Biraz basit, bir hayli bayat ama yine de ünlü bir, bir söz vardır “Renkler ve zevkler münakaşa edilemez.” Kimin, nerede, ne zaman ve hangi sebeple söylediği pek belli değilse veya ben bilmiyorsam da çok münasip bir söz. Herhalde zevklerinden ve sevdiği renklerden ötürü hiç kimsenin kınanamayacağı, hiç kimseden niye zevklerin böyle veya niçin şu renkleri seviyorsun diye, hesap sorulamayacağı manasına geliyor. Aslında, zevkler ve renkler konusundaki tercihler diktatörlükle idare edilen ülkelerde bile suç sayılmaz. Nerede kaldı, düşünceleri ve şüphesiz duyguları açıklama hürriyetinin fazlası ile mevcut bulunduğu Türkiye’mizde suç sayılsın. İşte ben, bu imkanlardan istifade edip en çok sevdiğim renk üstüne birkaç satır yazmak istedim. Başkalarının sevdiği renkleri kötülemeğe de hiç niyetim yok!

                Bendeki mavi sevgisinin kaynaklarından biri tarihtir. Milletimiz göğün mavisini öyle çok sevmiş ki, göğü ve maviyi ifade için tek bir kelimeyi yeterli saymış ve maviye, gök demiş. Tekliğine ve sonsuz kudretine her zaman inandığı Allah’ına da, Gök Tanrı adını vermiş, yaradanını mavilikler içinde düşünmek hoşuna gitmiş. Ergenekon’dan çıkışta yalnız bozkurt değil, gök bayrak da vardı. İlteriş Kutluk Kağan’ın Türkelinde açtığı bayrak, mavi idi.

                Mavi sevgisinin başka bir kaynağı felsefedir. Mavi, sonsuzluğun rengidir. Sonsuz maviliklerde yüceliklerini ulaşılmazlıklardan alan hedefler, tadına doyulmamış rüyalar, hayal edilmeleri bile en ağır acılara dayanmamızı mümkün kılan güzellikler gizlidir. Esrar bahçesine açılan kapılar mavidir ve eğer böyle bir kapı olmasaydı, tabii bana göre, hayat yaşanmağa değmezdi.

                Bendeki mavi sevgisinin diğer bir kaynağı hayat ve coğrafyadır. Dünyamızın dörtte üçü denizdir ve su, hayatın kaynağıdır. Renksiz, kokusuz bir sıvı diye tarif edildiğine bakmayın, denizin suyu mavidir. Çok sayın bilginlere göre, mavi denizler olmasaymış, yaşamak hiç mümkün değilmiş.

                Sanatı seven, maviyi de sevecektir. Elin adamları Türk’ün mavisine özel bir ad vermiş, “Turkuoz” demişler. Türk mavisini tutturmak, hele günümüzde, çok güç ve ince bir sanattır.

                Mavi, bilinmezliğin ve sonsuzluğun yanında, hürriyeti de temsil eder. Zaten hürriyet sonsuz bir rüya ve bilinmez bir hayal değil midir? Yahya Kemal merhumun tesellisini insanoğluna kim çok görebilir “Yürü hür maviliğin bittiği son hadde kadar – İnsan alemde hayal ettiği müddetçe yaşar.” Hayal etmeğe yalnız mecbur değil, hatta mahkumuz. Hem de, ancak insanların hayal kurabildiğini hiç unutamayız.

                Bayrağımız elbette güzeldir. Ama, “Mavi göklerin kızıl ve beyaz süsü” olduğu zaman, daha bir güzelleşir.

                “Mavi dünya”yı, “Mavi yolculuk”u dilerseniz geçelim. Gençliğimde, herkesin dilinde gezen bir türkü vardı “Mavili, ille de mavili, ille de mavili.”

                                                                                                                                                             Mektuplar, 1984