Ekim 2019 Yeni Ufuk Dergisi Yeni Ufuk Dergisi 2019 

TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ VE TÜRK DİLİ

Millet dil ile var olur. Bir maddi kuvvet ve manevi değerler bütün olan milletin, kendi hayat anlayışı, telâkkileri ve dünya görüşünden kurulu millî kültür muhtevasını ifadeye yarar düşünce ve mefhum kalıpları olan kelimelerin meydana getirdiği dilinden ayrı mütâlaa edilmesine imkân yoktur. Bir milletin varlığı dilinin mevcudiyeti ile anlaşılır. Dilini kaybeden herhangi bir topluluk ‘’millet’’ olmaktan çıkar ve bir daha hatırlanmamak üzere mazinin karanlıklarına gömülür, çünkü dil ile birlikte, kütlelerden millet yapan kültür de ortadan kalkmıştır. Bununla beraber, hâlen ayrı bir dile veya aynı ülkede dil birliğine sahip olmadıkları için bu tarihî-sosyolojik kaidenin dışında kalmış hissini veren milletler de görülmektedir. Meselâ Amerika Birleşik Devletleri’nde İngilizce konuşulur. Belçika’da Fransız ve Flâman dilleri; İsviçre’de Alman, Fransız, İtalyan dilleri yazılı ve sözlü vasıtalarıdır. Ancak bu görünüş bizi yanıltmamalı ve tarihî-içtimaî kanunun hükmünü yürüttüğü unutulmamalıdır. Coğrafî, siyasî ve kültürel bakımdan kendi şartları içinde gittikçe ayrı bir millet kıvamında gelişen Amerika Birleşik Devletleri’nde İngilizce öyle bir yol takip etmektedir ki, hemen birkaç nesil sonra bu dilin ‘’Amerikan milleti’’ ne has bir hüviyet kazanacağı muhakkak gibidir. İsviçre’de dil ayrılığının huzursuzlukları şimdilik belirmemiş ise de, Belçika’da Flâmanlarla Fransızca konuşan Wallon’lar arasında bazı görünüş farklarının başlamış olduğu mümkündür. O halde yan yana yaşayan çeşitli topluluklardan ‘’millet’’ bütünlüğüne varabilmenin ilk ve kesin çaresi bu kütleler için müşterek bir kültür dili yaratmaktır.

Her dilin kültür değerleri bütünü olduğu ve her kültürün de zamanla bir millet meydana getirdiği hususundaki ilmî gerçek milliyetçilik anlayışında dilin işgal ettiği mevki ve oynadığı rolü bütün ehemmiyetiyle ortaya koyar. Türkçe de bu tarihî ve ilmî sebeplerle, bizim milliyetçiliğimizin merkez noktasında yer almıştır. Kaldı ki, milliyetçilik ile dil arasında mevcut olan bu parçalanma kabul etmez birlik bilhassa Türkçe için doğrudur. Çünkü, yeryüzünde birbirinden çok uzak ülkelerde yaşamakta olan 100 milyona yakın Türkü duygu ve ruh mihverinde birleştiren ve aralarında kardeşlik hissini her zaman uyanık tutan en mühim kültür unsuru Türk dilidir. Böylece, insanlık tarihinin fecrinden zamanımıza kadar uzun ve hareketli bir mâzide husule gelen türlü siyasî ve içtimaî hâdiseler neticesinde, büyük ekseriyeti yabancı devletlerin azınlık nizamlarına tâbi olan veya terör rejimlerinin zoru ile hürriyet ve istiklâlleri gasp edilmiş olarak çeşitli ülkelerde yaşamak mecburiyetinde kalan Türk kitleleri arasında, kültür birliği esasındaki, duygu ortaklığının temsilcisi Türkçenin, bazı yerlerde uğradığı insafsız baskılara rağmen, hayatiyetini devam ettirmesi eşine az rastlanan bir kültürel ve sosyolojik vâkıa olarak üzerinde dikkatle durulması gereken mühim bir noktadır.

Türkçenin taşıdığı bu hayatiyeti iki yönden mânâlandırmak mümkündür: biri, Türkçenin asırlardan beri sürüp gelen medenî cehitlerin gizli kıymetlerini sinesinde barındırarak zengin bir kültür muhtevası kazanmak suretiyle, dünyanın neresinde yaşarsa yaşasın, Türk Milletinin fertlerini kendi cazibesi altında tutabilecek bir kudret ifade etmesi, diğeri de, Türk milletinin her ne pahasına olursa olsun öz dilini feda etmeyecek kadar yüksek bir kültür ve olgun bir millî hisle donanmış bulunmasıdır. İşte bu durum, yani Türk’ün tabiî temayülü olan milliyetçilik duygusu ile Türkçenin bünyesinde mevcut büyük Türk milletini temsil kabiliyeti, çağımızın Türk milliyetçisini anadiline gönülden bağlayan en kuvvetli faktörü teşkil etmiştir. Bu itibarla Türk milliyetçisinin Türkçeye bakışının, başka herhangi bir milletten bir vatanperverin kendiliğine bakışından çok farlı olacağı tabiidir. Böyle bir anadile sahip olmakla haklı olarak övünülecek taraflar da vardır. Evvelâ Türkçe aşağı yukarı üç bin beş yüz yıldan beri var olan ve tarihî, kültürel hukukuna riayet edildiği taktirde, dünya durdukça yaşaması mukadder bulunan, cihanın en eski ve en kudretli dillerinden biridir. İkincisi, Türkçenin coğrafî  bakımdan yaygınlığının taşıdığı hususiyeti başka herhangi bir dilde kolayca bulmak mümkün değildir. Diğer diller belirli bir bölgenin muayyen sınırları içinde kapalı bir gelişme takip ettiği halde, Türkçe ne tabiî, ne de sun’î engeller tanımaksızın, Türk’ün nüfuz ettiği her yerde kuvvetli karakterini duyurmuş, bunun neticesinde Dalmaçya sahillerinden Çin seddine, Tundra’lar sahasından Hindistan’a ve Mısır’a kadar uzanan iklimlerde Türkçe konuşulur olmuştur. Türkçe, toplulukları ‘’millet’’ yapan Türk kültürünün en belirli damgası olduğuna göre de, bütün bu ülkelerin aslında birer Türk yurdu sayılmasında bir mahzur olmasa gerektir.

Elbette Türkçe dışında, yeryüzünde yayılan başka diller de vardır. Ancak bu dillerin yayılış sebebiyle Türkçenin coğrafî genişlik vasfını birbirine karıştırmamak, aradaki mahiyet farkını dikkatten uzak tutmamak lâzımdır. Meselâ zamanımızda hemen her yerde konuşulan İngilizce bir dünya dili pâyesine ulaşmıştır. Fakat bu çağdaş dünya dili yabancı toplulukları kendi kültür dairesine alamamış, İngilizleştirememiş ve İngiliz milleti sadece Büyük Britanya adasındaki halktan ibaret kalmıştır. Hâlbuki tarih araştırmalarının ortaya koyduğu üzere, Türkçe, çeşitli iklimlerde anadili haline geldiği kitleleri Türklük potası içinde eritmeğe muvaffak olmuştur. Çünkü İngilizcenin yaygınlığı yalnız son zamanlarda görülen büyük ölçüdeki siyasî ve iktisadî faaliyetlerle dıştan gelen baskıların mahsulü olduğu halde, Türkçenin iklimlere hükmetmesi, azametli bir tarihî oluşun insanları doğrudan doğruya mânevî yapı bakımından yeni muhteva kazandıran, içten ve köklü tesirleri neticesidir. Başka dillerin yayılışındaki tarihî ve sosyal sebeplerin sathîliğine karşılık, Türkçenin coğrafyada yaptığı bu derin kültür fütuhatıdır ki, anadilimiz yeryüzünün belki üçte bir kısmında ortak bir kültür âbidesi heybetiyle yükselmiştir.

İşte Türk milletinin ve Türkçenin bu tarihî ve içtimaî oluşu dil mevzuunda Türk milliyetçisinin tutumunu tesbit eden başlıca kriteryum teşkil eder. Kendi dilinin çağdaş medeniyeti tam mânasıyla ifadeye muktedir ve üstün seviyeli bir dil olmasının iştiyakiyle çırpındığı şüphesiz bulunan Türk milliyetçisi için, Türkçenin millî kültür hazinesi vasfıyla, bütün Türkleri kucaklayan birleştirici hususiyeti üzerinde herhangi bir fedakârlık yapmak mevzu bahis olamaz. Türk milliyetçisi Türkçenin bu tarihî ve kültürel hukukunu korumakla kendisini vazifeli addettiği için de son zamanlarda Türkiye’deki dil hareketlerinde görülen lâübaliliğe tabiatıyla tahammül gösterememekte ve memleket fikir piyasasında dil ‘’uzmanı’’ geçinen amatörlerle, ancak asabiye mütehassıslarını alâkadar edebilecek bir muvazenesizlik içinde boyuna kelime uydurarak Türkçenin haysiyetine tecavüz eden birtakım türedilere karşı şiddetle cephe almaktadır. Aslında gerçekçi ve akılcı Türk milliyetçisine göre, bir dilin zenginleşmesi, her biri bir kültür mefhumuna delâlet eden, halk ve yazı dilinde yerleşmiş, canlı kelimeleri atmakla değil, o dili fikrî, edebî, felsefî ve teknik kıymetleri, lengüistik ilminin kaidelerine uygun şekilde tertiplenecek terimlerle donatmakla kabildir. Bunun içinde önce millet fikrî, ilmî ve teknik sahalarda yeni ufuklara doğru yöneltmek icabeder. Böylece medeniyetin yeni kıymetlerini her gün biraz daha kavrayan millet, onların ifade kalıpları olan kelime ve terimleri de öğrenir, sever, benimser. Türkçe de ancak bu yolla yüksek, çağdaş bir kültür dili haline gelir. Halbuki bizim sözde ‘’uzmanlar’’ sayıklar gibi uydurdukları ‘’tilcik’’leri, devlet radyosu dahil, her çeşit neşir vasıtasından faydalanarak millete zorla kabul ettirmek emelindedirler. Bu maksatlı faaliyetlerinde dayandıkları esaslar ve kendilerini bu çıkmaz yola iten bazı art düşünceler yok değildir. Meselâ onlar, bir dilden koparılan bir kelimenin bir kültür mefhumunu da beraberinde getirdiği götüreceğini ve yerine konan bir ‘’tilcik’’in dile bir başka âlemin başka bir anlayışını getireceğini bilirler. Arada bir, artık tarihî fonksiyonunu bitirmiş, kullanılmaz hale gelmiş sözler ve unutulmuş eklerin yardımıyla, fakat çok kere tamamen uydurma olarak ortaya sürdükleri ses garibelerini Türk milletinin muhakeme, düşünce ve zihniyetinde mutlaka bir değişiklik meydana getireceğini hesaplayarak, böylece tahrip edecekleri millî kültür ve Türk maneviyatının yıkıntıları üzerinde hasretini çektikleri bir Marksist ‘’yeni düzen’’ kurmak isterler. Bu ameliyenin tatbik edildiği ‘’halk cumhuriyetleri’’nde ulaşılan kısmî başarı kendileri için canlı örnekler teşkil eder.

Fakat bu maksatlıların bilemedikleri veya farkına varamadıkları iki husus vardır ki, bunlardan biri, binlerce yıllık engin bir tarihin mirasını taşıyan Türk milletinin Demirperde gerisi halkı olmadığı, diğeri de Türk milliyetçisinin tarihî derinlik ve coğrafî yaygınlık gibi iki müstesna meziyeti ile beliren, yaşayan Türkçeyi sonuna kadar koruma kararıdır. Bugün artık bütün şuurlu Türk gençliğinde bir mefkûre sağlamlığı kazanmış olan bu karar, hiç şüphe yok ki, Türk dili vasıtasıyla Türk kültürünü soysuzlaştırmayı ve Dünya Türk Birliği fikrini sarsmayı hedef edinen maksatlıların maskelerini indirecek, Atatürk’ün büyük adı arkasına sığınarak ‘’İlericilik’’ kisvesinde oynanan oyunların iç yüzünde büyük Türk milletine duyurmağa muktedir olacaktır. Türk milliyetçisi aynı zamanda, maksatlı ilericilerin, yüce Türk milletini millî kültüründen tecrit ederek onu iptidaî ve basit bir ‘’yığın’’ hâline getirmek gayretiyle, tamamen bir medeniyet irticaının öncülüğünü yaptıklarını açıklarken, onların daima milliyetçiliğin karşısında yer aldıkları halde neden yalnız dilde ‘’halis kan Türkçe’’ ihtirası ile çırpındıklarını hâlâ fark edemeyen uydurma taraflısı gafil ‘’samimi milliyetçileri de uyarmayı başta gelen vazifesi bilecektir.

Türk milliyetçisinin dil bahsindeki bu tutumu millî olduğu kadar ilmîdir de. Bu hususuda o Türkçülüğün ulu rehberi Ziya GÖKALP’in:

‘’Uydurma söz yapmayız

Yapma söz yapmayız

Türkçeleşmiş Türkçedir,

Eski köke tapmayız’’

sözlerini, kendisi için vazgeçilmesi imkânsız ilmî bir düstûr sayacaktır.

KAYNAKÇA
İbrahim KAFESOĞLU, Türk Milliyetçiliğinin Meseleleri, 2017 Basım Sayfa:92

Benzer yazılar

Leave a Comment