FİDAN YETİŞTİRMEK

4
(1)
FİDAN YETİŞTİRMEKMehlika Sarıtaş

Hayatınızda bir tohumdan ağaç yetiştirdiniz mi hiç? Eğer böyle bir deneyiminiz olduysa koşulların o ağacı elde etmek, sağlam ve güçlü bir ağaç haline gelmesini sağlamak için ne kadar önemli olduğunu bilirsiniz.

Öncelikle tohumun sağlam bir meyveden elde edilmiş olması gerekmektedir. Çünkü çürük bir meyve tohumları çürütür ve ağacın yetişmesine engel olur. Yanlış toprağa ekilen tohum meyvenin olması gereken şeklini, yapısını ve tadını bozar. O meyve kendisi olmaktan çıkar yeni bir meyve olur.

İnsanları da meyve ağacı gibi görebilir ve insanın gelişimini anlamak için birbiriyle özdeşleştirerek inceleyebiliriz. Çünkü meyve yetiştirmek de insan yetiştirmek de hatta daha fazlasıyla dikkat, özen ve bilgi gerektirmektedir.

Bir insan yetiştirmenin en temellerine inmemiz gerekmektedir. Bu incelemeyi iki gelişim kuramcısının bakış açılarına göre yapacağız. Gönül isterdi ki bizden kişiler olsun ama bu konuya inşallah diyerek Jean Piaget ve Lev Vygotsky ile devam edeceğim.

Piaget’e göre duyu-motor dönemi olan 0-2 yaş ferdin temel olarak kendini tanımaya başladığı ilk dönemdir. Kendisini nesnelerden ayırt edebilmeye, kendini özne olarak görerek amaçlı davranışlar yapmaya başlamaktadır. Yani kendisine bir kimlik tanımlaması yapmaktadır. Ama bunu bilinçli bir şekilde yapamadığı için çevresini kopya etmektedir. Zihni çevresini kopya etme kapasitesine ulaşmıştır ve geleceğe yatırım yapmaktadırlar. Aslında onu sarıp sarmalayan toprak içerisindeki su ve minerallerle beslenen, vakti geldiğinde gövde oluşturabilmek için derinlere kök salan tohum misali usulca bilgilerle donanmaktadır.

Aslında anne karnında ilk olarak işitme duyumuzun devreye girmesi ve algılarımızın bu noktada başladığını düşünürsek insanın küçük tohumunun yolculuğu çok öncesinde başlamaktadır.

Biraz ilerleyen aşamada yani fidan dönemi olarak isimlendirebileceğimiz, Piaget’in işlem öncesi dönem olarak tanımladığı 2-7 yaş arasında insan nelere zihnî olarak hazır olmaktadır? Dil gelişiminin temelleri bir önceki dönemde atılsa dahi bu dönemde gözlemlenmeye başlamaktadır. Artık dünyayı işaretlerle değil imgeler, basit kavramlar ile anlatmaya başlamaktadır. Yani anne babanın günlük hayatta kullandıkları kelimeler anlam kazanmaya başlamaktadır. Çocuklar, büyükleri hangi kavramı nerede kullanıyor ve kullanıldığında hangi tepkilerle karşılaşıyor ölçer tartar ve hayatlarında yer ettirmeye başlarlar.

Çocukların hayâl güçleri gelişir ve temsilî oyunlar oynamaya başlarlar. Artık oyunlarında en fazla dikkatlerini çeken kişinin rolüne girerler. Anneleri nasıl annelik yapıyorsa oyunlarında onu taklit ederler. Bir meslek grubunu ya da herhangi bir şahsı canlandırıyorlarsa ailelerinin onlarda bıraktığı izlerle yapmaya başlarlar. Birbirlerine karşı olan tutumları da gördükleri iletişim ile şekillenir.

Çocuklar bu dönemde benmerkezcidir. Konuların neden ve niçinini bilemezler, kendileri ne yaşıyorsa herkes onu yaşıyor diye düşünürler. Yani dünya sadece onların gördükleri ve deneyimlediklerinden ibarettir. Bu da demek oluyor ki çocukların dünyayı daha doğru anlamlandırabilmesi, çevresinin ona neleri deneyimlemesine izin verdiği ile alakalıdır.

Çocuklar bu dönemde belli başlı kalıp bilgiler oluştururlar. Hayatlarının geri kalanında çoğunlukla bu kalıp bilgilerle eylemde bulunurlar. Bu bilgiler zihnin ön belleğinde hatırlanmasa dahi kalıcı bellek kısımlarında hayatlarına şekil vermeye devam etmektedirler.

Görülen o ki bu dönemde çocuğun düşündüğü, hissettiği ve yaşadığı her şey hayatının her alanında dönüp dolaşarak onu bulmaktadır. Belki de “ben kendimi bildim bileli böyleyim, değişemem” diyerek toplumun kendilerine göre değişmesini isteyen bazı insanların kendilerini daha bilemedikleri ama şekillendikleri bu dönemde yaşananların izlerini hayatlarında barındırıyor olabilirler.

Küçüklüğümde beni şaşırtan ama şimdi anlamlandırabildiğim bir deney vardı. Karanlık bir kutunun çerisine bir bitki dikilir. Güneş ışığı tek bir yönden verilir ve fidanın gövdesi ışık gelen tarafa meyil verilerek büyümesi sağlanırdı. Işığın yönü zaman zaman değiştirilerek fidanın şekil alması sağlanırdı. İşte insanın fidan döneminde onu şekillendiren ışık, başta ailesi olmak üzere çevresidir.

Çevrenin etkisini daha iyi anlayabilmek için Vygotsky’nin kuramını inceleyebiliriz. Gelişimin sosyal bağlamdan ayrı olarak düşünülmemesi gerektiğini savunmaktadır. Çocuğun kullandığı tüm mantık ve problem çözme yöntemlerinin içerisinde bulunduğu kültürel çevreden ve tecrübelerinden etkileneceğini savunmaktadır. Bir toplumun kullandığı mantık ve problem çözme yöntemleri yani ihtiyaçlarına verdiği çözümler olan kültürü, insana bir yaşam tarzı sunmakla birlikte zihnî sürecinin de hangi düzeyde ilerleyeceğini göstermektedir.

Kuramın temellerini oluşturan yakınsak gelişim alanı fidanımızın nasıl bir başına değil de çevresi ile yetiştiğini göstermektedir. Çocuğun tek başına yapabilecekleri ile destekle yapabilecekleri farklıdır. Eğer çocuk tek başına yapamıyorsa onu yapamayacağı düşünülmemeli yalnızca destek verilmelidir. Başlangıçta yoğun destek verilir ve destek miktarı zaman içerisinde azaltılır. Çocuk eylemi tek başına gerçekleştirebildiğinde o beceriyi edinmiş olur. Bir inşaat iskelesi gibi olan destek inşaat bittiğinde kaldırılabilir. Yani çocuk zihnî olarak da bir eylemi doğru ya da yanlış olarak ayırt edemediğinde veya yaşamında aktif olarak kullanmaya başlayamadığında yoğun olarak ona destek verilmelidir. Çocuk bunları benimseyip hayatının bir parçası haline getirdiğinde destek çekilebilir.

Bunu yaşamda değerlerin öğrenilmesi ve yaşanılması olarak da yorumlayabiliriz. Çocukların belli dönemde benmerkezci bir yaşantı sürdüğü unutulmamalı eğer öğretilmek istenen dikte edilir ve çocuk kendisine ait hissetmezse yoğun müdahalenin olumsuz sonuçlanabileceğini unutmamak gerekmektedir. Çocuğa değerler konusundaki yoğun müdahale ancak yakın çevresinin ve toplumun değerleri yaşama yoğunluğu ile çocuğa benimsetilebilir. En basit örnekle çocuğa yalan söylemenin kötü olduğunu söylemek onda bir etki yaratmayabilir. Annesi telefon geldiğinde “yemek yapıyorum” derse ama o sırada ütü yapıyor olursa sözel olarak “yalan söyleme” demek o çocuğa etki edemez. Önemli olan annesinin “yalan kötü” dedikten sonra ütü yaparken “ütü yapıyorum” demesidir ve çocuğun tutarlı davranışlarla yoğun olarak bunu deneyimlemesidir.

İnsan öğrenirken fiziki araçlar kullandığı gibi psikolojik araçlar da kullanır. Dil ve semboller bu araçların başında gelmektedir. Vygotsky dilin sadece iletişim aracı olmadığı, düşünmenin temeli olduğunu savunmaktadır. Öncelikle çocuk dışarıdan aktarım ile bir şeyler öğrenir daha sonra zihnî olarak çıkarımlarla öğrenme gerçekleşebilir. Sosyal öğrenmenin gerçekleşebilmesi için çocuğun düşüneceği dili doğru bir şekilde öğrenmesi gerekmektedir. Bu da taklit ile öğrenme döneminde yoğun dille karşılaşması ve karşısında dilin doğru bir şekilde konuşulmasına bağlıdır. Çevrenin çocuğun yanında kullandığı dil, onun öğrenmeye giden yoldaki temel yol göstericilerinden birisidir.

Vygotsky’nin kuramı çocuk yetiştirmede şu sonuçları doğurur:

1) Toplum rehberdir: Bilgiyi doğrudan vermez ama çocuğa yaşayarak doğrusunu gösterir.

2) İşbirlikçi öğrenme önemlidir: Aile çocuğa sadece anlatarak bir şeyler öğretemez. Çocuk doğru ve yanlışları aile ile yaşamalıdır, deneyimlemesidir.

3) Dil zihin dünyasının temelidir: Çocuğun doğru bir hayat sürmesini istiyorsak ona doğru bir dil öğretmemiz gerekmektedir.

Tohumu toprağa ektik; koruduk kolladık, besledik büyüttük. Güzel bir fidan oldu. Gerekli ihtiyaçlarını karşıladık, güneşini vitamin mineralin eksik etmedik, istediğimiz meyve ağacını elde ettik. Aslında istediğimizi değil olması gereken oldu. Yani elma çekirdeği elma oldu. Biz onu başkalaştırmadan kendisi olarak büyüttük.

Artık Türk evlatları Türk gibi yetiştirilemiyor. Çünkü onu anne babası değil kucaklarına düştükleri gayrimillî unsurlar yetiştirmektedir. Belki de gayrimillî anne babalar oluyorlar ve bile isteye milletlerine yabancı nesiller yetiştiriyorlar.

Kültür ve dil, kimlik oluşumu açısından çocukların ilk karşılaştıkları unsurlardır. Dil çocuğun zihin dünyasını belirler. Bir insanın kimliği kullandığı kavramlara hangi anlamı yüklediği ile belli olur. İnsan kavramların anlamlarını yaşayış içerisinde gözlemleyerek öğrenir. Annesi ve babası bir kelimeyi nasıl kullanıyorsa farklı bir durumla karşılaşmadığı sürece o şekilde kullanır. Yani insanın ömrünün büyük bir kısmında kullanacağı kavramları ailesinden öğrenir.

İnsanın hangi doğru ve yanlış kalıpları içerisinde yaşayacağı kültürü ile şekillenir. Çünkü kültür insana her alandaki ihtiyaçları doğrultusunda cevap verir. Kültür yaşamın kolaylaşması açısından net cevaplara sahiptir. Zaman içerisinde tekâmüle uğrasa da kültür belirli kalıplar sunar ve bu kalıplar özellikle bir üst nesilden öğrenilir. Ait olduğu toplumun fiziki ve sosyolojik şartlar altında yaşamayı öğrenen insan artık medeniyet unsurları düşünebilir ve oluşturabilir hale gelir.

Kendini yaşadığı topluma ait hissetmeyen insan psikolojik buhrana sürüklenmeye açık hale gelir. Çünkü kabul görmek ve sevilmek, yemek ve içmek ne kadar ihtiyacımızsa o kadar ihtiyacımızdır. Çocuğun topluma uygun bir yaşam sürmesi ve kendini o topluma ait hissetmesi ailenin onu nasıl yetiştirdiğine bağlıdır. Yani kültürü ne kadar çocuğun yaşamının bir parçası haline getirdiğine bağlıdır.

Aile bir milletin en önemli yapısıdır. Çünkü milletin temel taşı olan insanı yetiştirir. İnsan yetiştirmek basite alınacak alelade bir mevzu değildir. Yukarıda defalarca vurguladığım yakın çevre yani anne babalar bilinçli olmalıdırlar. Bizler geleceğimizi düşünüyorsak bilinçli anne ve babalar yetiştirmeliyiz. Tohumlarında gözü gibi bakacak, çıkacak meyvenin kendilerine değil millete ait olacağının farkında olan anne-babalara ihtiyacımız var. Unutmayalım milletin çocuğunu emanet görerek doğru bir şekilde yetiştirmek millete büyük hizmetlerdendir. Millete hizmet en büyük salih amellerdendir.

Tohumu ve fidanı sağlam olan insan iyi bir insan olur ve yaşamını doğru sürdürür. Peki ya yanlış ellerde büyütülmüş ağaçların hiç mi geri dönüşü yok? Olur mu hiç öyle şey? Vatanın evladı kaç yaşında olursa olsun bizim için kıymetlidir ve özüne dönmesini sağlamaya çalışabiliriz. Burada yapacağımız iş o ağacı aşılamak olacaktır. Yanlış olan dallarını alacak ve doğru bilgiler ile onu aşılayacağız. Eğer o ağacın özü milletin özündense aşıyı kabul edecek ve kendisini şekillendirecektir.

Aşı tutma aşamasına kadar ilgi ve dikkat istemektedir. Ona doğru ışığın, doğru besinin ve doğru hava şartlarının sağlanması gerekmektedir. Biraz özen o ağacı özüne dönemsine yardımcı olacaktır. Yalnız unutmamak gerekir ki fidan ne kadar fazla yaş alırsa aşının tutmama olasılığı artar ama imkânsız değildir.

Maalesef ters aşılama ile de karşılaşmaktayız. Görevlerimizden biri de evlatlarımıza ters aşı yapanlara engel olmak ve fidanlarımızı korumaktır.

Unutmayalım, Gazi Paşanın dediği gibi:

Ey Türk gençliği! Birinci vazifen; Türk istiklâlini, Türk cumhuriyetini, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.

KAYNAKÇA

(1)Eroğlu, M. (2023). Çocukluk döneminde bilişsel gelişim: Piaget ve Vygotsky’nin bilişsel gelişim kuramlarının incelenmesi ve karşılaştırılması. Eğitim ve Yeni Yaklaşımlar Dergisi, 6(1), 69-77.

(2)Tüküç, A. (2025). Üstbilişin gelişimsel seyri: Piaget’nin bilişsel gelişim kuramı bağlamında bir inceleme. Ordu Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 2(2).

Bu yazı ne kadar faydalıydı?

Puan vermek için bir yıldıza tıklayın!

Ortalama puan 4 / 5. Oy sayısı: 1

Henüz oy yok! Bu yazıyı ilk siz değerlendirin.

Bu yazıyı faydalı bulduysanız...

Bizi sosyal medyada takip edin!

Bu yazının sizin için faydalı olmamasından dolayı üzgünüz!

Tell us how we can improve this post?

Yorum bırakın