HAÇLI SEFERLERİ BİTTİ Mİ?

5
(2)
HAÇLI SEFERLERİ BİTTİ Mİ?Zişan Nazire Kınalı

Kılıçlar sustu ama zihinlerdeki savaş hâlâ sürüyor…

Tarih; yalnızca kralların, taht kavgalarının, orduların, meydan savaşlarının ya da imparatorlukların yükselişlerinin hikâyesi değildir. Aynı zamanda inançların, fikirlerin ve medeniyetlerin görünmeyen cephesidir. Haçlı Seferleri ise bu cephenin en kanlı, en örgütlü ve en derin iz bırakan örneklerinden birini teşkil eder. “Haç” sembolünü göğsüne işleyen orduların Avrupa’dan kalkıp Doğu’ya doğru yürüyüşü, iki yüzyıl boyunca yalnızca toprakları değil, bütün bir coğrafyanın kaderini ateşe sürüklemiştir.

İsmini savaşçıların elbiselerine işledikleri haçtan alan bu seferler, Avrupa’dan Levant’a kadar uzanan geniş bir hattı kan gölüne çeviren büyük askerî hareketlerdi. Fakat bu seferler sadece din çağrısına uyan masum şövalyelerin “kutsal yürüyüşü” değildi; siyasetin, ekonomik çıkarların ve Batı’nın yüzyıllar boyunca değişmeyen hükmetme arzusunun örgütlü bir hamlesiydi.

1096 yılında Papa II. Urban’ın Clermont Konsili’nde yaptığı çağrıyla başlayan seferler, görünüşte Kudüs’ü “kurtarma” amacını taşımaktaydı. Haçlı Seferlerinin gerçek yüzünü anlamak, tarihin yalnızca kanlı meydanlarını değil, devletlerin zihnî dünyasını da çözmektir. Batı dünyası yüzyıllar boyunca bu seferleri “dinin çağrısına uygun masum şövalyelerin kutsal görevi” gibi gösterdi. Oysa Haçlı Seferleri kutsallığa sığınıp siyasetin, ekonomik aç gözlülüğün ve medeniyet rekabetinin kılıfı haline getirilmiş, yayılma hırsıyla yoğrulmuş büyük bir teşebbüstü. Görünen sebep başkaydı, görünmeyen bambaşka.

Görünürdeki sebep basitti: Kudüs. Kilisenin tek bir hamlesiyle Avrupa’nın geri kalmış feodal kitleleri ateşe sürüklendi. O dönemde Avrupa’da yoksulluk, toprak darlığı, derebeylerin bitmek bilmeyen kavgaları, halkın dinî korkularla kilise tarafından sindirilmiş ruh hâli vardı. Papalık bu kaotik ortamın üzerine bir de “günahların affı” yani endüljans vaatlerini ekleyince kitleler neredeyse hipnotize edildi. Böylece yüz binlerce insan, ileri teşkilatlı bir düzeni, eğitimli bir yönetim mekanizmasını ve kültürü temsil eden Türk-İslam dünyasına karşı ilerlemeye başladı.

Fakat mesele Kudüs’ün anahtarından ibaret değildi. Asıl amaç Doğu’nun zenginliğini denetlemek, İpek ve Baharat Yollarını ele geçirmek, Avrupa’nın parçalanmış siyasî yapısını Papalık etrafında merkezileştirmek ve Türk varlığını Akdeniz’den söküp atmak idi. Yani “Haçlı Seferi” denen hadise, Batı’nın tarih boyunca yeniden, defalarca kez başvurduğu saldırgan zihniyetin ilk büyük örgütlü tezahürüydü: Doğu’ya hükmetme, Türk’ü durdurma ve güç dengelerini kendi lehine çevirme arzusu…

Türkler açısından bu seferlerin sonuçları ağırdı ama aynı zamanda milletimizin direniş ve askerî örgütlenme kabiliyeti bu dönemde daha da keskinleşti. Malazgirt’te açılan kapının kapatılması için Batı’nın tüm orduları üstümüze yürüdü fakat Türk milleti hem Anadolu’yu vatan yaptı hem de tarih sahnesinde yeni bir güç mimarisi kurdu. Haçlı ordularının Anadolu’da, Suriye’de, Filistin’de yaşadığı bozgunlar Türk milleti için yalnızca askerî zaferler değildi; Türk kimliğinin, devlet aklının ve savaş disiplinin Batı’nın romantik şövalye masallarını yerle bir eden sonuçlarıydı.

Dünya tarihi açısından bakıldığında ise Haçlı Seferleri, medeniyetlerin birbirini yok etmek için değil, birbirini anlamak için nasıl zorunlu olarak temas ettiğini de göstermektedir. Doğu’nun bilimsel ve kültürel seviyesini gören karanlık Orta Çağ Avrupa’sı, Rönesans’a giden yolun taşlarını bile farkında olmadan bu dönemde toplamıştır. Yani seferler başarı değil, Batı’nın yenilgiden öğrenme zorunluluğunun hazırlayıcıdır. Türk-İslam dünyasına ise askerî üstünlüğün, örgütlü devlet yapısının ve medeniyetinin ne kadar güçlü olduğunu hatırlatmıştır.

Bu tarih yalnızca geçmişte kalmış bir kronoloji değildir. Çünkü Haçlı Seferleri, adları değişse de zihniyeti pek değişmeyen bir dünya siyasetinin başlangıcıdır. Dönemin şövalyeleri bugün yok ama Haçlı Seferlerinin fikrî kodları pek çok uluslararası politikada yaşamaya devam etmektir. Bugün Avrupa’nın Türk dünyasına bakışında, yakın coğrafyamızdaki hesaplarında, Balkan politikalarında, enerji koridorlarında, Kıbrıs meselesinde kullandığı söylemler bu eski zihniyetin modern izlerini taşımaktadır. Bu durum, tarihin bir anda bitmediğini, yüzyıllar boyu değişse de hep aynı yörüngede devam ettiğini göstermektedir.

Bu yüzden biz tarihe bakarken geçmişle birlikte bugünün şifresini de okuruz. Haçlı Seferlerinin gösterdiği tek gerçek şudur:

Türk’ü durdurmak için kurulan her ittifak çökmüş, Türk milleti ise her saldırıdan güçlenerek çıkmıştır ve bugün de aynısı geçerlidir.

Yöntem değişir, araç değişir, söylem değişir fakat niyet değişmez. Bir sonraki yazımızda, bu niyetin modern dünyada nasıl şekil değiştirdiğini, Haçlı aklının bugünkü yüzlerini bütün yönleriyle ele alacağız…

Bu yazı ne kadar faydalıydı?

Puan vermek için bir yıldıza tıklayın!

Ortalama puan 5 / 5. Oy sayısı: 2

Henüz oy yok! Bu yazıyı ilk siz değerlendirin.

Bu yazıyı faydalı bulduysanız...

Bizi sosyal medyada takip edin!

Bu yazının sizin için faydalı olmamasından dolayı üzgünüz!

Tell us how we can improve this post?

Yorum bırakın