DİYALEKTİK MATERYALİZM – 4 (KANUNLAR)
Serimizin önceki yazılarında metodun yalnızca gayeden uygulamaya gidişte değil tarifleri ve mefhumları oluştururken de kullanıldığını zikretmiştik. Bu hatırlatmanın üzerine, kabullerin […]
Serimizin önceki yazılarında metodun yalnızca gayeden uygulamaya gidişte değil tarifleri ve mefhumları oluştururken de kullanıldığını zikretmiştik. Bu hatırlatmanın üzerine, kabullerin […]
“Aslında, felsefede, Platon’dan bu yana bilinmektedir ki düşünmek ve konuşmak bir aynı şeydir ama öyle anlaşılıyor ki ‘Türkiyeliler’ bundan müstağnî
Bazı eserler vardır. Milletlerin tarihinde adeta bir köşe taşı olur. Mesela Göktürk Kitabeleri, Türk devlet felsefesini yansıtması bakımından paha biçilemezdir.
Mânânın veçhinde maddeye ışık olması temennisiyle yazmaya gayret ettiğimiz serimizin ilk yazısında nüvelerini Antikite’den alan ve Avrupa’da filizlenen bir istismar
“Ağam niçin melûl oldun? Aşk bahrinde gemin vardır.” Rivayet odur ki Tanrı, yarattığı ruhlara Kâl-u Belâ’da tek bir soru sormuş:
Bir önceki yazımızda tarihî serencamına yer verdiğimiz diyalektik materyalizmin kavramlarına bu yazımızda giriş yapacağız. Bir fikir sisteminin yahut bir felsefenin,
Milletlerin aşk çağında büyük âşıklar yetişir. Bu büyük âşıklar 9 şavklı bir “ziya” olur, insanlığın mukadderatını tâyin eder, milliyetlerini şaha
Varlığı yekûn hâlde anlamlandırma potansiyeli bulunmayan milletler, varlık tasavvurunu parçalar. Varlığın birbirini takip eden iltisaklı süreçlerde tekâmül ettiğinin idraki kaosu
“Âşıklıktaki mesele kalpte dönen bir ateştir.” Bu yazıyı kaleme almak ve Taşer’in meselesini yazmak hadsizliği, Taşer’in meselesini yaşayamamanın ıstırabından doğmuştur.
…Ve ben yazılarımı hep aklımı, mantığımı, zekâmı, duygularımı; inancım adına, inancım için kurşuna dizerek yazarım… -Necdet Sevinç Milliyetçi Türkiye’nin üveyik
Doğrusunu söylemek gerekirse Yeni Ufuk dergisinin düzenlediği “Türkçülüğün Esasları’nın 100. Yılında Türk Milliyetçiliğinin 100 Yılı” sempozyumuna istinaden çıkarttığı Aralık sayısında
Yazı yazmak bir fazilet ve meziyet işidir. Yazmak vazifesi sayesinde yazar, dimağının kurak kalmış çöllerinde Leylâ’sını arayan Mecnun’a su ikram
Bir önceki yazımızı bitirirken “gerçekleşmesini mümkün görmediğimiz Türk laikliği ve Türk sekülerliği” ifadesini kullanmıştık. Bu yazımızda gerçekleşmesi neden mümkün olmadı?
Batı için insan-eşya münasebetlerinin tabii bir sonucu olarak gördüğümüz sekülerizm, dünya hâkimiyeti idealini eşyaya hükmetmek üzerine inşa etmişti. Parçalanmış bir
Sekülerizmi “Batı’yı Garp yapan dünyevileşme meselesi” olarak tanımlamıştı Durmuş Hocaoğlu.[1] Dünyevileşme; Batı için insan-eşya münasebetlerinden doğan sosyal bir vakıa olarak