GALİP ABİ İLE DERTLEŞME

5
(1)
GALİP ABİ İLE DERTLEŞMEYağmur Kaban

Küçükken bayrak sevgisiyle büyüttüler beni. Öpülürdü bayrak, yere düşürülmezdi, çiğnenmez, çiğnetilmezdi. Tabi bir de yakılmazdı! Küçükken vatan sevgisiyle büyüttüler beni. Bölünmezdi, parçalanmazdı, parçalatılamazdı. Küçükken Türk milletinin sevgisiyle büyüttüler beni. Şanlıydı, şerefliydi, köklü bir tarihi vardı. Küçükken asker sevgisiyle büyüttüler beni. Sayılırdı, sevilirdi; çünkü o vatanı beklerdi. Küçükken şehit haberleriyle büyüttüler beni. Çünkü PKK dedikleri hain bir örgüt vardı. Vatanımı milletimi bayrağımı  tüm sevdiklerimi benden almak isteyen… Askerlerimi, milletimin fertlerini şehit ediyorlardı.

Büyüdüm şimdi. Küçükken ailemin beni böyle büyüttüğü bu ortamda, böyle bir sosyolojide şerefin de tanımı da belliydi şeref yoksunluğunun da. Hain kimdi, bilinirdi. Bayrağımın ne olduğunu ailemde, okulumda, ülkemde öğrendim. Egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğunu bu topraklarda bayrağıma bakıp haykırdım. Ben bunları koskoca maziden atiye uzanan bir milletin içinde öğrendim. Peki şimdi yaşanan onca olay, söylenen onca şey… Büyüdüm şimdi, yaşı her zaman aynı kalacak şehitlerin gömüldüğü bu topraklarda.

Sığ, sığ şimdi şu dört duvarın arasına. Al kalemi eline ve yaz. Yaz ya da bağır, haykır içindekileri. Al şu sözlüğü eline bak. Ya da iki tuşla internetten sorgulat. Egemenlik neydi, hain kime denirdi, Türk kimdi, vatan kime aitti, halk neydi millet neydi, iktidar kime denirdi, satan ile satılan arasındaki fark neydi? Hücum ediyorlar beyin hücrelerime. Haberleri okurken alkış sesleri kulaklarımda çınlıyor. Kapatayım kulaklarımı diyorum, kapatamam. En iyisi biraz da olsa bir şeyler karalamak. Belki bir nebze içimdekiler dökülür de rahatlar düşünmekten felç olan beynim.

….

Kısaca; sosyoloji bilimi 200 yıl önce toplumu anlamak topluma huzur vermek, toplumun dinamiklerini anlayıp anlamlandırmak için kuruldu. Sosyolojiye göre toplumlar bazen belirli aşamalardan geçer. Bu aşamaların yarattığı değişimler de fertleri etkiler. Toplumsal krizlerden geçerken kişinin yaşadığı kaygı, bunalım yıkım da anomi kavramını işaret eder. Durkheim’ın ortaya attığı bu kavram, İntihar kitabında sık sık değindiği bir kavramdır. Toplum düzeninin bozulduğu dönemlerde, bireyler nasıl davranmaları gerektiğini bilemez hâle gelir. Ne doğru ne yanlış gibi. Belirsizlik hâkim olmaya başlar ve birey psikolojik olarak bunalıma girer. Bunun sonucu kendine zarar vermeye kadar gider. Durkheim özellikle ekonomik değişim dönemlerinde, toplumun hızla değiştiği dönüştüğü dönemlerde bu durumu gözlemler. Çağımızda kentleşme, dijitalleşme, ekonomik krizler, geleneğe dair bağların zayıflaması ve aidiyet duygusunun azalması anomi koşullarını zaten oluşturuyor. Peki ya şimdi? Bu düzen, yaşananlar, yaşatılanlar? Fert ile toplum bu kadar iç içe iken onca yaşanan şeyin bu milletin fertlerini etkilememesi mümkün mü? Bir çerçeveye sıkıştırılanlar, bu toplumun varoluş kodlarını, felsefesini her şeyini bir uçtan bir uca doğru sürüklemenin adımları iken ne olacak bu milletin hali? Her şeyin bir kılıfa uydurulduğu, her şeyin ve herkesin bu denlice etiketlendiği bir ortamda toplumsal huzur ve güvenden bahsetmek ne kadar olası?

Güven nedir, hiç üstüne uzun uzadıya düşündünüz mü? Kemal Sayar, kısa ve net bir şekilde güveni bir kişinin dürüstlüğüne olan inancın tam olması ile açıklar. İnsan ilişkilerinde kritik rol oynayan güven kuvvetli bağların oluşmasını sağlar. Sonuçta güven, karşıdaki kişinin hem dürüstlüğüne hem de niyetine inanmaktır. İnsanın temel ihtiyaçlarından biri aslında güvendir. Yanında güvende hissettiği insanlarla vakit geçirmek ister. Güvendiği inandığı bir toplumda var olmak, yaşamak ister. İnsandan hareketle gelinen toplumsal güven kavramında ise bireylerin toplumda yaşadığı diğer insanlara özellikle kurumlara duyduğu ortak inanç söz konusudur. Kişi içinde bulunduğu toplumun adaletine inanır, eğitim programlarına güvenir gibi. Toplumdaki fertlerin huzurla yaşaması için gerektiğinde onları birbirinden bile korumakla mükellef olan kurum ve kuruluşlara güvenmesi gerekir. Tabi onlara da yön veren kişilere, kurum ve kuruluşlara onları temsil eden vekillere olan inancı sarsılmaya başlarsa güvenlik ve aidiyet inancı da tahrip olmaya başlar. Bu bazen bir kaos ortamı üzerinden yıkımlara sebebiyet verirken bazen de kişilerin kendi içinde yıkım süreçlerine neden olur.

… Sığ, sığ şimdi şu dört duvarın arasına. Al kalemi eline ve yaz. Yaz ya da bağır, haykır içindekileri. Al şu sözlüğü eline bak. Ya da iki tuşla internetten sorgulat. Egemenlik neydi, hain kime denirdi, Türk kimdi, vatan kime aitti, halk neydi millet neydi, iktidar kime denirdi, satan ile satılan arasındaki fark neydi? Hücum ediyorlar beyin hücrelerime. Haberleri okurken alkış sesleri kulaklarımda çınlıyor. Kapatayım kulaklarımı diyorum, kapatamam.

Kalemi elimden bırakıyorum. Toparlanması yazılması gereken onca şey var lakin biraz dinlenmezsem karalayıp karalayıp yırtacağım sayfaları. Uyku girmeyen gözlerim şimdi acıyor. Uyu diyorum, beynime emir veriyorum. Yoksa oturup yazı yazmam cümlelerimi toparlamam mümkün değil. Yatağa gitmek istiyorum, gidemiyorum. Şuracıktaki divana uzanmak en iyisi. Uyu artık uyu, boğazındaki düğüm uyumayınca da geçmeyecek. Gözlerim kapanıyor, teslim oluyorum şu an teslim olmak istediğim tek şeye.

“Özel Harekat Polisi Bayram Çiçek dün şehit düştü. Kahreden haberi alan babaannesi ise o acıya dayanamadı vefat etti. Babaanne torun sonsuzluğa birlikte uğurlandı.”

“Şırnak’tan gelen acı haberle başlayacağız haberlere. Mehmetçik Besler Dereler bölgesinde PKK lı teröristleri bir mağaraya sıkıştırdı. Çıkan çatışmada uzman çavuşlar -Serkan Ölmez, Ömer İlhan Bayram Doğan, Gaffar Mayik ile korucu Cevher Özgün şehit düştü.”

“Bugün günlerden 7 Eylül 2015. 6 Eylül 2015’te dün akşam acı haber Dağlıca’dan geldi. Dağlıca’da yapılan baskında 16 askerimiz şehit düştü.”

15  Ağustos 1984 gününden bu yana, ilk şehitten günümüze…

Şehit Jandarma Komando Er Süleyman Aydın

Şehit Astsubay Çavuş Memiş Arıbaş ….

Şehit Nurcan Karakaya

Şehit bebek Bedirhan Mustafa Karakaya. Şehit bebek… şehit bebek… şehit…

Siz yavrumu böyle mi getirdiniz? Ben size böyle mi teslim ettim? Ah benim ala gözlü kuzum…Kuru ekmeklerle büyüttüydüm komutanım ben onu. Yoklukla büyüttüydüm ben onu. Ben size böyle al bayrak üstünde mi teslim ettim?

Uyan Yağmur! Uyan ve uyutma!” Derin bir uyku içindesiniz. Rahatsınız, huzurlusunuz, memnunsunuz ! Olup bitenleri görememenin, uyandırılacağınızı düşünememenin keyfini sürüyorsunuz. Saadetinizin hep böyle devam etmesini, hiç uyandırılmamanızı isterdim. Fakat maalesef bir gün gelecek, siz de uyandırılacaksınız. Yazık ki o zaman, “Artık çok geç olacak !” Bir daha uyumak şöyle dursun yatak bile bulamayacaksınız. Ve o vakit, sizin hesabınıza üzülmek yine bize düşecek.”

Galip abi… Ağlayarak uyanıyorum. Nasıl uyuyayım şimdi? Bilmenin yükünü, ağırlığı taşıyorum her hücremle. Biliyorsam sorumluyum. Dinmeyecek, bitmeyecek, rüyalarıma kadar sızan bu haberler dev ekranlarıyla gerçeği görmem için duymam için beni takip edecek. Peki ne yapacağım? Doğruyu söylemek haykırmak, sokaklarda yürüyüş yapmak bile gözaltı için sebep. Doğruyu söylemenin, Türklüğü haykırmanın suç olmasına mı yapayım, konuşsan da haykırsan da “senin çapın bu kadar seni dinleyen kim” diyen düzenin benim elimi kolumu bağlamak için uğraşmasına mı? Güven diyorduk ya hani. Doğan Cüceloğlu’nun da dediği gibi insanın varoluşunun beş boyutu vardır: kaale alınmak/umursanmak, kabul edilmek, değerli olmak, yeterli olmak, sevilmek. Kahrolsun kendi evladını kaale almayan düzen. Kahrolsun kendi vatandaşını görmeyip başkalarını gören düzen. Kahrolsun senin ne dediğin umrumda değil deyip kendi milletine ve fertlerine değer vermeyen düzen. Kahrolsun yeterliliği, gelişimi için vatandaşına yatırımı milli yapmak yerine onu bozuk bir düzene savuran düzen. Kahrolsun milletinin fertlerini sevmek yerine vatandaşına “Ananı da al git” diyen düzen.

Evet, büyüdüm şimdi. Sus diyorlar, görme bir şeyleri. Sen görmüyor musun çöp poşetlerine konulan protezleri? Biz bazı şeyleri köprüye intihar girişimi için çıkan gazimizle kaybettik. “Sen mi düzelteceksin şu bozuk düzeni? Alırlar evladım seni de içeriye. Bunlar hesaplamıştır her şeyi.” Diyenlere ve bizleri görmeden yok sayarak her şeyi hesapladıklarını düşünenlere şunu diyorum:  Her şeyin bir hesabı vardır belki ama bilmediğiniz bir şey var:

Küçükken andımızla büyüttüler beni. Varlığımı Türk varlığına armağan etmeyi işte o gün öğrendim.

Bu yazı ne kadar faydalıydı?

Puan vermek için bir yıldıza tıklayın!

Ortalama puan 5 / 5. Oy sayısı: 1

Henüz oy yok! Bu yazıyı ilk siz değerlendirin.

Bu yazıyı faydalı bulduysanız...

Bizi sosyal medyada takip edin!

Bu yazının sizin için faydalı olmamasından dolayı üzgünüz!

Tell us how we can improve this post?

Yorum bırakın