TÜRK-İSLÂM SANATI
Türk-İslâm kültüründe sanat, fert ve cemiyet olarak insanın, <<objektif kalıplardan>> sıkılarak kendine yönelmesi, kendi sübjektifliğinde mutluluk araması ve nihayet merhale
Türk-İslâm kültüründe sanat, fert ve cemiyet olarak insanın, <<objektif kalıplardan>> sıkılarak kendine yönelmesi, kendi sübjektifliğinde mutluluk araması ve nihayet merhale
Yıllardan beri, bazı ümitsizlerden mektuplar alırım hayatımda bu dipsiz ruh kuyusuna bende birkaç defa düştüğüm için, oradan dışarı çıkmanın yolunu
Andrê Maurois “Bir Yaşamak San’atı = Un Art de Vivre” adlı kitabı, ki Türkçeye de çevrilmiş ve geçenlerde Kanaat Kitabevi
Geçen sayıda belirttiğimiz üzere ilim, objektivizme ve determinizme dayanarak üniversal (âlemşümul) hakikati aramaktadır. İlim, bu tutuşu ile gerçekten <<âlemşümul hakikate>>
Her inancın sert ve mutedil şekilleri vardır. Sert dindarlık, sert milliyetçilik, sert inkılapçılık, sert ilimcilik, sert sosyalistlik vb. gibi. Bu
İlim, bir bakıma <<objektif gerçeği>> aramak demektir. Objektiflik ise, insanların hislerini, eşya ve olaylara bulaştırmadan, doğrudan doğruya tabiatta veya cemiyette
Bir milletin tarihi, kültürü, medeniyeti ve ülküsü zaman ve mekân içinde <bir bütünlük> ifade eder. Millî vicdan bu konudaki tezatları
Münakaşayı sever misiniz? Hiç sevmezseniz bile buna mecbur olduğunuz anlar çoktur; çünkü yanlış düşündüğünüzü söylemekten zevk alanlar az değildir. Muhtelif
Biz, Türk milliyetçileri olarak, barışı seviyoruz, istiyoruz ve bütün gönlümüzle özlüyoruz. Ancak, esefle belirtelim ki, tarih ve içinde yaşadığımız zaman,
Yalnızlar, zulmeti aydınlatmak için, bir mefkûrenin alevi ile tutuşmuş çırağlardır ve yalnızlık bu ışığın fanusudur. Bu fanusta zaman ve mekân
Azerbaycan’da bir kent, Nahcevan; Nahcevan’da bir şeyh, Tuğrul oğlu Numan vardı. Yıl, 1875, mevsim bahardı. Nahcevan’da bahar, her yerdekinden daha
Akli melekeleri yerinde, ruh sağlığı düzgün olan hiçbir insanın kendi kendini veya soyunu sopunu ve yakınlarını aşağılayarak teşhir ettiğini tasavvur
«İçtimaî ırk» kavramından ne kastettiğimizi, kâfi miktarda açıkladığımızı sanıyoruz. Siyasî istismarlara fırsat vermemek şartı ile «içtima ırk», bir vakıa olarak
Yirmi altıncı Osmanlı padişahı Sultan Üçüncü Mustafa, padişahlığının ele avuca sığmaz günlerini yaşıyordu. İstanbul, bir o kadar daha İstanbul görünüyordu
Milliyetçiliğin birbirine hiç benzemez, görünüşte çeşitli kılıklara bürünmüş düşmanları vardır. Zaman ve şartlara uymasını gayet iyi becerir. Milliyetçiliğe düşmanlıklarını, derinliğine