
Üniversiteler, içtimai ve siyasi meselelerin en net tezahürlerini gördüğümüz kurumlardır. Genel olarak genç nüfusun oluşturduğu üniversite ve kampüs ortamları dinamizmin zirvede olduğu mekânlar olarak karşımıza çıkar. Dolayısıyla ülkede meydana gelen sosyal ve politik hamleler öncelikle kampüs ortamlarını tesir altına alır. Nitekim 2009- 2015 yılları arasında hükümetin çözüm süreci olarak ifade ettiği dönem, ilim ve irfan yuvası olması gereken üniversiteleri bir kaos ortamına sürüklemişti. 1. Çözüm Süreci olarak da adlandırılan bu dönemde binlerce vatandaşımızı, askerimizi, polisimizi katleden, köylerimizi basan, devlet kurumlarımıza saldırı eylemleri düzenleyen PKK terör örgütü ile müzakere süreci başlamıştı. Terörün sonlandırılması, toplumsal barışın sağlanması, demokratikleşme hareketleri gibi kavramlarla Türk milletine sunulan çözüm süreci iddia edildiği gibi barış getirmemiş aksine mevcut terör örgütü yeni yöntemlerle terör faaliyetlerine devam etmişti. Hatta hükümet tarafından PKK terör örgütü ile müzakere sürecine girilmesi halkın bir kısmında PKK’nın meşru bir zemine oturduğu algısını oluşturmuştu. Bütün bu gelişmeler sonucunda terör üniversitelerde de kendini göstermeye başlamıştı.
Çözüm süreci gereği PKK’nın silah bırakması ve silah bırakan örgüt mensuplarının sosyal hayata entegrasyonu amacıyla gerçekleştirilen uygulamalar, üniversitelerimizi teröre açık hâle getirmişti. Terör örgütü üyesi ve terör destekçisi kitleler üniversitelerde hâkimiyet kurmaya başlamıştı. O dönemleri bir hatırlayalım; üniversite girişlerinde kimlik sorguları, örgütün mimlediği öğrencileri derslere sokmaması, akademisyenlerin tehdit edilmesi, fakülte duvarlarına terör örgütü liderinin posterlerinin asılması gibi akıl almaz olayların yaşandığı bir dönem geçirmiştik. Çözüm sürecindeki yasal düzenlemelerdeki tavizler arttıkça üniversitelerde yaşanan olayların şiddeti de aynı oranda artmaktaydı. Başta Dicle, İstanbul, Ege ve ODTÜ olmak üzere ülkedeki pek çok üniversitede buna benzer hadiseler yaşanmaktaydı ancak çözüm sürecinin üniversitelerdeki en ağır sonucu Ege Üniversitesinde gerçekleşmişti.
Ege Üniversitesinde de tablo aynıydı: PKK Terör örgütü destekçileri üniversitede adeta yönetimi ele geçirmiş; derslikleri basıyor, vatansever gençlerin eğitim-öğretim hakkını engelliyor ve kampüste terör propagandası yapıyordu. Fakülte önlerinde stantlar açılmış PKK marşları çalınıyor, PKK terör örgütünün afişleri dağıtılıyordu. Üniversite yönetimi ise kampüste yaşanan terör olaylarına karşı sessizdi. Ege Üniversitesi terör yuvası hâline gelmişken yaşananlara bir isim karşı durdu: Fırat Yılmaz Çakıroğlu.
Fırat Yılmaz Çakıroğlu önce durumu yetkili mercilere bildirmiş önlem alınmasını talep etmişti, ancak geri dönüş alamamıştı. Bunun üzerine üniversitedeki milliyetçi-vatansever gençleri toplayarak yaşanan terör olaylarını protesto etmişti. Elbette ki Fırat Yılmaz Çakıroğlu’nun dik duruşu terör destekçilerini rahatsız etti. Önce fakültelere resimlerini asıp hedef gösterdiler, sonra kampüse girmesini engellemeye çalıştılar, 20 Şubat 2015 tarihinde ise PKK’lı teröristler Fırat Yılmaz Çakıroğlu’nu haince şehit ettiler. Fırat Yılmaz Çakıroğlu’nun şehadeti sürecin geldiği noktayı acı bir şekilde göstermişti. Teröristler üniversitede bir öğrenciyi şehit edebilecek kadar yayılmışlar, kampüslerimizi PKK kampına çevirmişlerdi.
Tarihi “tekerrür” diye tarif ediyorlar,
Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?
2015’te 1. Çözüm sürecinin üniversitelerdeki en acı yansımasının yaşandığı o günden bugüne 11 yıl geçmiş. Maalesef ki gelinen noktada tarihin tekerrürüne şahit oluyoruz. Türkiye’de tekrardan PKK ile müzakere sürecine girilmiş, bu sefer ismi biraz daha yumuşatılarak “Terörsüz Türkiye” olmuş fakat Terörsüz Türkiye süreci kapsamında atılan adımlar, dile getirilen söylemler, hazırlanan yasal düzenlemeler 1. Çözüm Süreci ile benzerlik göstermekte. Bu sebeple yaşanan süreci 2. Çözüm Süreci olarak da adlandırabiliriz. Yazının muhteviyatı itibariyle 1. Çözüm Süreci’nde olduğu gibi yeni dönemde de üniversitelerin bu politikadan nasıl etkilendiğini ortaya koymaya çalışacağız.
“Terörsüz Türkiye”, “umut hakkı” gibi söylemler ile başlayan süreç geçmişte olduğu gibi üniversitelerde barınan terör gruplarına cesaret vermiştir. Öyle ki bazı üniversitelerde gayrıresmî bir şekilde PKK propagandası yapılan topluluklar kurulmuştur. Anadilde eğitim hakkı sloganı ile faaliyetlere başlayan bu tür gruplar, süreç ilerledikçe açık bir şekilde PKK/KCK terör örgütlerinin propagandasını yapar hâle gelmiştir.
Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi hükümetlerin terör örgütleri ile masaya oturması terör örgütü mensuplarına ve terör zihniyetine meşruiyet kazandırılmasına yol açacaktır. 2025-2026 yılları arasında üniversitelerde meydana gelen olaylar tek bir terör yapılanmasının ürünü değildir. Bu da gösteriyor ki yeni dönemde terör zihniyeti de üniversitelerimize yerleşmeye başlamış.
2. Çözüm Süreci ile beraber propaganda yöntemini benimseyen guruplar sürecin tavizlerle ilerlemesi sonucunda saldırı eylemlerine de başlamıştır. Eylül 2025 tarihlerinde DEÜ ve ODTÜ gibi üniversitelerde terör zihniyetine sahip gurupların üniversitelerdeki milliyetçi öğrenci guruplarına saldırdığı haberleri bu durumun göstergesidir. Yakın tarihlerde ODTÜ’de bahar şenliği sırasında Türk bayrağına yapılan saldırı ve sonrasında milliyetçi öğrencilerin hedef alınması da şiddetin dozunun her geçen gün arttığına işaret etmektedir.
Terörsüz Türkiye sürecinin başından beri yaşanan bu gelişmeler üniversitelerimizde yapılanmış, saldırı eylemine geçmek için hazır bekleyen terörist guruplarının varlığını göstermektedir. Süreç ilerletilirken üniversitelerdeki bu tehdidin de büyüme ihtimali göz ardı edilmemelidir. Geçmişte “sürece zarar veririz” endişesi ile ihmalkar davranan üniversite yönetimleri bugün aynı hataya düşmemelidir. Geleceğimizin teminatı gençlerin, ilim ve irfan ışığında yetişeceği üniversite ortamlarının terörden uzak bir bilim yuvası olabilmesi için gerekli tedbirler alınmalıdır.
İlgili kurumların üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmesi ile beraber terör zihniyeti ile mücadele; gençlerin doğru, iyi, güzel olana yönelmesi ile gerçekleşecektir. Bu grupların üniversitelerdeki hedef kitlesi yani gençlerimiz değerlerinden koptuğu takdirde bu zihniyete kurban gidebilmektedir. Türk gençliği; Türk ahlakıyla, Türk töresiyle, Türk kültürüyle bezendiği müddetçe bu tür guruplar hedeflerine ulaşamayacaktır. Tarihin tekerrür etmemesi için Bilge Kağan’ın bizlere seslenişine yeniden kulak verelim:
Ey Türk, üstte mavi gök çökmedikçe, altta yağız yer yarılmadıkça senin ilini ve töreni kim bozabilir? Titre ve kendine dön!

