RUMELİ’DE BİZDEN NE KALDI?

Hasip SAYGILI

Değerler üzerinden hamaset yaparak göz ve gönül yoran, insana hiçbir şey kazandırmayan kitapların arasına bu bahar cemre gibi düştü Hasip Saygılı’nın “Rumeli’de Bizden Ne Kaldı?” adlı eseri. Suya sabuna dokunan yazılarıyla hem geçmişin hem bugünün bir hesabını yapan yazar, geleceğe dair ümitlerini ve ümitsizliklerini de dile getiriyor.

Hasip Saygılı bu eserinde Kosova’da görev yaptığı yıllardaki gözlem ve tecrübelerini okura aktarıyor. Bunları yaparken haklıyı ve haksızı yer yer isim de vererek gösteriyor. Kitabı en akıcı kılan yanlarından biri yazarın bizzat yaşadığı anekdotları yerli yerinde aktarması ve anlattığı olaylara ilişkin bilgi ve belgeleri de kitapta paylaşması. Eser, Rumeli konusunda hiç fikri olmayan birini bile bilgilendirebilecek ölçüde anlaşılır şekilde yazılmış.

Sayın Hasip Saygılı’nın görev yaptığı yıllarda edindiği izlenimlerden yola çıkarak çizdiği manzara üzücü ve utanç verici. Kendi talihine terk edilmiş Osmanlı yapıları, yıkılan, yok edilen cami ve çeşmeler, harap haldeki mezar taşları, bakımsızlıktan viraneye dönmüş türbeler… Hiç de iç açıcı bir manzara değil. Bunlara karşın emekli olmayı dilerken Balkanlara gönderilen yazarın bu manzarada gücü yettiğince bir şeyleri değiştirme çabası insana umut ve gurur veriyor. Yazarın bahsettiği bu harap haldeki türbelerden biri Suzi Çelebi’ye aittir. 16. yüzyılın eğitimci, asker, şair, tarihçi ve kadısı Suzi Çelebi’nin bir beytini aktarır ki Türklüğün manifestosu denilse yeridir: Türk azdır diye bulma bahane/Odun bir şulesi besdir cihane (s.77) Türk devletinin ve milletinin tarihi mirasına sırt çevirişi bunlardan ibaret de değildir. Bugün sokakta herhangi bir vatandaşa Kosova Savaşının muzaffer padişahı sorulsa adını bilecek insan sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Bunlardan kaçı onun savaş meydanında kendisine etek öpmek hilesiyle yaklaşan bir Sırp tarafından hançerlenerek şehit edildiğini bilir, meçhul. Ama yazarın söylediklerinden anlıyoruz ki bizim mutlak bir sukut ve unutuşla tarihe gömdüğümüz bu olay ve kişiler orada hala yaşatılmaktadır. Hala Sultan Murat ve Kosova Savaşının kurucu bir rolü vardır. Özellikle Kosova’da bulunan kışlaya Sultan Murat adının verilmesinden rahatsızlık duyan bir keşişle (Peder Ksenofont) Sayın Hasip Saygılı’nın mektuplaşmaları dikkate değer bir vakıadır. Hatta öyle inanıyorum ki bundan yıllar sonra konu üzerinde çalışma yapacak akademisyenler tarihi birer kaynak olarak bu mektuplardan faydalanacaktır. Yazar bu mektubu paylaşarak büyük bir hizmet veriyor, adeta “Türk olduğunu sen unutsan onlar unutmaz” diyor. Sultan Murat’ı haince şehit eden Miloş Obiliç’in adının Kosova’da cadde ve meydanlara verilmesi ise bir başka faciadır. Hatırlatmak gerekirse bu ismi çok yakın zamanlarda yeniden duymuştuk. Yeni Zelanda’daki terörist cami saldırısında, saldırıyı gerçekleştiren caninin tüfeğine kazınmış isimlerden birisi Miloş Obiliç idi. Benzer şekilde Bulgarların da 1876 isyanına anlam yüklediklerini, bu şekilde Türk nefreti üzerinden bir kimlik kurduklarını açıkça ifade ediyor yazar. Bu eseri her Türk genci okumalı ve uzun uzun tefekkür etmeli. Yazar eserinde can alıcı bir alıntı yapıyor Erich Fromm’dan: Tanrısız din olabilir, ama şeytansız bir din mümkün değildir. (s.172) Eserde aktarılan anekdotlardan görüyoruz ki Balkanların ötekisi Türk’tür. Türk olmasa kendilerine bir kimlik, benlik biçemeyecek topluluklar Türk’ü iblis belleyerek devlet, millet inşa etmeye çalışıyor. Eserin bir diğer iç burkan yönü ise Rumeli Türklerinin hali. Yazarın anlattıklarından görüyoruz ki orada yaşayan Türkler de çoktan tarihi miraslarına yüz çevirmiştir. Yaşama ve yaşatma gayretleri bulunmamaktadır. Ellerini taşın altına koymak, mücadele etmek, hiç değilse mücadele etmiş olanların hatırasını yaşatmak azminde değillerdir. Korkarım, böyle devam ederse Rumeli’de bizden pek bir şey kalmayacaktır.

Şimdi eserin adından mülhem bir başka soru sormak istiyorum. Rumeli’den bize ne kaldı? Şanlı zaferler, büyük fetihler, ihya, inşa… Acı, ıstırap, zulüm, ihanet, çile, göç, zulüm ve yine zulüm. Balkanlar’ın hatırasını silerek, unutarak, görmezden gelerek yaşayabilir miyiz? Balkanlardan bize hiçbir şey kalmamış gibi davranabilir miyiz? Biz öyle yapsak yarın ruz-ı mahşerde hesap verebilir miyiz?

Kaynakça

SAYGILI, Hasip, Rumeli’de Bizden Ne Kaldı?, İlgi Kültür Sanat Yayıncılık, 2019,İstanbul, 248 s., ISBN: 978-605-2022-90-0.

 

Benzer yazılar