Ergenekon yurdunda Oğuz oğlu Kurt Çine derler bir yiğit vardı. Her gün alar sabah yatağından doğrulur, okunu yayını, çıdasını alır, kılıncını hamayıl kuşanır, kurt avına giderdi. İz sürmede, sarp dağlara tırmanmada, Ergenekon yurdunda ondan ileri kimse yoktu. Günlerden bir gün, yine alar sabah yerinden doğruldu, soylu atına binip Ergenekon yurdunu çepeçevre saran geçit vermez yüce dağların eteklerine doğru sürdü gitti. Ol ulu dağların eteklerinde atını bir ağaca bağladıktan soma, başı dumanlı geçit vermez, yüce dağlara baktı baktı, görelim ne söyledi:

“Dağlar dağlar yüce dağlar,

Boz yeleli kurt hakkı için

Suları gür koca dağlar

Sığmaz olduk bu illere

Geçen olsam yolun hanı

Türk budunu hakkı için

Söyler olsam dilin hanı

Geçmeğe yol ver yüce dağlar.

Temren bakışlı şahin hakkı için” deyip, kesti. Yücelere doğru tırmanmaya başladı. Nihayet dumanlı dorukların birine vardı. Bir de baktı ki, biraz ilerde gök yeleli, ateş bakışlı, bir kurt ona bakıp durur. Sadağından bir ok çekip yayının tozuna yerleştirdi, gezledi ama çekemedi. Cıdasına davrandı atamadı. Kılınç çekip hamle denedi olmadı, bu kurt başka kurttu. Onu vurmak gelmiyordu içinden. Kurt göz kırpmadan ona bakıyordu. Kurt Çine burada kurda söylemiş, görelim ne söylemiş? :

“Yamacımda mayıl mayıl bakan kurdum

Ne bakarsın?

Boz yelen atamın sakalına benzer

Ne bakarsın?

Keskin gözlerin kardaşımın gözüne benzer

Ne bakarsın?

Seni vurmaya elim varmadı

Kötü söylemeğe dilim varmadı

Dosttan daha yaman bakarsın

Sen nice kurtsun değil bana

Kazam belâm dokunur bugün sana.”

Kurdun dili yok ki, nasıl söylesin. Geri dönüp, yavaş yavaşladı. Kurt Çine de onu izleyip gitti. Bir müddet gittikten sonra, önüne vardılar. Boz yeleli kurt buradan içeri girdi. Kurt Çine mağaradan içeri baktı ki, zifiri karanlık, biraz düşündü. «Acep içerde ne ola?» dedi. Sonra Adı güzel Muhammed’e salavat getirdi, kara pulat öz kılıncını sıyırıp, mağaradan içeri daldı. Zifiri karanlık içinde el yordamı ile ayaklarını sürüterek bir zaman gitti. Gittikçe, içeri daha da aydınlık oldu. Önünde giden kurdu da görmeğe başladı. Sonunda mağaranın bir ucuna varıp dışarı çıktılar. Kurt burada ona dönüp bir daha baktı, sonra gözden kayboldu. Kurt Çine aşağılara baktı ki, uçsuz bucaksız bir ova uzanıp gider. Güzel ırmaklar, ağaçlar, yeşillikler içinde eşsiz bir ova. Anladı ki yıllar yılı geçit vermeyen dağların ötesine gelmiştir. Hakana haber vermek için hemen geri döndü.

At ayağı külük, ozan dili çevik olur. Kurt Çine Hakanın huzuruna Çapar yetti. Atından inip, dokuz kere yer dizledi. Burada söylemiş, görelim ne söylemiş:

“Kargı çekip sançamadım

Kara pulat öz kılıcımla kesemedim

Yelesi atamın sakalına benzerdi

Gözleri kardeşten dostça bakardı

Doruklara doğru sürdü gitti

Sonra bir mağaraya yetti

Ben de girdim arkasından

Bir geçilmiş meğer bu yol

Türk kurtulacak yasından

Dağların ardında bir sonsuz ova

Hakanını kollarını sıva

Çıkalım Ergenekon’dan

Öç alalım düşmandan”

Böyle deyince Türk Hakanı çok sevindi, kurt çineye alkış verdi, onu kutladı. Ona beğlik verdi, tuğ verdi.   Sonra Türk budununu bu geçitten çıkarıp, geniş topraklara kavuşturdu. Eski düşmanlarla cenk ettiler, onlara diz çöktürdüler. Bütün acuna dağıldılar. Töre bellettiler, yiğitlik bellettiler, uygarlık bellettiler: Dedem yağmur geldi boy boyladı, soy soyladı, bu boy ülkücülerin boyu olsun dedi. Yöm vereyim Hânım:

Yüce dağlar geçit versin

Türklük ereğine ersin

Yol gösteren kurtların eksik olmasın

Yurduna hainler dolmasın

Ülkü uğrundu yaman yürü

Ey Turan’ın Yiğit eri

Ayrı kalmış Türk illeri

Seni bekler yıllar beri

Bileğin aklın güçlü olsun

Büyük cengin Uytun bulsun  (***)

 

(*) “Oğuzoğlu Kurtçine Boyu” adlı yazıya ulaşmamızı sağlayan İbrahim Metin’e teşekkür ederiz.

(**) Dede Yağmur mahlası Dilaver Cebeci’ye aittir.

(***)  Uytun bulsun: Kutlu olsun, mübarek olsun.