TEBESSÜM
Dün akşam yine yüce çınarın altında meçhul filozofla birleştik. İnsanlığın ilk mümeyyiz alâmeti ne olduğunu sordum. Şu cevâbı verdi. – […]
Dün akşam yine yüce çınarın altında meçhul filozofla birleştik. İnsanlığın ilk mümeyyiz alâmeti ne olduğunu sordum. Şu cevâbı verdi. – […]
Yaklaşık on yılda (ortaokul, lise ve üniversite) öğrencilerine bir yabancı dil bile öğretemeyen Türkiye Cumhuriyeti, ikinci Özal hükûmeti zamanında Millî
“Türk Ülküsü”nün devlet ve millet hayatına hâkim olması için bizim seslenenimiz de oldu. Hattâ yeni ülkücü tipe örneklik de etti.
Öteden beri fikir adamlarımızı meşgul eden esas mevzûlardan biri de Türk kültürünün kaynaklarına inmek meselesidir. Fakat bu kültür kaynaklarının nerede
“Adâlet, kültürün kalbidir.” MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Dâvâsı’nda îdamla yargılanan Başbuğ, savunmasını “adâlet” ve “zulüm” mefhumlarından hareketle yapmıştı. Cihan hâkimiyeti
Kırımlı İsmail Bey’in, ilk fikir ve yazı teşebbüslerinden îtibâren, görüş ufkunun Kırım’la sınırlı olmadığı derhâl göze çarpar: Rusça yazıp, Kırım’ın
Türk Kültürüne Hizmet Vakfı, Cumhuriyetin 100. yılına armağan olmak üzere bir biyografi dizisi hazırlamaya başladı. Dizinin ilk kitaplarından biri de
Tarîkatlar şekil, tavır ve hedef değiştirerek evrilip duruyorlar. Son yüzyılda bunlara cemaat adını verdiğimiz dînî gruplar da eklendi. İlk tarîkatların
Yirminci yüzyılın başlarında Türk milliyetçiliğinin temel gâyesi Türk milletine milliyet şuuru kazandırmak, kısaca “Ne mutlu Türk’üm diyene!” düsturunu Türk halkına
İmtihan kasırgası dindi. Birçok gençlerimiz, yüksekokul ve üniversite kapılarının eşiğinden, endişeli ve mahzun, gözleri meçhul bir geleceğin karanlığına dalmış, dudaklarını
Büyük milletlerin ülküleri vardır. Onlar politikalarını dâima ülkülerinin gösterdiği doğrultuda yürütürler. Uzun vâdelidir, buna devlet politikası denir. Günden güne, kişiden
İnsan da dâhil, bütün canlılar, aşağı yukarı aynı fizyolojik ve biyolojik ihtiyaçlarda birleştirilebilir. Hiç şüphesiz, bu ihtiyaçlar, canlıların yapılarına, türlerine,
Evimin bir penceresi, uzaktan yeşil bir sırta bakar. Oraya tırmanmak için bir keçi yolu buldum. Dün öğleden sonra o sırta
Bu yazıma önce, Atatürk’ün “Ne mutlu Türk’üm diyene!” ve “Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur!” gibi veciz sözleriyle başlamak
Dünya denen mezellete dalsın her isteyen, Ben ırkımın şeref taşan efsânesindeyim. “Sona Doğru” yaklaşırken öğrendiklerim benimle birlikte gitmesin, bir “hoş