

“Şahsıma her daim ilham olan, yol gösteren, edebî yolculuğumun adımlarını atarken kuvvet veren, ellerinin hep omzumda olduğunu bildiğim ve kendilerinin kabul buyurduğu üzere çırağı olmaktan gurur duyduğum Ustam Hasan Kallimci’ye…”
Eserlerinde millî kimlik bağının oluşmasını temel alan, bu bağın zeminine de sorumluluk bilincini koyan, çocuk edebiyatına ömrünü vermiş usta yazar Hasan Kallimci, 1949 yılında Denizli’nin Sarayköy ilçesinde doğmuş, şiirlerle başlayan edebî hayatına hikâyeler ve romanlarla devam etmiş, bunun dışında çeşitli gazete ve dergilerde yazılar kaleme almıştır. 1967 yılında Sarayköy’de sınıf öğretmenliğine başlayan, çeşitli köy, kasaba ve ilçelerde sınıf öğretmenliğine devam eden usta yazar, devam eden uzun yıllar içerisinde okul idareciliği ve Halk Eğitim Merkezi Müdürlüğü gibi görevlerde bulunmuştur.
Çeşitli üniversitelerde kitaplarıyla ilgili lisans ve yüksek lisans tezleri hazırlanan Hasan Kallimci, eserlerinde zihinleri, insan olmanın gerekliliğine uygun olarak milliyet duygusuyla işlemeye çalışmıştır. Ona göre, kendi benliğini bulan her fert, mutlaka “biz” düşüncesine erişecektir. Bu bilincin çoğunluk kazanması neticesinde de toplumda güven ortamı oluşacaktır. Eserlerinde toplumdaki her ferdin “ben” değil, “biz” diyebilmesini istemiş ve biz bilincinin artması neticesinde de bütün bir neslin millet şuuruna ermesini arzu etmiştir. Onun için sabırla ve emekle insan yetiştirmek en kutsal vazife olmuştur. Bütün bu değerler bütününü, minik dimağlarda işlemek için büyük hizmetlerde bulunan Hasan Kallimci’nin bazı eserlerini, gelin birlikte inceleyelim:
Millî ruhu besleyen ana değerlerin tarih, kültür, dil, din olduğunu ve millî kimliğin ancak bunlara hâkim olunması ve yaşamın içerisine alınabilmesiyle mümkün olduğunu savunan, eserlerini de bu çizgilerle inşâ eden Hasan Kallimci, yaklaşık 950 yıl önce Yusuf Has Hacip tarafından kaleme alınan Kutadgu Bilig’i çocuklara sunmuş ve kapsamlı bir değerler sistemi eğitimi kitabı oluşturmuştur. İnsan yetiştirmenin nasıl olması gerektiği, kültürel köklere dönüşün önemi ve ahlâki değerlerin yerleşmesi doğrultusunda yalnız çocuklara değil yetişkinlere de güçlü mesajlar vermiştir. Bu sebeple Balasagunlu Yusuf eserinin yediden yetmişe okunmasını tavsiye etmiştir. Hem devlet ahlâkının hem de toplum düzeninin inşasında temel taş teşkil eden bu eserin yalnızca okunmakla kalınmayıp tiyatro eserleri, hikâyeler, romanlar gibi çeşitli edebi türlerle de zenginleştirilmesini isteyerek yeni nesil yazarlara da ilham olmuştur.
Herkesin Bir Derdi Var eserinde ise toplumun bir aynası olmuş; zihinlerdeki “dert” kavramının mahiyetini bambaşka bir şekilde işlemiştir. Bu kavramı, gündelik birtakım sıkıntılarla eşdeğer görmeyip asıl sıkıntının ve derdin yine fertlerin “ben” yerine “biz” diyememesinden kaynaklandığına işaret etmiştir. Parlak zihinlere; hayata sadece kendi varlığımızı idame ettirmek için gelmediğimizin, asıl meselemizin toplumu gözetmekten geçmesi gerektiğinin alt metnini yerleştirme derdini nasıl yüklendiğini bu eserinde de açıkça görmekteyiz.
Çocukların bin yıl önceki kelimelerle bugünkü konuştukları kelimeleri kıyaslama imkânı bulmaları, bu sayede Türkçenin ne kadar eski ve gelişmiş bir dil olduğunu fark etmelerini istemesi üzerine Bilgin Şehzade adlı eserini kaleme almıştır. Bu eserde, Kaşgarlı Mahmut’u ve onun ölümsüz eseri, ilk sözlüğümüz olan Divan-ı Lügat-it Türk’ün hikâyesini roman kurgusuyla nakış nakış işlemiştir. Sözlükteki binlerce kelime arasından yedi yüz kadar kelimeyi seçip bunları renkler, sayılar, eşyalar, yemek çeşitleri, silahlar gibi sınıflara ayırmıştır. Aynı zamanda Türk coğrafyalarını tanıtarak çocukların gözünde bölgeleri somutlaştırmayı hedeflemiştir.
Hasan Kallimci’nin çocuk edebiyatındaki ana gayeleri, çocuklara dil ve kültür bilincini aşılamak, millî kimlik ve tarih şuuru vermek, onların karakter inşa etme sürecindeki zihnî gelişimine katkıda bulunmak ve bunların yanında hayal güçlerini kuvvetlendirerek geleceklerini planlamaya yardımcı olmaktır. Bu gayeden hareketle çocuklara milletin bütün değerlerini vermeye gayret etmiştir. Özellikle Türk dünyasının kültür hafızasını aktarmış, millî destanları romanlaştırmıştır. Eserlerinde vermiş olduğu millî destanlardan Altın Arı Destanı, Ergenekon Destanı, Kurtuluş Destanı, İstanbul’un Fethi, Çanakkale Savaşı, İstiklal Savaşı bunlara misaldir. Yazar, destan romanları sayesinde çocukların, milletin geçmişini ve dününü öğrendiklerini belirtir. Özellikle bin yıl önceki Türkçeyi ve kültürü tanıyan çocukların, ne kadar köklü bir millete mensup olduklarının şuuruna vardıklarını ve Türk milletine mensup olmanın sevincini daha derinden hissettiklerini gözlemler.
Bu eserlerin yanı sıra Tatar, Kırgız, Başkurt ve Türkmen gibi farklı Türk boylarının destanlarını da çocukların anlayabileceği bir dille romanlaştırmış ve toplamda 22 destan romanı yayımlanmıştır. Farklı Türk boylarının (Hakas, Tatar, Kırgız, Başkurt, Türkmen vb.) destanlarını okuyan çocukların, bu toplulukları sadece isim olarak değil birer kardeş topluluk olarak tanımalarını arzu etmiştir. Bunlardan biri de Süpermarketteki Sürpriz adlı eserinde anlattığı Köroğlu Destanı’dır. Bu eseri çocuklar için roman olarak kurgulayan Hasan Kallimci, bir Anadolu’da bir Türkmenistan’da olan bu kahramanımız üzerinden Türk coğrafyasını zihinlerde somutlaştırmış, bir yandan da Köroğlu’nun dörtlükleri ve karşılıklı atışmalarla Türkçemizi inci gibi işlemiştir.
Köroğlu, insanın hasıdır hası,
Savaşta düşmana tutturur yası,
Çağırsa hazırdır Hızır- İlyas’ı
Onun Allah diyen askeri vardır.
Şahım, o yiğitler gelse karşına,
Kılıç yapar, mızrak yağar başına
Köroğlu Bey gelir ise karşına
Canını alacak gözleri vardır.
gibi dörtlüklerle Köroğlu’nun mert, adaletli ve toplumun nabzını taşıyan bir kahraman olduğunu işlemiştir.
Bir diğer Destan Romanları serisinden İkiz Kardeşler adlı eserinde Özbekistan Türklerine ait Er Ali ve Şir Ali Destanlarını konu edinmiştir. Destansı bir anlatım olması sebebiyle bu iki kardeşin yaşadığı maceralar olağanüstü olaylara dayanır. İki kardeşin birbirlerinden ayrılmaları ve yine birbirlerini kurtarmak için çabalamaları, kardeşler arasındaki bağların önemini vurgulayan bir anlatı ile işlenir. Karşılaştıkları düşmanlar karşısında tutundukları tavır ise Türk ahlâkının nasıl olması gerektiğini ortaya koyar.
Karınca dünyasını anımsatan bir toplumda yaşayan çocukların türlü maceralarını anlatan Karınca Çocuklar adlı eserinde yazar, temelde üç önemli kavram üzerinden (barış, kitaplar, çalışkanlık) hoşgörüyü, çevre duyarlılığını ve sorumluluk bilincini anlatır. Aynı zamanda çok çalışan, üreten ve ülkelerini koruyan çocukların ortaya koyduğu mücadele ve azimleri ile karamsar olmadan çözüm önerileri sunabilmenin, özgüven sahibi ve cesaretli olabilmenin gerekliliklerini göstererek çocuk okurlara ilham kaynağı sunmuştur.
Türk dünyasının en büyük ve en derin destanlarından olan Manas Destanı’ndan esinlenerek kaleme aldığı Bana Babamı Anlat adlı eser, Kırgız Türklerinin lider kahramanı olan Manas’ın kahramanlıkları ile çocuk okurlarda tarihe bir meraklılık uyandırmaktadır. Bilge bir baba, evladına iyi eğitim veren anne, yakın arkadaşlar, kardeşlik ve dostluk bağlarıyla şekillenen olay kurgularında öğütlerin miras niteliği taşıdığı gözler önüne serilmiştir. Bunun yanında kültür hafızasının ve mekân unsurlarının canlı olması, çocukların zihninde derin bir etki yaratmaktadır. Türk’ün esareti kabul etmeyişi, birlik ve beraberlik için yapılan mücadelelerin anlatımı, okurları kitabın içerisine çekmiş ve çocukların tarih şuurunu bir kere daha uyandırmış ve pekiştirmiştir.
Geleceğe dair hayalleri olan, köklerini mâziden alarak atiye şekil vermek gayesinde olan bir nesli yetiştirmek isteyen Hasan Kallimci, Elif Abla aslı eseri ile ilgi çekici bir hayat hikâyesi meydana getirmiştir. Romanda, ilkokuldan itibaren öğretmenler ve devlet tarafından seçilip takip edilen Elif isimli bir kızın hikâyesi anlatılır. Elif, büyüdüğünde Ankara’ya getirilerek bir “ses mühendisi” olur ve tarihte söylenen sesleri toplar.
Osman Bey’in oğlu Orhan Bey’in nasihati olan: “Bilemediklerini bilenlere danış. Bir şeyi iyice öğrenmeden harekete geçme! Halkını, sana bağlı olanları hoş tut. Öldüğümde beni, Bursa’da Gümüşlü Kubbe’ye defnet.”sesiyle kahraman, Osman Bey’in ağzından tarihî bir vasiyet ve öğüde şahit olur.
Eserde Göktürk kağanlarının abidelere kazıdıkları sesleri bir profesörün yardımıyla duyarlar (Prof. Dr. Ahmet Bican Ercilasun) ve şöyle der: “Beyleri, milleti uyumsuz olduğu için, Çin milleti hilekâr ve sahtekâr olduğu için, küçük kardeş ve büyük kardeşi birbirine düşürdüğü için, bey ve milleti karşılıklı çekiştirdiği için Türk milleti il yaptığı ilini elden çıkarmış, kağan yaptığı kağanını kaybedivermiş…” Bu sesle, Türk nesli için yüzyıllar öncesinden gelen bir ders ve uyarıyı çağımıza taşır.
Nihayet o kutsal ses olan Peygamber Efendimizin sesini duyar ve şöyle der: “Ey insanlar! Bu günleriniz nasıl mukaddes bir gün, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ve bu Mekke nasıl mukaddes bir belde ise Rabbinize kavuşuncaya kadar canlarınız ve mallarınız da öylece mukaddestir. Ve birbirinize haramdır. Acaba hakkıyla vazifemi tebliğ ettim mi? Şahit ol ya Rab!” Bu duyuş ile kahraman, Yüce Peygamberimizin ölümsüz sözlerine tanıklık eder.
Türk dilinin Fars dilinden üstünlüğünü ustaca ortaya koyan ve bu tezi Muhâkemetü’l-Lügateyn adlı eseriyle taçlandırarak Türkçeye büyük hizmet veren Ali Şîr Nevâî’nin hayatını ele aldığı Heratlı Nevâyî’yi de büyük ilim adamının şanına yaraşır bir biçimde kaleminden süzmüştür Hasan Kallimci. Bu eserde dil şuurunu çok güçlü bir şekilde göstermiştir.
Eserin içerisinde geçen: “Konuştuğu dil olan Türkçeyi bile bilmiyordu insanımız, Türkçenin gücünün ve güzelliğinin farkında değildi. Fars ve Arap yazarlar, insanlarının önlerine hemen hemen her konudaki bilgileri kendi dillerinde, kitap kitap koymuşlardı. Farslar, Farsça yazılan kitaplardan beslenmişlerdi. Türkler, Türkçe yazmadıkları için halk nice konulardan ve bilgilerden habersizdi. Bir yerden başlaması gerekiyordu. Yazmaya koyuldu.” Bu ifadelerle Türkçe yazmanın gerekliliğini ve dilimizin zenginliğini halka anlatabilmenin yolunu bulan Ali Şîr Nevâî, Kallimci’nin eserinde aldığı nefesle artık çocuk okurlara da bir ilham kaynağı olmuştur. Yine Türkçe ile Farsça mukayesesinin işlenişiyle de zannedilenin çok ötesinde bir zenginliğe sahip olan söz varlığımıza dikkat çekilmiştir. Hasan Kallimci, bunun misallerini eserinde bolca tutarak okura hem bilgi vermiş hem de farkındalık kazandırmıştır.
İçerisinde birçok hikâyenin bulunduğu Arıları Sulama Vakfı eserinde, çocuk kahramanın Osmanlı geleneğindeki vakıflar sistemini öğrenmesi üzerine kuşlar ve arıların susuz kalmaması için dedesiyle yaptığı çalışmalarını kurgulamıştır. Burada ataların ahlaki temayüllerinden doğan bilgiyi günümüze aktarabilme kabiliyetiyle birlikte çocuklarda inşa edilmesi gereken sorumluluk bilincini güçlü bir şekilde işlemiştir.
Millî Eğitim Bakanlığı Çocuk Romanları Yarışması’nda ödül alan Sihirli Dürbün adlı eserinde, çocuklar kendilerini bir tarih yolculuğunda bulmaktadır. Çocukların dürbüne her baktıklarında yüzyıllar öncesine gitmeleri ve oradaki kahramanlarla buluşmaları son derece değerlidir. Hasan Kallimci; Şeyh Edebali, Yunus Emre, Osman Gazi gibi kahramanlar üzerinden millî hafızayı görünür hâle getirmiştir.
Çocukların empati duygusunu geliştiren, bunun yanında çevre, sorumluluk bilinci ve temizlik üzerinden mesajlar veren Bülbüller Ağlamaz adlı eserinde insanların bilinçsiz olması, doğaya hürmet etmemesi ve bunun sonuçları işlenmiştir. Bülbüllerin konacak yerini işgal eden insanlar, beton yığını evler ile türlü güzelliklerin yok oluşu üzerinden çocuklarda büyük bir farkındalık oluşturmuştur.
Kitaplarının yanı sıra, çocukların ilgisini çeken görsel medyayı da eğitici amaçlarla kullanmış ve senaryo yazarlığı yapmıştır. Onları “hastalıklar ve hastalıklarla mücadele” konusunda bilgilendirmek ve bilinçlendirmek adına Bitmeyen Savaş adıyla yayınlanan çizgi filmlerin hikâye ve senaryolarını yazmıştır.
Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün vefatına kadar süren tarihî süreci ele alan, birbirinden bağımsız ve anı türüyle de anlatılan çeşitli olayları kaleme aldığı A Benim Çakır Oğlum adlı eserinde Hasan Kallimci, özellikle çocuklara Atatürk’ün fikirlerini aşılama noktasına önem vermiştir. Anadolu’da yaşlı bir kadının Atatürk’ü gördüğü esnada “A benim Çakır Oğlum” diye seslenmesi bu kitabın adına ilham olmuştur.
Kallimci, kahramanı çocuk olan ve Keloğlan’la zihnî bir yolculuğa çıkan Keloğlan’la Seyahat adlı eseri bir radyo tiyatrosu tarzında kaleme almış ve eser TRT Erzurum Radyosu’nda yayınlanmıştır. Tiyatro alanında Düşünme Odası adlı eseriyle Dündar Taşer Tiyatro Eserleri Yarışması’nda mansiyon, Cemiloğlu isimli eseriyle 32. Türkçülük Bayramı Tiyatro Eserleri Yarışması’nda birincilik ödülüne layık görülmüştür.
Hasan Kallimci’nin kaleme aldığı Ceviz Ağacında Bir Salıncak ise, yazarın farklı dönemlerdeki gözlemlerine ve deneyimlerine dayanarak kaleminden süzülen, Avrupa’daki Türklerin ve gurbetçi ailelerin çocuklarının yaşadıklarını anlatan iki bölümlük bir eserdir: İlk bölümü Almanya Burukluğu, ikinci bölümü ise Madalyonun Diğer Yüzü başlığını taşır. İlk bölümde Türkiye’deki çocukların yaşadıkları, ikinci bölümde ise Avrupa’daki çocukların yaşadıklarını ele almıştır. İkinci bölümde konu edinilen hususlar, gurbette yaşayan çocukların kimlik sorunu üzerine olması açısından önemlidir.
Hasan Kallimci’nin, Avrupa’da yaşayan Türk çocuklarının dil ve kültürlerine yabancılaşmayan fertler olması için birtakım önerilerde bulunması, özellikle anne babalar için büyük önem taşımaktadır. Elbette bu önerilerin başında kitaplar gelmektedir. Çocukların doğru kaynaklar üzerinden okumalar yapmasını vurgulayan Kallimci, çocukların yaşlarına göre kitap seçiminin yapılmasını, sadece bilgi veren değil düşündürüp sorgulatan eserlerin okunmasını, şuurlu bir Müslüman olabilmeleri açısından evde mutlaka Kur’an mealinin olması gerekliliğini, bunun yanında en önemli hususlardan biri olan dilin yarım yamalak kullanılmamasını önermektedir. Bütün bu öneriler, günümüzde hem Türkiye’de hem de Avrupa’da yaşayan Türk çocukları için geçerlidir.
1970-1971 ders yılında, Afyon’un merkez ilçe köylerinden olan Karaçay Türklerinin yaşadığı Gökçeyayla’da öğretmenlik yapan Hasan Kallimci, Karaçay Türklerinin Köyü Gökçeyayla eserini kaleme almıştır. Burada dinleyip derlediği göç hikâyelerinin bir kısmını Hürriyet İçin adlı eserinde romanlaştırmıştır. Sonradan adı Önce Hürriyet olarak değişen bu kitapla Karaçay Türklerinin daha detaylı tanınmasına vesile olmuştur. Onlardan “kardeşlerimiz” diye bahseden Hasan Kallimci, yaşanılan acılardan bahsederken Karaçay Türklerinin Türk dünyasında dilini ve kültürünü muhafaza etmek için ettiği mücadeleden bahsetmiş, bizlere de o tarih ve kültür hafızasını taşımıştır. Bu eseri Dündar Taşer Roman Yarışması’nda “Roman Teşvik Ödülü” almıştır.
Hasan Kallimci’nin, memleketi Denizli’ye armağan ettiği bir büyük eser ise 2007 yılında okuruyla buluşan Denizli Ahileri’dir. Ahilik geleneğini ve Denizli bölgesinde yaşamış olan Ahileri tanıtmıştır. Bu eserin devamı olarak da 2010 yılında Denizli’de Ahilik eseriyle Ahi birliklerini tanıtmıştır. Yine Denizli’ye ait sözlü mizah geleneğini yaşanmış hikâyelerle harmanlayarak Denizli’nin Nasreddin Hocaları adlı eserini kaleme almıştır.
Milliyetçi camianın önemli dergilerinden olan Töre’de kaleme aldığı Ülkücü Düğünü, Çocuk Yayınları, Çocuk Yayınları ve Çağdaşlık, Dergiler ve Gençlerimiz, Masallar: Çocukların Huzuruna Çıkarken yazılarının yanında Bozkurt ve Devlet dergilerinde de çeşitli yazılan kaleme almıştır. Özellikle Masallar: Çocukların Huzuruna Çıkarken başlığı altında yazdıklarından kendisinin Türk gençliğine verdiği önemi şu ifadelerden görmüş oluyoruz: “…Onlar (Çocuklar), devletin, milletin geleceğidir. Düşüncelerinin en temizini, kitapların en iyisini, bilgilerin en işe yarar olanlarını, sevgilerin en koyu sıcaklığını onlara sunmalıyız. Televizyonda, radyoda çocukları ilgilendiren programlar, gazete ve dergilerdeki çocuklara hitaben sayfalar büyük titizlikle hazırlanmalıdır…” Yazının devamında ise yetişen çocuklarımızda gördüğümüz sakıncalı durumlardan hepimizin sorumlu olduğuna, yaşadığımız birçok buhranın sebebinin işlerimizi ciddiyetle ele almayışımıza, kendi deyimiyle “bilhassa insanın teşekkül ettiği çocukluk dönemine gereken ehemmiyeti vermememize” söz bağlayarak her birimizin bu hususlar üzerine derin tefekkür etmemiz doğrultusunda çağrıda bulunmuştur.
Yazımızın sonuna gelirken Hasan Kallimci hocamla tanışmama vesile olan, Emine Işınsu ile hatıralarını kaleme aldığı Ablam-Ustam Emine Işınsu adlı eserden bahsedeceğim. Hasan Kallimci, yazarlık adımlarının temelinde Emine Işınsu’nun tavsiye ve öğretileri olduğunu vurgulamış ve bu hususu “Yazarlıkta usta çırak münasebeti pek yaşanmaz, istisnadır. Ben, bu istisnalığı ve Emine Işınsu ustanın tedrisinde yetişmiş olmanın mutluluğunu ömrüm boyunca yaşayacağım” sözleriyle de ifade etmişti. Aralarında candan ciğerden bir muhabbetin olması ve bu detayı Hasan Kallimci hocamın bizzat kendisinden dinlemiş olmak şahsım için çok kıymetlidir. Eserinde benim de kendi yolcuğum için çıkarımlarda bulunduğum, hemen hemen aynı tavsiyeleri şahsından aldığım ustam Hasan Kallimci hocamın aldığı tavsiyeler kendisi tarafından şöyle ifade edilmektedir:
“… Gençlere ve daha üst yaştakilere hitap eden Önce Hürriyet ve Güdüklerin Vedat adlı romanlarımı göndermiştim. (Bunlara sonraki yıllarda bir de Merkezefendi eklenecekti.) Bana ‘Roman yazsana!’ dedi. Çırağının kendisi gibi roman dalında eserler vermesini arzuluyordu. O yıllarda köşe yazıları dahil her dalda yazıyor, her yaştaki insana hitap etmeye çalışıyordum. İlkokul öğretmeni olmamın tesiriyle, İskender ağabeyimin “Dalını seç Hasan!” ikazına ve Başbuğ Türkeş’in “Çok çocuk kitabı yazacaksın Hasan!” buyruğuna uyarak çocuk edebiyatına yöneldim…”
Hasan Kallimci, Emine Işınsu’nun kendisine verdiği tavsiyeleri kitabında işlerken bu tavsiyelerin her yazarın faydalanması gereken hususlar içerdiğine dikkat çekmiştir. Bu hususlardan biri ve genel olanı şöyledir: “Sporcunun antrenman yapması gibi yazmak… Yazar, edebî açıdan beslendikçe yazılar da yazdıkça olgunlaşıyor. “
Zamanının her anını Türk milleti için, Türk milletinin en kıymetli hazinesi olan çocuklar ve gençler için ve onların zihin dünyalarını şekillendirip geliştirmek için harcayan Hasan Kallimci, milleti ilgilendiren her hususta çareler aramış, önerilerde bulunmuş ve gerek gazetecilik hayatıyla gerek dergi yazılarıyla gerek roman ve hikâyeleriyle gerekse de tiyatro eserleriyle, durmak bilmeyen bir azimle bizlere çok büyük ve kıymetli bir ilham kaynağı olmuştur. Türk milletinin edebî hizmetkârı olmayı ömrünün sonuna kadar kendine vazife bilen büyük ustaya sağlıklı ve uzun ömürler diler, ellerinden öperim.
KAYNAKÇA
Kallimci, Hasan (2021), Ablam-Ustam Emine Işınsu, Bengü Yay. Ankara
Kallimci Hasan (2025), Elif Abla, Töre Yay. İstanbul
Kallimci, Hasan (2026), Heratlı Nevâyî, Töre Yay. İstanbul
Kallimci, Hasan (2025), Süpermarketteki Sürpriz, Töre Yay. İstanbul

