Milletlerarası savaşlar, çok cephelidirler. Bu savaşlar ister açık ister gizli olarak devam etsinler, bu böyledir. Savaşların ekonomik, sosyal, kültürel, politik, askerî ve psikolojik plan ve programlarla idare edildiğini ve topyekûn savaş hüviyetini kazandığını kim bilmez ki…

Güçlü bir millet ve devlet mi olmak istiyorsunuz? Başka bir milletin ve devletin karşısında vakarla ve şerefle ayakta durmak mı istiyorsunuz? Çok güçlü bir ekonomiye, dengeli bir sosyal gelişmeye, milli ve çağdaş ihtiyaçlarınıza cevap veren bir kültür ve medeniyet seviyesine, tarihinize, ülkülerinize ve jeopolitiğinize aykırı düşmeyen şahsiyetli bir iç ve dış politikaya, kendi silahını bizzat kendisi yapan, modern, disiplinli, milli ve çağdaş ihtiyaçlara uygun olarak teşkilatlanmış bir askeri güce, ülkedeki ve dünyadaki gelişmeleri günü gününe takip eden, millî bütünlüğü ayakta tutan, kitleye huzur, güven ve şevk veren bir basın ve yayın politikasına ulaşmak zorundasınız.

Günümüzde, teknolojik gelişmeler sebebiyle savaşlar, hem korkunç bir hüviyet kazanmış hem de güçleşmiştir. Tahrip gücü yüksek ve öldürücü silahların bütün insanlığı tehdit ettiği yeni bir devir açılmış bulunmaktadır, insanlar bu gelişmeler karşısında “ savunma blokları” meydana getirmek suretiyle korunmak istemektedir, “Doğu Bloğu”, “Batı Bloğu” ve “Bloksuzlar Bloğu” böyle bir tehlike vasatında “ savunma” zarureti ile doğmuş bulunduklarını iddia ediyorlar.

Bununla beraber “savaş” durmuş değildir. Belki karakter değişmiştir. Bloklaşmalara yön veren muhtelif renkteki süper devletler, geliştirdikleri yeni stratejiler ile milletleri ve devletleri içten vurmak yolunu tercih etmektedir. Yani günümüzde korkunç denecek ölçüde geliştirilmiş maddî savaş vasıta, teknik ve silahları yanında, milletleri ve devletleri içerden çökerten, iç savaşlara, anarşi ve huzursuzluklara düşüren soğuk savaş teknikleri, vasıtaları ve kadroları da oluşturmaktadırlar. Hatta denebilir ki, günümüzde soğuk savaş, sıcak savaştan çok daha fazla önem kazanmış bulunmaktadır. Dikkatlerin atom bombasına, hidrojen bombasına, nötron bombasına çekildiği bu devirde gerçekte milletleri ve devletleri harap eden başka güçlerdir. Süper devletlere veya onlara paravan olan peyk devletlere ait istihbarat örgütleri, yabancı ajanlar ve yeni işbirlikçileri, propagandistler, sabotörler, ajan okulları ülkelerin sosyal, kültürel, ekonomik ve politik hayatını allak bullak etmektedir. Bilhassa fukara milletler, Asyalı, Afrikalı, Orta Doğulu ve Güney Amerikalı ülkelerde başarı ile yürütülen bu soğuk savaş taktikleri milyonlarca insanın ızdırap çekmesine sebep olmaktadır. Yine üzülerek belirtelim ki, kapitalist ve komünist emperyalizme liderlik ve öncülük eden süper devletler, bu oyunlarını daha çok Türk ve İslam dünyası üzerinde yoğunlaştırmış bulunmaktadırlar. Bu sebepten güçlü bir tarihe, zengin ve köklü birer medeniyete ve çok hayatî tabiat imkânlarına sahip bulunan Türk ve İslam dünyası, bir türlü kendini toparlayamamaktadır. Aksine kendi yurdunda ve zengin imkânlar içinde aç ve sefil yaşamakta, anarşiye yuvarlanmakta, iç savaşlar ve ihtilâller ile kendini mahvetmekte ve böylece ebedi sömürge olma statüsünü korumaktadır. Kim ne derse desin, milletler arası savaş çok acımasızca devam etmektedir.

Rengi ve makyajı ne olursa olsun, emperyalizm, milletleri ve devletleri içten vurmak demek olan soğuk savaşı bir ilim haline getirmiş, gerekli kadrolarını hazırlamış, tekniklerini geliştirmiş ve teşkilatını en sağlam biçimde kurmuş bulunmaktadır ve böyle bir savaşa karşı hazırlıklı olmaya devlet ve milletleri lokma lokma ederek yutmaktadır.

Türk İslam Ülküsü 1, Sayfa 225-226