

Dört bin yıllık tarihin çocuğu, uzun ve ihtişamlı bir mücadele hayatının bugünkü temsilcisi Türk genci, adını bir kere daha medeniyet tarihinin sahifelerine altın harflerle yazdırmak üzere yeni bir fırsatın eşiğinde bulunuyor. Bu, türlü desise planlarıyla, doğrudan doğruya manevî değerlere saldırarak millî bünyeleri tarihte eşine rastlanmamış ölçüde tahrip eden ve dünyayı yüz kızartıcı kölelik karanlığına boğmak isteyen korkunç bir rejimin ilk ve en yakın hedeflerinden biri haline gelen Türkiye’nin manevî şahsiyetinde cihan medeniyetini kurtarmak mücadelesidir.
Milletlerin iki safa bölündüğü zamanımızda aziz vatanımızın, coğrafî mevkii ve stratejik durumu icabı, içinde bulunduğu ciddiyetin şuuruna ermiş olarak, memleketi bu gaddar ve imhakâr sistemin tasallutundan masun tutmak vazifesini ifada ne tereddüde düşmesi, ne de gecikmesi elbette bahis mevzuu olmayan Türk genci, bir ölüm-kalım çizgisine itilmek istenen Türkiye’yi, Büyük Atasından devraldığı Türk istiklâl ve cumhuriyetini müdafaa ve muhafaza kararı ile bir iman seddi halinde nöbet tutmaktadır.
Ancak, Türk’ün insan hakları ve medeniyet koruyuculuğuna yeni bir örnek vermeğe hazır Türk gencinin bu kutsî vazifesini layığı ile yapabilmesi için iyi anlaması gereken bazı hususlar vardır ve bunlar girişilecek savaşta hareket noktasının tespiti bakımından kesin bir ehemmiyeti haizdir. Türk genci, etrafını çeviren imha çemberini, Türklük âleminin son müstakil ülkesi olan güzel yurdumuzun hudutlarında kırdığı gün, bütün Türklük için yapmış olacağı vazife yanında, beynelmilel sahada da azametli bir hizmet ifa etmiş olacaktır ki, dünya milletlerinin hemen hemen yarısının hür milletler safına iltihakını temin edecek bu tutumu ile, insanlık haysiyeti içinde yaşamak emelindeki milyonlarca kişinin minnetini kazanacaktır. Türkiye böyle beşeriyet ölçüsünde bir hizmeti yapmak mevkiinde olan yegâne memleket vasfındadır.
O halde, Türk gencinin vazifesi iki cepheli olarak tecelli etmekte, başka bir ifade ile, bu vazife iki istikamette gelişmek zaruretinde bulunmaktadır. İstikametlerden biri, içe doğru, millî meselelerin halline; diğeri dışa doğru, hür dünya ile görüş ve anlayış birliğine yönelmiştir. Türk gencinin milletlerarası mahiyetteki vazifesi, Cumhuriyet hükümetleri tarafından Türk milletinin tarihî gerçeklerine uygun şekilde takip edilen dış politikası vasıtasıyla tayin edilmiştir. Esasen hürriyet ve istiklâl sevgimizin coşkunluğu sebebiyle Türk milletinin hür milletler blokuna bağlanması içtimaî ve siyasî şartlarımızın tabiî neticesidir. Fakat bu bağlılık basit ve geçici askerî ittifaklardan ibaret olmayıp, hürriyet ve demokrasinin kaynağı insan kültürünün devamını sağlamak fikrinde temellenen ve ihmali asla caiz olmayan bazı vecibelerin yerine getirilmesini gerekli kılmaktadır. Söylemeğe hacet yoktur ki, bu vecibeler mevzuunda Türk genci yalnız değildir; aynı gayeye doğru yürüyen hür dünya gençliği tarafından desteklenmektedir. İşte bu dayanışma ve medeniyette, ilimde dostça yarışma durumudur ki, Türk gencinin milletlerarası vazifesinin karakterini ortaya koyar.
Türk genci, kendi hesabına ve beşeriyet uğrundaki müşterek dâva namına, cihan medeniyetinin gelişmesine yardım edecektir. Medeniyet, çeşitli kültürlerin ihtiva ettiği kıymetlerin birbirleriyle karşılıklı tesirleri neticesinde milletlerarası itibara yükselen değerler mecmuası olduğuna göre de Türk genci önce kendi millî kültürü üzerine eğilecektir. Millî kültürün kuvvetlenmesi ve zenginleşmesi ile paralel olarak şahlanan ilim, memleketin kalkınmasını sağlayacak, teknik imkânları artıracak, halkın maddî refah seviyesini yükseltecek, böylece Türk milleti, vatanın üzerindeki hoyrat bakışlarını aralamağa bile lüzum görmeyen, akıl, mantık ve insaftan nasipsiz ve yalnız içgüdülerinin emrinde hareket eden aç gözlü cemiyetlerin iştihalarını körletmek imkânını elde edecektir.
Türklüğü dört bin yıldan beri hâkim ve efendi millet olarak yaşatan millî kültürün başlıca unsurları Türk dili, din, Türk ahlâkı ve Türk terbiyesidir. Bundan dolayı Türkçe, özleştirme, arındırma vesair her ne ad altında olursa olsun, her türlü tecavüzden uzak tutulacak, Türk âleminin ortak dini haline gelen İslâmiyet emsalsiz bir manevî bağ olarak muhafaza edilecek, Türk terbiye ve ahlâkının geliştirilmesine çalışılacaktır. Bunların yanında da millî varlığı garanti eden hukuk, iktisat vb. hususlar işlenecektir. Ancak hukukî ve iktisadî nizamın Türk sosyal gerçeklerine uygunluğu gözden kaçırılmayacaktır. Bu bir zarurettir, çünkü, Türk tarihinin normal seyri içinde muhteva kazanan Türk hukuk anlayışına zıt mevzuatın, tatbiki kabiliyetten mahrum, cansız hükümler olmaktan ileri geçemeyeceği, diğer taraftan, Türk milletinin içtimaî telâkkileri ve umumî yaşayış şartlarına aykırı bir takım ezberlenmiş, aktarma iktisat nazariyelerinin de manasız, spekülatif düşünceler olarak kalacağı aşikârdır. Memleketin ve milletin tarihî, kültürel ve içtimaî realiteleri dikkate alındığı takdirde gerçekleşmesi muhakkak olan edebî kudreti yüksek, ilmî ve felsefî mefhumları ifadeye yeterli bir Türkçe, vicdanın derinliklerinde akisler bulan bir din, asırlarca Türk cemiyetine yön vermiş bir ahlâk telâkkisi ve terbiye tarzı ile bezenmiş, hukuken ve iktisadî bakımdan muvazeneli kıymetlere sahip olmuş 32 milyon Türk’ün neler yapmağa kadir olduğu tasavvur olunabilir.
Bütün bu imkânları sağlayacak varlık, atalarının müstesna meziyetleriyle donanmış olan Türk gencidir. Gerçek şudur ki, milletler, ruhunun safiyeti, gönlünün samimiyeti ve enerjisinin sınırsızlığı ile ömrünün baharında heyecan şahikalarında süzülen gençlik kartalının kanatlarında yükselir. Bu kanatlardan biri millî kültür, öteki ilimdir. Türk genci de büyük ve asil bir millete mensup olmanın verdiği gurur şevkiyle ilim için ve Türk kültürü için çalışacak, her başarısının vatanın inşasında pek şerefli bir pay olduğu şuurunun hazzı ile daima vazifesine devam edecektir. Aziz Türk genci her şeyin vatan için olduğunu hatırdan çıkarmayacak ve hayatını buna göre ayarlayacaktır.
Türk genci bugün belki bir lise yahut üniversite talebesidir, fakat kısa zaman sonra memleket mukadderatına el koyacaktır. Avukat, hâkim, savcı olarak, adaleti koruyacak, mazluma hakkını verecek, zalime haddini bildirecek, kaba kuvveti, zorbalığı yere serecek, yurtta huzur ve sükûnu sağlayacaktır. Asker olarak, milletin namus ve haysiyetini kahramanca müdafaa edecek, silâh elde uykusuz geceler geçirerek memlekete düşman ayağı bastırmayacak ve gerektiği anda canını feda edecektir. Öğretmen olarak, bir maneviyat mimarı sıfatıyla, yavruları terbiye edecek, fedakâr ve vefakâr nesiller, faydalı vatandaşlar yetiştirecektir. Edip ve sanatkâr olarak, ince hayali ve kudretli kalemi ile Türkün duygu ve iştiyaklarını dile getirecek, Türklük atmosferini bayrak gibi dalgalandıracak, milleti kültürce ve bediî zevk bakımından besleyecektir. Teknik adamı olarak, vatanı bir baştan bir başa yollar, fabrikalar ve diğer sınaî tesislerle donatacaktır. Gazeteci olarak, bütün gücünü halkın hizmetine verecek, millete doğru yolda rehberlik yapacaktır. Siyasetçi olarak, millî menfaatleri yurt içinde ve yurt dışında muvaffakiyetle koruyacak, Türk milletinin itibarını yükseltecek, hürriyet ve demokrasinin müdafaacısı olacaktır.
Hülâsa Türk genci, hangi mesleğe girerse girsin, şunu asla unutmayacaktır: Her şey vatan içindir. Ancak, millî ve milletlerarası vazifesini ifa ederken Türk gencinin bilhassa dikkat edeceği noktalar vardır. Meselâ mevcut hukukî mevzuat millî birliği temin bakımından tam olmayabilir veya gerekli hükümlerden mahrum bulunabilir. Yürürlükteki okul müfredat programları, talimatnameler ve tatbiki istenen öğretim ve eğitim usulleri Türk gerçeklerine ve hakikî ihtiyaçlara aykırı düşebilir. Orduda vasıtalar eksik olabilir. Edebî ve sanat hayatımızda sahte “Gerçekçilik” nev’inden bazı cereyanlar millî havaya hâkim gibi görünebilir. Gazetecilik mesleği bütün gayretlerin yalnız haber yayma düşüncesi etrafında toplanmasını icap ettirebilir. Siyasette parti mülâhazaları bazan rejimin sarsılmasına yol açabilir, hatta memleket aleyhine tecelli edebilir ve nihayet Türkiye’de bir takım «dalâlet içinde bulunan bedhahlar» her sahada nüfuz sahibi olmak durumuna girebilirler. Bütün bunlara rağmen Türk genci, kanunları tatbik ederken, askerlik yaparken, okulda ders verirken, gazete veya dergi yayınlarken, edebî eserler meydana getirirken ve siyaset sahnesinde memleketi temsil ederken, her an ve her yerde, eğilmez ahlâkı ve bükülmez iradesiyle, millî menfaatler yanında yer alacak, onun tahakkuku için aşılması imkânsız bir mânia heybeti ile direnecek, milletin hakkı ve vatanın selâmeti istikametinden inhiraf etmeyecektir. İşte ancak o zamandır ki Türk genci, bu millete lâyık ve bu yurda yakışır bir evlât, şanlı ve ihtişamlı Türk tarihini yaratan şövalye ruhlu atalarının çocuğu olarak öğünebilecektir. Bu öğünme ile ifa ettiği vazifeden doğacak huzur onun saadet hazinesi olacaktır.
KAYNAK
Kafesoğlu, İbrahim. Türk Gencinin Vazifesi. Milli Hareket dergisi 54.Sayı 14.Sayfa. Ocak 1971.

