dönemde adı sürekli ihanetlerle anılan bir milletin tehcire tabii tutulmasına gerek kalmadan Türk topraklarından silinmesi; üç kıtaya hükmetmiş bir milletin, yüzyıllarca tebaası olan diğer bir milleti asimile etmesi bu kadar zor muydu? Hoşgörü ve adalet anlayışı ile tüm dünya devletleri tarafından örnek gösterilen bir medeniyetin varisleri, küfre karşı boyun eğmeyen bir milletin evlatları, ‘siz yerdekilere merhamet edin ki göktekiler de size merhamet etsin’ diyen bir Peygamberin ümmeti soykırım yapabilir mi? Osmanlı Devleti’nin yerinde hangi devlet olursa olsun, sadık millet dediği kardeşleri tarafından sırtından vurulduktan sonra uygulayacağı politika ’memleketin emniyetli bölgelerine sevk’ olurdu diye düşünüyorum.

Ermeni Diasporası ve Hedef

Diaspora; herhangi bir milletin veya inanç mensuplarının vatanları dışında yaşadığı yer anlamına gelmektedir. Ermeni Diasporası ise; anayurtları dışında yaşayan Ermenilerin oluşturdukları topluluk demektir. Özellikle Amerika’daki Ermeni Diasporası diğer Avrupa devletlerindekilere göre daha güçlüdür ve dünyadaki en etkin lobi faaliyetlerini yürütmektedir. Amerikan Başkanı ve kongresi üzerinde, Türkiye’de soykırımın tanınması konusunda baskı oluşturabilmektedirler. Dergi, gazete, afiş ve broşürler aracılığıyla Amerika Birleşik Devletleri kamuoyunu etkileyerek, Türkler hakkındaki duygu ve düşüncelerini kendi lehlerine çevirebilmektedirler. Amerika’da ve Avrupa’da gerçekleştirilen bu çalışmalar sonucunda Almanya, Fransa, İtalya, Rusya, Avusturya ve Hollanda da dahil olmak üzere 29 ülke, ABD’ye bağlı 41 eyalet Ermeni Soykırımı’nı kabul etmektedir. Ve Ermenistan Devleti de bu ülkelerden ve kendi diasporalarından aldıkları güç ile ‘4T’yi hayata geçirmeyi hedeflemektedir. Yani; tanıtma, tanınma, tazminat, toprak. Sözde Ermeni Soykırımı’nı dünyaya tanıtmak, çeşitli ülkelerin meclislerinde tanınmasını sağlamak, yaşananların karşılığı olarak Türkiye’den önce tazminat sonra ise toprak talep etmek… Avuçlarını yalarlar!

Türk milleti, tarih boyunca hiçbir milleti ne asimile etmiştir ne de soykırıma tabii tutmuştur. Bunu iddia edenler kendi tarihleriyle yüzleşmekten aciz devletlerdir.

Kıbrıs’ta binlerce Türk’ü katleden Rumlar, Mora’da onbinlerce Türk’ü katleden Yunanlılar, Doğu Anadolu’da ve Hocalı’da yüzbinlerce Türk’ü katleden Ermeniler, Cezayir’de 1,5 milyonu aşkın yerli halkı katleden Fransa, Ruanda ve Kongo’da 10 milyondan fazla insanı katleden Belçika, Etiyopya ve Yugoslavya’da 300 bine yakın insana soykırım uygulayan İtalya, Nazi diktatörlüğünde 21 milyonu aşkın insanı katleden Almanya, Franco döneminde onbinlerce muhalifi ve milyonlarca Kızıldereli’yi katleden İspanya, Çeçenistan’da 200 bin sivili katleden Rusya ve Kızılderelileri katleden, Japonya’ya attığı atom bombaları sonucu 135 bine yakın insanın ölümüne sebep olan, Irak’ta milyonlarca sivilin katili konumundaki ABD hangi yüzle Türkler soykırım yaptı diyebilmektedir? Kafalarına göre tarih yazacaklar, mesnetsiz belgelerle iftira atacaklar, uydurma röportajlarla ‘soykırım yaptınız’ diyerek Türk’ten toprak isteyecekler… Yok öyle yağma!

Yazımı, Ermenistan’ın ilk Cumhurbaşkanı Ovanes Kaçaznuni’nin tarihe geçen itirafları ile bitirmek istiyorum: “Biz, kayıtsız şartsız Rusya’ya yönelmiş durumdaydık. Herhangi bir gerekçe yokken, zafer havasına kapılmıştık. Sadakatimiz, çalışmalarımız ve yardımlarımız karşılığında, Çar hükümetinin Ermenistan’ın bağımsızlığını bize armağan edeceğinden emindik.

Aklımız dumanlanmıştı. Biz kendi isteklerimizi başkalarına mal ederek, sorumsuz kişilerin boş sözlerine büyük önem vererek ve kendimize yaptığımız hipnozun etkisiyle, gerçekleri anlayamadık ve hayallere kapıldık.

Türklere karşı ayaklandık. Barışı sabote etmek için savaştık bile. Artık hepimiz, Türklerin düşmanı olan İtilaf Devletleri’nin kampındaydık. Türkiye’den “denizden denize Ermenistan” talep etmekteydik. İtilaf devletlerinin ordularını Türkiye’ye göndermeleri ve hakimiyetimizi temin etmeleri için Avrupa ve Amerika’ya resmi çağrılar yaptık. Nihayet şu da var ki, var olduğumuz sürece aralıksız olarak Türklerle savaştık, öldük ve öldürdük. Artık, Türklere ne gibi bir güven telkin edebiliriz ki?

Askerî operasyonlara katıldık. Kandırıldık ve Rusya’ya bağlandık. Tehcir doğruydu ve gerekliydi. Gerçekleri göremedik, olayların sebebi biziz. Türklerin millî mücadelesi haklıydı. Barışı reddetmemiz ve silahlanmamız büyük bir hataydı. Türklere karşı ayaklandık ve savaştık. Sevr Antlaşması gözümüzü kör etmişti. İsyanımızın temelinde İtilaf Devletleri’nin bize vadettiği büyük Ermenistan hayali vardı. Ama biz hiç bir zaman devlet olamadık. Türkiye Ermenistan’ı diye bir devletin hayalden öte olmadığı gerçeğini göremedik.’’

Millet, devlet, ümmet el ele; Türk-İslam Birliğine!