İnsanlar içlerinde barındırdıkları müşterek değerler etrafında birleşmek eğilimi ile cemiyetleri oluştururlar. Müşterek değerlere sahip bu cemiyetler barındırdığı insanlara aidiyet hissi vermekle kalmaz onları birbirine bağlar, oluşturdukları birlik sayesinde güçlü olmalarını sağlar. Müşterek değerler, kendileri etrafında cemiyet olma özelliğini kazanabilmiş insanlar arasında sevgi bağının oluşmasına ve de bu bağın güçlenmesine vesile olur. Dolayısıyla bir cemiyetin müşterek değerlerine yapılan hizmet o cemiyeti bir arada tutan bağa yani sevgiye hizmet sayılır. Bu bağlamda müşterek değerlerimizi, buna bağlı olarak birliğimizi ve gücümüzü, birbirimize olan sevgimizi tehdit eden unsurları tespit etmek ve bunlarla mücadele etmek durumundayız. Bu unsurlardan birisi ve hatta en önemlisi kitle iletişim araçları ve bunların içinde öncelikli olarak televizyondur. Televizyonu öncelikli kılan sebep kullanım yaygınlığıdır. Tabii ki ardından internet ve bilgisayarı ve daha pek çoklarını da eklemek mümkün, fakat iletmek istediğimiz mesajı televizyon örneği üzerinden anlatacağız.

                Potansiyel gücüne baktığımızda, müşterek değerlerimizi ve aramızdaki manevi bağları güçlendirmeye yönelik oldukça elverişli sayılabilecek bu teknoloji nasıl oluyor da tüm bu değerleri tehdit ediyor?

                İnsanların iç ve dış dünyasını oluşturan en önemli değerler kişinin mensubu bulunduğu milletin dini, kültürü ve düşünce dünyası; ailesinden aldığı terbiye ve değerler sistemi; kişinin inanç dünyası ve edindiği bilgi birikimi;edindiği bilgi birikimine bağlı olarak geliştirdiği öz değerleridir. Biz hak olan tek bir yolun bulunduğuna inanan ve ortak akıl, ahlak ve duygularını bu inanç etrafında şekillendiren bir milletin mensubu olarak; yukarıda saydığımız tüm değerlerin hak olan bu yola milletçe ulaşmamıza, bu yolda yürümemize ve hak bildiğimiz bu yolu dünyaya hâkim kılmamıza hizmet etmesi gerektiği inancındayız. İşte televizyonun yıkıcı etkilerini bu anlayış içinde değerlendireceğiz.

                Televizyon doğru-yanlış bir bilgi kaynağı, sunduğu rol ve davranış biçimleriyle bir örnek teşkili, doğru-yanlış ön kabulleriyle bir propaganda aracıdır. Bu tarifler televizyona hâkim güçlerin bu teknolojiyi hangi amaçla nasıl kullandıklarına bağlı olarak artırılabilir. Fakat bizi esas ilgilendiren kısmına gelelim. Televizyon tutarlılık ve doğruluğu bir arada barındıran inanç dünyamızdan farklı olarak; pek çok kanalı ve programıyla pek çok yanlış ve eksik bilgi, pek çok yanlış inanç, tutum ve davranış içeren; bir bütün olarak ele alınmak istenirse kendi içinde tutarlılığı ve bütünlüğü olmayan tam bir kargaşa ortamıdır. Televizyonun insanlara çoğu zaman difüzyon yoluyla ilettiği tüm bu kodlar kişiyi hem cemiyetinden, hem kendi tutarlı iç dünyasından, hem gerek kendine ait gerek cemiyetinden kazandığı inanç ve alışkanlıklarından koparmakta; cemiyet içindeki uyum ve bütünlüğü bozmakta; toplumun işleyişinde aksaklıklar meydana getirmekte, toplum hayatında büyük hatalara ve felaketlere yol açabilmektedir. Televizyonun tutarlılık ve doğruluk niteliğinden mahrum iç dünyası her geçen gün insanlarımızın zaaf noktalarına göre tesir etmekte; milletimizin fertlerini yanlış bilgi ve davranışlara hapsetmekte; ortak kültür, inanç ve yargı dünyamızı parçalamakta ve tuzağına düşürdüğü kişileri bu parçalanmış dünyalarında yalnızlığa itmektedir. Ortak dil, ortak inanç, ortak kültür ve ortak düşünce dünyamızın gittikçe yitirilmesi buna bağlı olarak insanlarımız arasındaki iletişimin gittikçe imkânsızlaşması milletçe ortak bir şekilde hareket edemememize yol açmakta ve bu durum milletimize oldukça büyük bir güç kaybettirmektedir. Bu durum milli ve manevi dünyamız ile derdi olan düşman için büyük bir kazanç haline gelmektedir. Doğru ve iyi olanı anlattığında faydalı olabilecek bu teknoloji, propaganda olgusunun gücünü keşfetmiş kötü niyetli ellerde işte bu şekilde müthiş bir kültürel savaş silahı haline gelmektedir. Bu tehlikenin farkına varan ve tedbirini alan tefekkür sahibi insanlarımız hariç milletimiz bu oyunun bir parçası haline gelmiş, bu gafletinin bedelini ağır bir şekilde ödemiştir ve halen ödemektedir. Bu tehlikeyi idrak edenlerimizin sayısı gün geçtikçe artsa da uğradığımız zararları henüz telafi edebilmiş değiliz. Milletimize ait ortak akıl, ortak dil, ortak din, ortak ahlak ve ortak hareket kabiliyetimiz gittikçe yitirilirken aslında kaybeden milletimizden önce insanımızdır. Çünkü her bireyin müşterek değerler dâhilinde yaşayabileceği bir cemiyete ihtiyacı vardır.

                Cemiyetimizin yani milletimizin müşterek değerlerinde yaşanan yozlaşma sonucu meydana gelen muhabbetsizlik ve sevgisizlik insanımızın yakasına yapışan bir gerçektir. Ve bu gerçek karşısında bizi bu felakete sürükleyen her sebep ile mücadele etmek durumundayız. Aksi halde millet olma vasfını kaybetmiş insanlar haline geleceğiz ki bu koşulda hak bildiğimiz yolu dünyaya hâkim kılmak; dünyanın her yerinde adaleti, güveni, saygıyı ve sevgiyi tesis etmek başarısı bizler için birer hayal haline gelecektir. Çünkü güç birliktedir. Hak yol üstündeki birliğimizi bozmak isteyen; bizi özümüzden, kendimizden, birbirimizden uzaklaştıran bu tehlikeye karşı takınmamız gereken tavır milli bir yayıncılık anlayışı ve bu anlayış çerçevesinde gerçekleştireceğimiz uygulamalardır. Bizim milli yayıncılık anlayışımıza göre televizyon ve diğer kitle iletişim araçları milletimizin ihtiyaçlarına olumlu yönde cevap vermeli, milletimiz için doğru bir bilgi kaynağı olmalı, milletimizin yükselmesine ve refahına hizmet etmeli, milletimizin her bir ferdini birbirine yaklaştırmalı ve ortak bir ülkü etrafında toplamalıdır. Bu ilkeler etrafında şekillenen; dinimiz, kültürümüz ve düşünce dünyamızla uyumlu;insanımıza yeni ufuklar açan bir yayıncılıktan hangimiz rahatsız olabiliriz ki…

                Bu durumda Türk Milliyetçilerine yani bizlere düşen vazife kitle iletişim araçlarının kültürel savaştaki rolünün bir an önce kavranmasıdır. Ardından “Düşmanın silahıyla silahlanınız.” düsturuyla, hak bildiğimiz yol için içinde bulunduğumuz mücadelede bu kültürel savaş silahları bizler tarafından etkin bir şekilde kullanılmalıdır. Bu sürecin ivedi olması milli zayiatımızı en aza indirmek için oldukça hayatidir.