YUNAN RÜYASI – TÜRK KÂBUSU

5
(1)
YUNAN RÜYASI – TÜRK KÂBUSUEmrah Varol

Cumhuriyetimizin kuruluşunun 102.yılını kutladığımız bu günlerde, Cumhuriyet’e giden yolun taşlarının döşendiği Millî Mücadele ile ilgili çok ilginç bir kitap okudum. İlginç diyorum çünkü Millî Mücadele’mizin karşı tarafında yer alan Yunanistan’da yaşananlarla ilgili şimdiye dek bir bilgiye sahip olmadığımı gördüm. Biz Millî Mücadele’nin her safhasını en ince ayrıntısına kadar okumuştuk. Mustafa Kemal’den, Kazım Karabekir’den, İsmet İnönü’den, diğer paşaların anılarından ve tarihçilerin anlatımlarından Millî Mücadele esnasında hangi tepede, hangi meydanda neler olduğunu biliyorduk. Ancak bunun bir de tam tersi vardı. Megali İdea (Büyük Ülkü) diye diye neredeyse tüm Anadolu’yu işgale kalkışan bir Yunanistan gerçeği vardı. İşte bu gerçekten yola çıkan İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi Esra Özsüer, Türklerin Millî Mücadele, Yunanların “Küçük Asya Felaketi” dediği dönemi en ince ayrıntısına kadar Yunan belge ve bilgileriyle kitaplaştırdı. İsmini de “Megali İdea-1821 Mora İsyanı’ndan 1922 Küçük Asya Bozgunu’na” koydu.

Bu yıl içinde, atalarımın mübadele yolculuğunu anlattığım Vatanı Yüreğinde Taşıyanlar kitabı için Yunanistan ve dönemle ilgili çokça kitap okumuş biri olarak bu kitap adeta can suyu gibiydi. Kitabın ithaf kısmı başlı başına yüreklere dokunuyordu. “Gazi Mustafa Kemal Atatürk, silah arkadaşları ve aziz şehitlerimiz bilinmeyen Türklere…”

Mora’dan başlayan ancak kökleri çok daha eskilere dayanan Yunan Megali İdea’sının tüm kodlarına girmiş yazar Esra Özsüer. Türklerin yönetimi altında 500 yıl yaşamış Yunanların, Mora’dan itibaren her kazanım elde ettiğinde daha fazlasını istemesinin altında “Büyük Yunanistan” fikrini görüyoruz. Türkleri “barbar, kaba” insanlar olarak niteleyen Yunanlar, onlardan kurtulmak için hep bir çaba içindeler. Bunu yaparken de başta İngiltere olmak üzere dönemin egemen güçleri tüm güçleriyle hep arkalarında…

Hasta adam diye niteledikleri Osmanlı Devleti’nden, Türklerden intikam almak için çabalıyorlar sürekli. Bu yüzden toplumun tüm katmanlarına sirayet eden “Megali İdea” fikirleriyle birlikte Balkan Savaşlarında akıllarına bile gelmeyen bir başarı elde ediyorlar. Bir anda Selanik başta olmak üzere çok fazla toprak sahibi olan Yunanistan’ın burada durması beklenirken Anadolu’ya, İstanbul’a doğru hamle yapıyorlar…

Beni kitapta şaşırtan kısım, Yunanistan’ın savaşın hiçbir döneminde tek ve organize şekilde hareket etmemesi oldu. Venizelos ve Kralcılar diye ikiye bölünen Yunan toplumu bu durumdan hiçbir zaman çıkamıyor. Orduya da giren bu ayrım savaşın her alanında Yunanistan’ı geriye bırakan bir unsur olarak ortaya çıkıyor. “Ulusal bölünme” dedikleri bu süreç orduda, siyasette, toplumda her alanda kendisini gösteriyor. Venizelos devletin başına geçince kralcı askerler, Kral Konstantin başa geçince Venizelosçu askerler sıkıntı çıkarıyor.

Yunanistan’ın ekonomik darboğazdan çıkamaması da detaylıca inceleniyor kitapta. Avrupa ülkelerinden sürekli kredi almak zorunda kalan Yunanistan’ın bu durumu, her geçen gün kendisini uçuruma sürüklüyor. Avrupa’ya bağımlı hale gelen Yunanistan’ın kendi başına karar alma süreci her geçen gün daha da kısalıyor.

Yine bu dönemde Yunanistan için çok önemli bir figür olan Venizelos’un seçimleri kaybetmesi ülkeyi bir kez daha karıştırıyor. Zaten ekonomik ve sosyal olarak bir arada duramayan Yunanistan, Venizelos’un kaybının ardından çok farklı yerlere savruluyor. Anadolu’daki Küçük Asya Ordusu artık zaferin geleceğine inanmamaya başlıyor. Yunan askerinin Megali İdea’sı Anadolu’nun ortalarında her geçen gün sönmeye başlıyor. Burada üzerinde durulması gereken mevzu ise Mustafa Kemal Atatürk’ün bu dönemde uyguladığı doğru zamanı beklemek üzere gösterdiği sabır. Yunanistan’ın her geçen gün motivasyonunun düştüğünü gören, hatta uçaklardan Yunan askerinin üzerine “Anadolu’daki savaşı bitirin ve ailenize, sevdiklerinize kavuşun” diyerek yazılar atan bir Mustafa Kemal’den bahsediyoruz. Taktiksel geri çekilmeler, Yunan ordusunun ana karargâhı ile arasının açılmasını beklemek, kış aylarında Yunan ordusunun zorlanmasını sağlamak gibi Mustafa Kemal’ce çözümler de yine kitapta detaylıca anlatılmış.

Kitapta dikkatimi çeken diğer bir konu da Yunan din adamlarının tavırları. İzmir Metropoliti (bizdeki müftüye eşit) Hrisostomos Kalafatis’i bir askerden, bir siyasetçiden çok daha radikal eylemler içinde görüyoruz. İzmir’e çıkarma yapan Yunan ordusunu, “Kurtarıcılarımız yarın şehre gelecektir. Yaşasın milletimiz’’ diyerek karşılayan ve karşılatan Metropolit daha sonra da Türklere karşı olan tavır ve eylemleriyle adeta Yunan ordusunun bir generali gibi mücadele ediyor. Bu mücadelesiyle savaşın farklı yerlere sıçramasına da sebep oluyor. Köyler yakılırken, tecavüzler yaşanırken sesini çıkarmayan bu metropolit ve diğer din adamlarının Yunan ordusuna büyük desteği gözden kaçmamalı ve üzerinde çokça düşünülmeli.

Yunan’ın sürekli gördüğü İstanbul rüyası, Ayasofya hayali de kitapta bolca işleniyor. Yunanistan’da çıkan gazetelerde Yunan ordusunu Ayasofya’da gösteren fotoğraf ve karikatürler, Yunan toplumunu motive etmeyi amaçlıyor. Bu motivasyon için özellikle Atina gazeteleri yıllarca yalan haberler yapıyor. Küçük Asya Ordusu’nun moralinin çok yerinde olduğunu, Ankara’ya yürüdüğünü, Mustafa Kemal’i ele geçirdiklerini ve daha birçok yalan haberle Yunan toplumunu ayakta tutmaya çalışıyor ancak gerçeklerin hiç de öyle olmadığını halk görüyor.

Yunanistan’ın İzmir’e doğru çekilişi ve Türk ordusu gelmeden 8 Eylül’de birçoğunun Anadolu’yu terk etmesi de kitapta dikkat çeken kısımlardan. Özellikle Anadolu’da zulmedenlerin gelen ilk gemilerle kaçması, askerlerin üst komutanlarını adeta ezerek gemilere akın etmesi, halkın ne yapacağını bilmeden hareket etmesi yaşanan işgal yıllarının Yunan’a faturası olarak kitapta yer buluyor.

Kitap tam 957 sayfa. Okurken beni çok farklı duygu ve düşüncelere sürükledi. Yunanistan’ın doymak bilmeyen iştahı ve emperyalistlerin maşası olarak Anadolu ve Trakya’da yaptıklarının bu kadar detaylıca öğrenmek benim için çok önemliydi. Millî Mücadele’mizin kıymetini daha iyi anladım. Yıllardır savaş kaybeden, geriye çekile çekile adeta ölüme mahkûm edilen koca bir milletin nasıl ayağa kalktığını görmek kıymetliydi. Yapılan hataları, ihanetleri, dostluğu, düşmanlığı görmek ve bunu tecrübelerimize katmak önemli. Hayat devam ettikçe yeniden yaşanacaklar karşısında az da olsa geriye bakmak bizi çok ileriye taşıyabilir.

Yazımı Esra Özsüer’in kitabın sonunda yazdığı cümlelerle bitirmek istiyorum:

‘’Yunan ordusunun Küçük Asya Seferi olarak adlandırılan işgal döneminde ilk propaganda amaçlı filmi ‘Yunan mucizesi’, son sahnesinde Küçük Asya Ordusu’nun Ankara’ya temsili girişi ile sonlandırılacaktı. Ancak yarısına kadar çekilen bu kurgu filmi, Yunan ordusunun 1922 yılında Küçük Asya Bozgunu’nda yaşadığı hezimet ile senaryoda istenilen sona ulaşamamış ve tamamlanamadan yarıda bırakılmıştı. Zira ne senarist ne de oyuncular platonun tarihleri boyunca bağımsızlıkları için mücadele eden usta savaşçılara ait olduğunu hatırlamak istememişlerdi.

O film Türk’ün toprağında hiç tamamlanamadı.’’

Tamamlanamayacak!

Bu yazı ne kadar faydalıydı?

Puan vermek için bir yıldıza tıklayın!

Ortalama puan 5 / 5. Oy sayısı: 1

Henüz oy yok! Bu yazıyı ilk siz değerlendirin.

Bu yazıyı faydalı bulduysanız...

Bizi sosyal medyada takip edin!

Bu yazının sizin için faydalı olmamasından dolayı üzgünüz!

Tell us how we can improve this post?

Yorum bırakın