
Hasan Kallimci; okul öncesi, ilköğretim, ortaöğretim dönemi çocukları ve genel okuyucular için yazdığı kitapların ardından üç kitap daha yazdı. Bunlardan ilki Bilgin Şehzade romanıdır. Bu romanında Karahanlı Türklerinin yaşayışlarından, Kaşgarlı Mahmut’un hayatından kesitler vermekte ve Türkçenin ilk ansiklopedik sözlüğü Divanu Lugati’t-Türk’ün hazırlanışını anlatmaktadır. İkinci romanı Balasagunlu Yusuf’ta, Yusuf Has Hâcip’i ve onun Kutadgu Bilig (Mutluluk Bilgisi) adlı eserini anlatmaktadır. Üçüncü romanı Heratlı Nevâyî’de; Ali Şir Nevâyî’nin hayatı, eserleri ve ağırlıklı olarak da Muhakemet’ül Lugateyn (İki Dilin Karşılaştırılması) adlı kitabı anlatmaktadır.
Kallimci; arada bir köşe yazıları, kitap tanıtımları yazarak yetinmeyi, yazı hayatını böyle devam ettirmeyi düşündüğü bir dönemde şaşırtıcı bir gayretle edebiyat dünyamıza bu üç yeni eseri kazandırmıştır. Bunlar, Türk dilinin ve kültürünün vazgeçilmez üç büyük eserinin ve yazarlarının anlatıldığı romanlardır. Pasif yazarlığa geçmeyi düşünürken onu, bu düşüncesinden vazgeçiren kimdir, hangi duygulardır, doğrusu merak ediyorum. Onu böylesine etkileyen her kim ise ya da hangi duygularsa sonuç güzel olmuş, üç değerli roman hayat bulmuştur. Ben, aynı etkiler ve duygularla eserler vermeye devam etmesini canı gönülden isteyenlerdenim.
Ortaöğretim çağındaki çocuklar için yazdığı Töre Devlet Yayınları tarafından basılan son romanı Heratlı Nevâyî; kapağıyla, kâğıdıyla, yazı karakteri ve sayfalarında yer alan resimleriyle göz alıcı güzelliktedir. Kitabın içindeki resimlerin kapağıyla uyumlu olarak, baştan sona renkli basılmış olması dikkat çekicidir. Bütün resimler ilgili sayfalarda anlatılanları pekiştirir niteliktedir. Bu da resmeden tarafından kitap dosyasının dikkatle okunduğunu göstermektedir. Sadece kitabın resimlenişinde değil gün yüzüne çıkıncaya kadar geçirdiği her aşamada hedef kitle göz ardı edilmeden gereken titizlik gösterilmiştir. Kitabın ticari kaygıyla değil eğitim, öğretim ve estetik kaygılarla hazırlandığı kolayca anlaşılmaktadır. Gösterilen hassasiyetten dolayı Töre-Devlet Yayıncılık ne kadar kutlansa azdır.
Romanda Ali Şir Nevâyî’nin çocukluğu, eğitimi, ilgileri, etkilenişleri, yönelişleri aile merkezli olarak verilmektedir. Gençlik, olgunluk, yaşlılık dönemleri eğitimci bir yazar bakışıyla ele alınmıştır. Ailenin saraya, devleti yönetenlere yakın oluşundan dolayı taht kavgalarıyla, iktidar değişiklikleriyle yaşanan göçler, sürgünler, sıkıntılar tarafsız verilir. Devlet yönetiminde sağlanan istikrarın getirdiği güven ve huzurun, kötü bağımlılıklarla ortadan kalkışı hedef kitlenin anlayacağı uygunlukta, başarıyla verilir. Kitap, sadece ortaöğretim gençliğinin değil anne babaların, öğretmenlerin, herkesin çok yönlü güzellikler derleyebileceği özelliklere sahiptir.
Çocuk edebiyatı yazarlarımızın önde gelen isimlerinden Hasan Kallimci, Türk’ün diline, kültürüne, inancına bağlı, yıllarca öğretmenlik yapmış bir yazardır. O, bütün eserlerinde olduğu gibi Heratlı Nevâyî romanında da estetik kaygıyı ötelemeden inandığı millî, manevî değerleri okuyucuya aktarmak istemiş ve başarmıştır. Bunu nasihat veren bilmiş bir yazar konumuna düşmeden ustalıkla başarmıştır.
Kitabın ilk bölümünü okurken Ali Şir’le birlikte ağabeyi Derviş Ali’yi, babasını, annesini, kısaca ailesini de tanırız. Ayrıca, ileride devlet, millet ve kültür hayatında büyük görevler yüklenecek olan kökeltaşı (süt kardeşi) Hüseyin Baykara’yı da tanırız. Ali Şir’in babası Kiçkine Bahadır, sıradan bir insan değil saray ve çevresini tanıyan, devlet yönetiminde önemli görevlerde bulunan, okuyan, yazan, sanatçı ruha sahip kültürlü bir insandır. Evlatlarıyla nasıl ilgilenilmesi gerektiğini bilir, kişisel özelliklerini dikkate alarak onları, korur, gözetir, geleceğe hazırlar.
Kiçkine Bahadır, bir baba olarak nasihat ederek değil de yaşayarak, uygulayarak evlatlarını yönlendirmeye çalışır. Her akşam mutlaka kitaplığından bir kitap alır, sessizce okur. Bazı akşamlar da farklı şairlerden sesli olarak şiirler okur. Bazı akşamlar kendi yazdığı şiirlerinden de okur. Toplanan sazlı, sözlü, şiirli kültürel meclislere oğullarının, özellikle de Ali Şir’in katılmasını sağlar. Özellikle akşamları anne baba evlatlarıyla vakit geçirirler, onlarla konuşurlar, gerektiğinde tartışırlar, bilmedikleri konularda onları uyarırlar, bilgilendirirler. Anne baba çocuklar hep birlikte oyun bile oynadıkları olur. Yasaklarla değil etkili güzel örneklerle, yetişmelerine çalışırlar. Değişen şartlardan dolayı yaşanabilecek tehlikelerden her türlü zorluğa katlanarak onları korurlar, çok yönlü ilgilerini onlardan hiç esirgemezler.
Ali Şir ile ağabeyi Derviş Ali’nin çocuklukları, okul yaşantıları, eğitimleri, öğretmenlerinin tutumları, anne babalarının ilgilenişleri çocuk yetiştiren anne babalar için örnek alınacak niteliktedir.
Ali Şir, güzel şiir okuyan, güzel şiirler yazan babasının ve düzenlenen meclislerde dinlediği şairlerin etkisinde kalarak Farsça şiirler yazmaya başlar. Farsça yazmak, Farsça konuşmak dönemin modasıdır. Bütün Türk şairleri şiirlerini Farsça yazmaktadır. Farsça sanki şair olmanın, üne kavuşmanın vazgeçilmez şartıymış gibi algılanmaktadır. Türkçeyle etkili güzel şiirler yazılamazmış gibi bir anlayış hâkim kılınmıştır. Ali Şir, başlangıçta Farsça yazmakla beraber bu anlayışı, Türkçenin aşağılanmasını içine sindiremez. Türkçe onun anadilidir ve bütün kural ve kavramlarıyla bilmektedir. Sonradan öğrense de yine bütün kural ve kavramlarıyla, hatta başarılı şiirler yazabilecek kadar Farsçayı da bilir. Bu iki dil seviyesine yakın derecede Arapçayı da bilmektedir. Henüz olgunluk çağına ulaşmadan zamanın üç büyük dilini rahatlıkla kullanabilmektedir.
Ali Şir, dönemin hemen bütün şairlerinin aksine bir Türk şairi olarak şiirlerini Türkçeyle yazmaya başlar. Türkçeyle de güçlü, güzel şiirlerin yazılabileceğini herkese gösterir. Türkçeyle şiir yazan şairlerinin sayısı giderek artmaya başlar. Bir yandan da Farsça ile Türkçeyi (Çağatay Türkçesi), Farslarla Türkleri pek çok yönden karşılaştırır. Bu karşılaştırmalarla reddedilmesi mümkün olmayan tespitlere ulaşır. Ona göre iki dilin kullanımı yönüyle Türkler Farslardan daha yeteneklidir. Çünkü Türkler, Farsçayı rahatlıkla, Farslar gibi konuşabildikleri, Farsçayla değerli eserler üretebildikleri hâlde, Farslar Türkçeyi hatasız konuşamamışlar, Türkçeyle seviyeli edebî eserler verememişlerdir.
Ali Şir, çok iyi bildiği iki dili pek çok yönden karşılaştırarak bilimsel tespitlerle Türkçe ve Türk milleti için büyük değer taşıyan meşhur eseri, Muhakemetül Lugateyn’i (İki Dilin Karşılaştırılması) yazmıştır.
Bu eserde Türkçenin Farsçadan üstünlüklerine sadece dikkat çekilmekle kalmamış, verdiği sayısız örneklerle bu üstünlüğü reddedilmeyecek biçimde kanıtlamıştır. Türkçedeki ince anlam farklılıklarını karşılayan kelimelerden çoğunun Farsçada bulunmadığını ortaya koymuş, bunu iki dildeki isimlerden, fiillerden verdiği örneklerle desteklemiştir. Ayrıca Farsların, dillerinde karşılık bulamadıkları için Türkçeden alıp kullandıkları kelimeleri sıralamıştır. Türkçenin Farsçadan daha zengin, daha derin, daha geniş ifade imkânlarına sahip bir dil olduğunu kanıtlamıştır. Türkçeyle daha rahat, daha güçlü şiirler yazılabileceğini kendi şiirleriyle ortaya koymuştur.
Hasan Kallimci, hedef kitlesinin zorlanmadan okuyup anlayacağı bir üslupla, Divanu Lugati’t-Türk ile Kaşgarlı Mahmut’u, Kutadgu Bilig ile Yusuf Has Hâcip’i, Muhakemet’ül Lugateyn ile Ali Şir Nevâyî’yi, yani yazarlarıyla kitaplarını harmanlayıp roman olarak sunmuştur.
Diğerleri gibi Heratlı Nevâyî adlı roman, belli bir yaş grubu gözetilerek yazılmış olsa da aslında, kültürü önemseyen, dilin kültür taşıyıcı tek varlık olduğuna inanan herkes tarafından ilgiyle okunabilecek bir kitaptır. Özellikle radyo, televizyon, internet kanallarında her gün halka seslenen, ün ve makam sahibi insanlardan çoğunun kullandıkları dil konusunda hassas olmadıkları, Türkçesi varken yabancısını kullanmayı maharet saydıkları bir gerçektir. Moda kelime ve ifadelerin yaygın kullanımlarıyla pek çok kavramın içi boşaltılmaktadır. Türkçemiz giderek fakirleştirilmekte, dilimizle birlikte kültürel değerlerimiz bilinçli ya da bilinçsiz olarak hafife alınmaktadır. Böyle bir dönemde Heratlı Nevâyî’nin gelişi anlamlı ve önemlidir. Gönül ister ki sadece ortaöğretim öğrencileri değil anneler, babalar, öğretmenler, herkes okusun.

