Abide Şahsiyetlerden Kasım 2017 Yeni Ufuk Dergisi Yeni Ufuk Dergisi 2017 

ESKİ VE YENİ DİL

Dilimizde, bir nesil için eskiden kelimeler ve terimler-bunlar ister millî kökten, ister yabancı kökten gelsinler- bizim için ölmüş sayılamazlar. Türk milletini, bütün halinde öğrenmek, incelemek ve tanımak isteyen herkes, o kelime ve terimleri anlamak zorundadır.

                Yaşayan nesillerin konuşmakta ve yazmakta olduğu kelimeler ve terimler dilimizin <aktif kelime ve terimleridir.> bugünkü nesiller için eskiyen kelime ve terimler ise kitaplığımıza, kültür ve medeniyetimize mal olmuş <pasif kelime ve terimlerimizdir.>

                Türk milliyetçileri, güçleri yettiği ölçüde, Türk dilini, aktif ve pasif kelime hazneleriyle tanımak, bilmek, öğretmek arzu ve iradesini göstermelidir. Türk millî eğitimi, en az liselerden başlayarak ve bütün yüksek tahsil kademelerinde devam ettirmek üzere, okullara <eski metinlerimizi inceleme> dersleri koyarak, kültür ve medeniyetimizde yeri olan bütün yazılarımızı önem sırasına göre öğretmelidir. Çocuklarımızı kültür ve medeniyetimizi anlayacak, kavrayacak seviyede okumaya ve düşünmeye hazırlamalıdır.

                Dilimize ait <sözcükler>, bu iş kolaylaştırıcı şekilde hazırlanmalıdır. Tarihimiz boyunca, yazılı ve sözlü dilimize giren bütün kelimeleri ihtiva etmelidir. Bu yapılınca –ki bütün güçlü ülkeler böyle yapıyor- görülecektir ki Türk dili dünyanın en zengin dillerinden biridir.

                Zengin ve güçlü bir dil, o nispette başarılı ve verimli bir tefekkür zemini olacaktır. Kelime hazinesi zayıflamış bir nesil, bırakın yepyeni bir tefekküre ulaşmayı, kendinden önce hazırlanmış eserleri bile anlayamaz. Kendini, yabancı <fikir akımlarından kaynaklanmış> birkaç sloganın esaretinde bulur.

                Dil, millî ve beşeri verasetin intikalinde çok önemli rol oynadığından dengeli bir gelişim içinde olmalıdır. Millî yazılı ve sözlü <içtimaî verasetin> nesilden nesile geçişinde topluluklar meydana gelmemelidir. Millî eğitim, mutlaka, temel prensip olarak her şeyden önce atalarımızın tecrübelerine tevarüs etmeyi kabul etmelidir. İnsanoğlu, kendinden önceki tecrübeleri kazanmasa, tevarüs etmese çok fakir ve geri bir hayat tarzına mahkûm olacaktı. Bunu gibi, bir millet, millî eğitimde, millî tecrübesini temel almasa idi <millî şahsiyeti> tehlikeye girecek, millî varlığını kaybedecekti. Hiç şüphesiz, millî eğitimde, < millî tecrübe> beşeri tecrübenin en önemli parçasıdır.

                Milletimizin şerefli tarihi içinde, binlerce ilim, sanat ve fikir adamının adı ve emeği vardır. Türk çocuğu, her şeyden ve herkesten önce bunları, eserleriyle tanıma ve tecrübelerini geliştirme imkân ve fırsatını bulabilmelidir. Bunu yapamayacaksak, yazık olur milletimize. Millî eğitim, her şeyden önce <kendini bilmektir>. Bu sebepten Millî Eğitim Bakanlığımızın alnına Yunus Emre’nin şu meşhur kıt’asını, ateşten yazılarla yazıp asmalıdır:

                İlim, ilim demektir,

                İlim, kendini bilmektir,

                Sen kendini bilemezsen,

                Bu nice okumaktır.

                Sevgili Yunusumuz’un bu mısraları, Bilge Kağan’ın erkek narası ile Orhun Kitabelerine kazdırdığı: <Ey Türk! Kendine dön> ihtarının, bağrı yanık bir Anadolu çocuğunun dilinde hüzünlü ve alaylı bir tarzda; asılarca sonra ortaya çıkmasıdır.

Benzer yazılar