BİTMEYEN QARA AYLARDAN BİRİ: QARA FEVRAL

“Ben Hocalı, ben Türkün modern çağdaki yası,
Mahzun Azerbaycan’ın bir mazlum coğrafyası.
İslam düşmanlığının tekrar azdığı yerim,
Ben tarihin tarihi noksan yazdığı yerim.”(1)

Tarihin noksan yazıldığı tek yer değildi elbette Hocalı. Nerede bir Türk nerede bir Müslüman katledilse noksan yazılırdı tarih. Tarihlerin neyi gösterdiği veya neyi yazdığı bazı vakaların acısını, yürek yangınını söndürmez. Nasıl ki evlâdını kaybeden bir ananın acısı hiç tükenmez bizler için de Hocalı Katliamının ateşi üzerinden kaç yıl geçerse geçsin sönmez. Hocalı Katliamının üzerinden 27 yıl geçmiş olsa da bizler her yıl bıkmadan usanmadan bu acıyı taze tutmaya çalışacağız.  613 kişi katledilirken susan dünya katliamın üzerinden yıllar geçince mi hakkımızı savunacak? Tabii ki hayır. Bu nedenle biz bize yapılan zulmü unutmamalıyız. Bu acıyı bizzat yaşayan tanıklar halen hayatta iken, bizler bu tanıklardan olayları dinlerken, bilmeyenler ve gelecek nesiller Hocalı Katliamını bizlerden dinlerken dünyanın kabullenmek istemediği bu soykırımı haykırmaya devam edeceğiz. Bu soykırım tarihin karanlık devirlerinde ya da yüz, iki yüz yıl önce değil daha 27 yıl önce meydana gelmişken buna duyarsız kalanlara her yıl tokat niteliğinde cevaplar vermek zorundayız.

İnsanlar bazı bilgileri ne zaman, nasıl ya da kimden öğrendiğini hatırlayamazlar. Dünyada nerede bir Türk varsa onunla ilgilenmeli, onların dertleri ile dertlenmeliyiz diyen bir fikrin savunucuları olarak, Hocalı Katliamı hakkında bilgilerimiz de sanki doğuştan beynimize kazınmıştır. 1991 yılında büyüklerimiz olayın yaşandığını medya yolu ile bizzat takip ederken, o yılları hatırlamayacak kadar küçük olanlarımız ya da doğmamış olanlarımız her şubat ayında bir şekilde Hocalıda olanlar hakkında bilgi sahibi olurlar. Her yıl şubat ayında Ermenilerin Türklere yapmış olduğu işkencelerin insanlık dışı görüntülerin tekrar tekrar gösterilmesi gelecek nesillerin millî şuurla yetişmesinde çok önemli yer tutar.  25 Şubatı 26 Şubata bağlayan geceyi yaşayanlar ile görüşmeler yapılır, bunlar kayıt altına alınır ve gösterilir. Bunları her yıl dinlediğimizde, izlediğimizde ya da okuduğumuzda içimiz parçalanır, boğazımıza gözyaşları düğümlenir, düğümlenir ve en sonuna gözlerimizden boşalır. Bu katliam soykırım olarak kabul edilse de edilmese de bizim için şubat ayı da tıpkı ocak ayı gibi karadır. Yani “Qara Fevral”dir. Türk tarihinde Türklerin maruz kaldığı haksızlık, zulüm, işkence ve katliam o kadar fazladır ki yılın on iki ayına “Qara” sıfatını eklesek abartmış olmayız. Dünyanın farklı yerlerinde farklı güçler tarafından yapılan bu zulümleri anlata anlata koca bir yılı tamamlayabiliriz. Hocalı Katliamının bu kadar can yakıcı olması ise bu kadar yakın tarihte olup görmezden gelinmesi, Ermenilerin insanlıktan çıkmış alçakça davranışına göz yummak olsa gerek.

Dünyanın göz yumduğu bizim ise her yıl andığımız Hocalı Katliamı nedir? 25 Şubatı 26 Şubata bağlayan o gece Dağlık Karabağ Bölgesinin Hocalı kasabasında neler olmuştu? Olayların arka planında neler vardı? Bunları her yıl okusak da dinlesek de yine yeniden dile getirmek zorundayız. O gecenin tanıklarından Dürdane Ağayeva, Hazangül Emirova, Firuze Bineliyova’nın ortak ifadelerine göre aslında Ermeniler her gece yağmur gibi ateş açıyorlardı. Onların ise sığınakları bu yüzden her daim hazırdı. Oradaki yüzlerce Türk 25 Şubat gecesini de yine böyle sıradan bir ateş yağmuru sanmışlardı fakat öyle değildi. Ermeniler o gece 83’ü çocuk, 106’sı kadın ve 70’ten fazlası yaşlı olmak üzere 613 kişiyi katlettiler. 1275 kişi rehin alındı, 155 kişiden halen haber alınamamakta ve 487 kişi de yapılan işkenceler sonucu engelli hale getirildi. Ermeniler ile Azerbaycan arasındaki savaşın ilk yıllarında yaşanan bu olay Ermeni canilerin gözlerinin ne kadar dönmüş olduğunu gösterir. Bu savaş 1991’in sonlarında başlayan Dağlık Karabağ Savaşıydı. Savaşın sebebi ise Dağlık Karabağ Bölgesinin Ermenistan’a bağlanmak istemesine Azerbaycan’ın haklı itirazıydı. Dağlık Karabağ Bölgesindeki Türklere oy kullandırmadan yapılan referandum sonucu Dağlık Karabağ Bölgesi Azerbaycan’dan ayrılma kararı aldı. 6 Ocak 1992’de Dağlık Karabağ Cumhuriyeti resmen ilan edildi. Bu cumhuriyeti Ermenistan dâhil hiçbir ülke tanımadı. Bu gelişmelerle 1991 yıllarının sonlarında savaş başladı ve 1994 yılına kadar devam etti. Hocalı Katliamı ise 25 Şubat 1992 yılında meydana gelmiştir. Hocalı katliamı için Karabağ Savaşında Ermeni güçlerin komutanı olan Monte Melkonyan: “ Stratejik olduğu kadar öç alma eylemidir.” der.  Azerbaycan Cumhuriyeti başkonsolosu Masim Hacıyev: “Soğuk savaş sonrası ilk katliamdı.” ifadesini kullanır.  Amerikalı gazeteci Thomas Goltz ise bölgede yaşayan Azerbaycan Türklerine karşı toptan imha amacı taşıdığını, o nedenle apaçık soykırım olduğunu ilk günden yazmıştır.

Olayın üzerinden bugüne değin 15 ülkenin parlamentosu ve ABD’nin 16 eyaletinin meclisi soykırımı kabul etmiştir. Bu sayı elbette ki çok yetersizdir. Ermeniler 1915 iftiralarını daha fazla ve daha güçlü devletlere kabul ettirirken biz gerçek olan bir soykırımı sadece 31 meclise kabul ettirebilmişiz. Günümüzde Karabağ sorunu çözüme kavuşmamıştır. Bu sorunun devam etmesinde Ermenistan’ın siyasi tutumu oldukça etkilidir. Sorunun diplomatik yollarla çözülememesinin sebebi Ermenistan’ın bağımsız siyaset yapamamasından kaynaklanmaktadır. Azerbaycan’ın tüm yaşadığı haksızlığa, Ermenistan’ın zamana zaman ateşkesi ihlal etmesine rağmen ılımlı bir tutum sergilediği herkesçe malumdur. Sorunun 27 yıldır çözülememesi anlaşmayı iyice çıkmaza sokmuştur. Sorunun çözümü için başka devletler de aracı olması da çıkar çatışmalarını alevlendirmektedir. Ermenistan yönetiminin aksine Azerbaycan yönetimi bölgede istikrar sağlayacaktır. Bunu Türk milletinin şanlı tarihine bakarak tarafsız bir tutumla söylemekteyiz. Türklerin yönetim anlayışında adalet olmazsa olmazdır bunu bütün dünya bilmektedir. Sorunun Azerbaycan lehine çözülmesi için Türkiye Cumhuriyeti de üzerine düşeni yapmak zorundadır. Bizler her zaman bir millet iki devlet anlayışı ile Karabağ Sorununa yaklaşacağız. Hocalı Katliamı ve Ermenilerin yaptığı vahşeti gözler önüne sereceğiz.

İşte o vahşetten bazı örnekler… Aylardır abluka altında olan Karabağ’da sıradan bir mermi yağmuruna tutulduklarını sanan 3 bin Türk,  hamile bir kadının karnı yarılarak bebeğinin yerine kocasının kesik kafasını koyacaklarını aklının ucuna bile getiremezdi. Bunu insanlıktan az da olsa nasibini almış hiç kimse aklına getiremezdi.  Cesetlerin içinde canlı olanların farkına varan Ermeni askerinin bütün cesetleri(!) ateşe vermesi de insan vicdanının alamayacağı başka bir durumdu. Derisi yüzülmüş kafalar, tırnakları sökülmüş kadın, çocuk ve yaşlılar… Karabağ ve Agdam arasındaki 12 kilometrelik mesafe doğal bir morg görünümündeydi. Olayı belgelendirmek isteyen gazetecilerden biri donup kalmış işkence ile öldürülmüş cesetlerin fotoğrafını çekemez hale gelmişti. Ermenilerin bu zulmüne modern dünya, barış ve insan haklarının biricik savunucularının(!) sesi çıkmamıştır. Bu vahşeti yapanlar gazetecilere kahramanlık pozları vermiş, bazıları Ermenistan devleti tarafından ödüllendirilmişti. İşlenen insanlık suçları bir terör örgütü tarafından değil Rusya destekli Ermenistan devlet terörü tarafından işlemişti. Bir gecede 613 sivilin öldürülmesi tarihin tozlu sayfalarında bırakılmamalı ve hesabı sorulmalı. O hesabın sorulacağı günü iple çekmekteyiz.  O gecenin ve nicesinin hesabını bizden öncekiler soramadı, bizler ve ardımızdan gelen nesiller bu hesapları kapatmak için yetişeceğiz. Bizler yetişene kadar hesaplar kapanmazsa hesapları görmek bizim boynumuza borç olacaktır.

Hocalı kasabasında şehit olan millettaşlarımızı, yüreğimiz kan ağlayarak, boynumuzu bükerek, yüzümüz kızararak bir kez daha rahmetle anıyoruz. Allah rahmet eylesin.

KAYNAKÇA

(1) http://edebice.net/2017/03/01/hocali-soykirimi-odullu-siir-yarismasi-sonuclandi/ Seyit Osman Akyüz

Benzer yazılar