EĞİTİM VE MİLLİ KÜLTÜR
Eğitim, yalnız sosyal ve ekonomik hayatın gelişmesinde rol oynamaz. Belki eğitimin en önemli işi, millî kültürü geliştirerek genç nesillere aktarmasıdır. […]
Eğitim, yalnız sosyal ve ekonomik hayatın gelişmesinde rol oynamaz. Belki eğitimin en önemli işi, millî kültürü geliştirerek genç nesillere aktarmasıdır. […]
Eğitim, yalnız ekonomik hayatı etkileyen ve ondan etkilenen bir müessese değildir. Eğitim, her şeyden önce, bir «sosyal müessesedir» ve sosyal
Eğitim ve öğretimde «teori» ve «pratik» iç içe olmalıdır. Sırf teoriden ve sırf uygulamalardan ibaret bir eğitim faaliyeti başarılı olamaz.
Eğitim, bir içtimaî müessesedir ve her içtimaî müessese gibi, belirli fonksiyonlara sahiptir. Eğitimin fonksiyonlarını, ekonomik, sosyal, kültürel ve politik olarak
Eğitim konusunda esaslı bir zihniyet değişikliğine ihtiyaç vardır. Eğitim «insana yapılan yatırım» olarak en önemli, en hayatî bir sosyal, ekonomik,
Eğitim (pedagoji) sahası, fonksiyonları itibarı ile düşünülürse, «Hukuk» ile «Tıb» sahası arasına oturmuştur denebilir. Bir bakıma eğitim, «konusunu», hukuk ve
Bir ülkenin kalkınmasında bunlardan hangisi daha önemlidir? Bu soruya, yanılmıyorsak, doğru düşünmeye alışmış her insanın vereceği cevap aynıdır: <<ikisi de
Politika sahnesinde sık sık rastladığımız kavramlardan iki tanesi üzerinde duracağız. Bunlar <<maddî kalkınma>> ve <<mânevî kalkınma>> terimleridir. Materyalist politikacıya kalırsa
Sosyoloji, sosyal yapıların, sosyal değerlerin ve müesseselerin fonksiyonları ile var olabileceklerini, itibarlarını koruyabileceklerini ve varlıklarını devam ettirebileceklerini ispatlamıştır. Fonksiyonlarını sağlam
<<Eğitim>> bir sosyal vâkıadır. Gerçekten de, târih boyunca, <<eğitimden>> mahrum bir tek insan cemiyeti dahi gösterilemez. En ilkel guruplarda dahi,
Ülkemizde, <<ahlâk eğitiminin>> lüzumuna inanmayacak bir tek aklı başında insan gösterilemez. Ahlâk, insan hayatının en vazgeçilmez yönlerinden biridir. Bununla beraber,
Türk-İslam Ülkücüsü, İslâm’ın ahlâk ve faziletlerine göre yaşamak azim ve kararındadır. Bu Allah ve Resulünün sevdiği ve övdüğü ahlâka sahip
Dinimizde << örf ve âdet>> sözleri beraber kullanıldığından olacak, bu iki kavram birbiri ile karışmaktadır. Daha önceden de belirttiğimiz üzere,
Mütecanis cemiyetlerde, dinin helâl- haram tarzında ortaya koyduğu normlar, ahlâkın iyi-kötü biçiminde sıraladığı normlara paraleldir. En az bin yıldan beri,
Lâik bir ahlâk düşünmek demek, ahlâkı, bir ‘sosyal müessese’ olarak kabul etmemek demektir. Oysa ahlâk pratikte, sosyal bir müessesedir ve