İnsanlar doğar, büyür ve ölürler. Bazen bu bir günü bazen bir asrı kapsar, lakin bu süre önemli değildir manayı kavrayıp hayatı değerlendirmeyince. Sadece maddi bir birikim yapıp asırlar yaşayacağına(saraylar sahibi dahi olsan) bir gün inançların için yaşa, daha doludur.

Önemli ibret çıkaracağımız bir karınca kıssası vardır:  Karınca uzun bir yola çıkacak gibi hazırlık yapıyormuş. Bunu görenler “Hayırdır nereye?” deyince, karınca “Hac yolculuğuna çıkıyorum.” demiş. “Senin ömrün yetmez.” demişler. Karınca şöyle cevap vermiş “Olsun hiç değilse hac yolunda ölürüm”. Kıssadaki karınca misali inanmalıyız gerçekten ülkümüze, başarıya ve buna sabırla yürümeliyiz; belki başaramayız ama önemli olan elinden geldiğince çalışıp sancağı daha ileriye devretmektir. İnançsızlık, maddesel monotonluk bize göre değildir. Mesai saatlerini maddi kaygıyla, boş zamanlarını içgüdüsel zevkle, ahlaka uygun olmayarak yaşamak boşa harcanan bir ömür demektir. Arvasi Hoca’nın tabiriyle hayvan insanın nizamından yani insanı, ya ekonomik hayvan ya da alet yapan hayvan olarak; temel ihtiyaçlarını ve içgüdüleri diğer hayvanlarla ortak olarak ancak farklı olarak ekonomiyi kurma, alet ve iş yapabilecek düşünme yetisine sahip olarak tarif eden nizamda olamaz ülkücü; onunki ideal insan nizamı olmalıdır yani mutlak doğruya,  mutlak iyiye, mutlak güzele gönül veren bunu ülküleştiren, buna inanan olmalıdır.

 Ülkücüler başarıya inanan kişiler olmalılar. Başaracağına inanan kişiler; çözümleri görür, engelleri değil. Tereddütlere düşmez, tek yolu vardır o da başarmak; bu yoldaki problemlere çözümler arar ve asla pes etmez. Rahatı aramaz başarıya giden yolda her türlü çileye talip olur. Ülkücüler de işte benliklerini değil de davalarını başarıya götürmek için her türlü engele göğüs geren, her yanlışa başkaldıran, inançlı kişilerdir. Hem de ülkücüler öyle bir ihlasla inanmışlardır ki diğerlerinin bunlar ancak hayaldir, istikbalinizi kurtarın, sessiz kalın demelerine rağmen daha o genç yaşlarında nizam-ı âlem için İlay-ı Kelimetullah için; yaşıtları yalnız istikballerini kazanmak isterken onlar kendilerinden geçip Allah rızasını gaye edinerek bu mübarek ülkünün bayraktarlığını yapan alpler, erenlerdirler. Onlar o genç bedenlerini, nurlu kalplerini Allah davasıyla dolduranlardır. Ülkücüler aynı zamanda başarının ülkülerine inanarak yaşamakla geleceği şuuruna varan, sadece konuşmayan aynı zamanda gerçekleştirenlerdirler. Yüksek inançlarıyla faaliyete geçerek başarıya koşanlardır. Fatih Sultan Mehmet’in “Ya ben İstanbul’u alacağım ya İstanbul beni.” sözündeki kararlılıkla hareket eden yeni fetihlerin fatihleridirler.

                  Sabır ise bir ülkünün başarıya ulaşması için ne büyük bir fazilettir ve bir insan için ne büyük vasıftır. Her kişinin değil er kişinin harcıdır. Sabır, başarının anahtarıdır. Sabır; Hz. Eyyüb Peygamber misali “Veren Allah, alan Allah” diyerek, isyana ve hüzne girmeden halimize şükretmektir. Sarsılmaz bir imanla metanetimizi kaybetmeden ibadetimizde, yolumuzda daim olmaktır. Ülkücüler de modern çağın Eyyüb sabırlılarıdır. Yakın tarihimizde birçok örnek görüyoruz mesela Çanakkale, dedelerimiz çetin şartlar yaşamışlar, aç kalmışlar ama inanarak sabretmişler çünkü bir hedefleri vardı. Bazıları şehit oldu sonucu göremediler ama onlarda şehit olmayı, o kutlu nebiye komşu olmayı başardılar. Kalanlar ise ülkemizi düşmana vermeyip en büyük bahtiyarlığa, başarıya ulaştılar. Daha yakını da var seksen kuşağı ülkücüleri, Yusufiye zindanlarında işkencelere göğüs gerdiler sabrettiler, aç kaldılar sabrettiler zindanları taş medrese eylediler o günlerde davayı bir yere taşıyıp kendi başarılarını elde ettiler, davayı bize ulaştırdılar. Biz de yüce davada bir damla olmak için, Allah’ın nizamını yeryüzüne yaymak için sabırla çalışmalıyız.

Türk milletinin temiz çocuklarının ülküleri hiçbir zaman dış güçlerce desteklenip hemen hâkim konuma getirilmemiştir(ki zaten onların desteği reddedilir), onlar ebedi davalar için koşanlardan, maddeyi aşanlardan korkarlar ve bertaraf etmek isterler. Üç günlük dünya menfaatleri için yüce ülkülerimizi tehlikeye atmamalıyız, zorluklara karşı sabretmeliyiz belki birkaç yıl, belki bir ömür. Bu davada sabırsızlıkla acele başarı bekleyenlere yer yoktur, bu dava çilelidir. Tabi ki aynı zamanda sürekli çalışmalıyız, Allah çalışanlara karşılığını verir, miskince oturup sadece sabretmekle olmaz, bu dava aksiyoner bir hareketle gerçekleşecektir.  Büyük bir sabırla usanmadan çalışacak neferlere ihtiyaç vardır. Karşımızdaki zalimler kalabalıktır. Sağda ve solda mücadele edilecek farklı yanlış fikirlere sahip kalabalık topluluklar vardır. Lakin bize sabrederek, yılmayarak onlarla mücadele etmek düşer. Yıllarca da sürse bu davayı o temiz kalpli Anadolu insanına, Anadolu’nun her köşesine ve sonrasında dünyanın her köşesine nakış nakış işlememiz gerekir. Yüce Allah buyurmuyor mu ”Allah’ın izniyle büyük bir topluluğa galip gelen nice küçük topluluklar vardır. Allah sabredenlerle beraberdir.”(Bakara-249) diye? Biz yüzyıllardır mücadelemizi kalabalıklara karşı vermişiz zaten biz hiçbir zaman kolayı tercih edip zalimlerle olmamışız. Resul-ü Ekrem ile Hendek Muharebesi’nde 3.000 kişi ile yaklaşık 10.000 kâfiri yenen İslam ümmetindeniz, Metehan ile yaklaşık 30.000 kişiyle 300.000 den fazla Çinliyi yenen Türk milletindeniz. Biz kahraman soyumuzu İslam ile birleştirip daha da şereflenenleriz. Unutmayın kardeşlerim zafer sabredip inananlarındır.

Bizler sabırla, inançla yoğrulacağız ve bunu eyleme dökerek başarılara ulaşanlar olacağız. Tarihimiz bilim, felsefe ve dini ilimlerde yetişmiş, bunların gelişmesine katkıda bulunmuş insanlarla doludur lakin son asırlarda tek tük çıkar hale geldi. Biz yeniden şanlı maziye layık olmaya çalışacağız, ülkülerimiz için çalışırken aynı zamanda alanımızın en iyisi olmaya çalışacağız. Sadece milletimize değil tüm insanlığa örnek olacağız. Hareketlerimizle, sağlam karakterimizle, fikirlerimizle parmakla gösterilen; Türklük ve İslam’ı hayatımızda yaşayışımızla işte Türk budur, Müslüman budur denilen insanlar olacağız. Başarıya yenilse bile vazgeçmeyenler ulaşır, bizler de insanız elbet bizim de yanlışlarımız olacak yenileceğiz ama vazgeçmeyeceğiz. Asla pes etmeyeceğiz çünkü yenildik dediğimiz zaman değil, yorulduk değimiz zaman yıkılırız, büyük dava büyük yürek ister.  Yavuzlar misali zulme dik duracak, Yunuslar misali gönüllere gireceğiz. Ülkücüler her alanda öğrenmeli ve öğretmeli, gerek fiziksel gerek zihinsel olarak her alanda kendini geliştirmeli. Gerektiğinde sarığımızı alıp imanla coşmayı, gerektiğinde börkümüzü alıp cenge koşmayı bileceğiz. Gerektiğinde ümmete imam, gerektiğinde millete hakan olacağız.

Bizler ki yedi düvele meydan okuyan evliya nesillerin, bizler ki kurt doğuran anaların, bizler ki dünyayı dize getiren Fatihleri doğuran anaların, bizler ki nur yüzleriyle beş vakit huzura varanların, bizler ki zulme susmayan hak yolda önde yürüyenlerin, bizler ki kalpleri ülkü aşkıyla dolduranların torunlarıyız. Bize miskinlik, maddecilik, kaypaklık değil; yılmadan çalışmak, ihlasla dümdüz yaşamak düşer. Bize zulme karşı haykırmak, hak yolda koşmak düşer. Bize aksakalların öğüdüyle, başbuğların yolunda yürümek düşer. Bize Pir-i Türkistan’ın fikriyle pişmek, Ömer’le adalette durmak, Ali’yle Zülfikar sallamak, bayrağı namus saymak, Kur’an-ı Kerim’i rehber bilmek, dünyayı küffara dar etmek düşer. Kısacası bize başarmak düşer. O kutlu yeminimizdeki gibi “Yılmayacağız!  Yıkılmayacağız!  Başaracağız! Başaracağız! Başaracağız!” diyerek cümlelerimi sonlandırıyorum.

Allah bizi Hak yolda yaşayıp, Hak yolda ölenlerden eylesin.